Recipe no Oujisama

000

Biliyorum benden yaoi manga okumaktan bıktınız artık, ama ne yapabilirim seviyorum ve benim gibi sevenlerin gönlü hoş olsun, birlikte okurken mutlu olalım istiyorum.Gerçi bu manga için öyle uzun uzadıya anlatacağım bir şey yok, konusundan ziyade beni daha çok çizimi kendine bağladı.Bazı mangalar vardır, konusu tam keşke birisi yazsa da okusak dediğiniz cinsten olur ama gel gör ki çizim daha ilk sayfadan insanı ortamdan kaçıracak gibi olur.Ama bazı mangalar da tam aksine her bir karesine hayran bıraktırır beni.Ben böyle büyük gözler, abartılı tepkiler ve ciddi duran yüz ifadelerin anında çizgi film karakteri edasına büründüğü mangaları seviyorum işte.Ve bu manga daha ilk bölümüyle kendine bağladı beni.

rstk-scans_-recipe-no-oujisama-003-026

Gerçi sonradan bir baktım, sadece 1 cilt ve 8 bölümden oluşuyor; başımdan kaynar sular döküldü yeminle.Anında yıkıldım ama vazgeçmedim okumaktan; ne de olsa az ve özün ayrı bir kıymeti oluyor.Başta da dedim öyle ahım şahım bir konusu yok, çoğu mangada okuyabileceğiniz gibi sıradan hatta.Esas karakterler bir şekilde bir araya gelirler, önce kavga eder, sonra bir bakmışsın bunların arasında bir kıvılcımlar uçuşmuş gitmiş, ama tabi mutlak bir inkar ve sonrasında gönül baskın gelmiş,bunlar birbirlerine yanaşıvermişler.İşte tam da böyle hikayenin ortasına düşüyorsunuz.Esas karakter dedesi gibi bir yemek şefi olup kedi mekanını açmak istiyor ve bunun için sabahın erken saatinde kalkıp bilmem kaç tane araç değiştirip şeflik okuluna ulaşıyor.Tabi güne daha başlamadan yorulduğu için hiç bir dersi takip edemiyor, gözlerini uykuya teslim ettiği için.

rstk-scans_-recipe-no-oujisama-003-007

Sonra birgün sınıf arkadaşı buna bir ev öneriyor; bu da gidip görüyor, kirası güzel, ev pırıl pırıl, “neden olmasın” diyerek evin dördüncü oda arkadaşı olmayı kabul ediyor.Bir sonra ki gün eşyalarıyla evin kapısına dayandığında ise, dünkü evin aslında bir yalan olduğunu acı bir şekilde fark ediyor.Ev arkadaşları tam bir “yer içer, hiç bir iş yapmayız” modunda insanlar, bu da tabi haliyle önce bir çıldırıyor, sonra bunlara bir yemek yapıp arayı düzeltiyor.Hikaye bizimki ve bir diğer ev arkadaşı olan aktör adayı arasında geçiyor.Gerçi diğer ikisinin arası da çok şüpheli, sanki manga bittikten sonra bir uzantı şeklinde bu ikisi de işlense hiç fena olmayacakmış gibi.Ben ve benim bu gibi bu mangayı sevenlerin ortak temennisi budur zaten.

31

Dediğim gibi konu sıradan, ilerlemesi beklentileri karşılıyor ama esas can alıcı kısım çizimlerinde bitiyor bence, beni okurken çok güldürdü, o sayfaları o kadar aheste bir şekilde geçtim ki, daha uzun ve “yeter artık bitsin” diye okuyacağım tarzda uzun bir manga bile bitirebilrirdim o sırada.Ve anlatacaklarımın hepsi bu kadar, ilginizi çektiyse google’dan bir tıklama hareketiyle okunmak için sizi bekliyor manga.Şiddetle tavsiye edilir.

Crush On You

Crush_on_You_v03_c09a_-_001-002

Vakti zamanında Happy Ending isimli bir manga için tanıtım yazmıştım bloga, geçenlerde ise aynı mangakanın başka bir mangası ilişti gözüme ve kıyamadım bile okumaya.İndirdim, sakladım, bir ara unuttum varlığını ancak okumaya başladığımda o kadar az geldi ki bölümler gözüme, hayır bu kadar olamaz, bunun mutlaka devamı olmalı diyerek ağlandım bile.Bir ağlanan ben değilim, manga için forumlarda tartışılan kısmında muhakkak sonunun yetersiz kalacağının altı çiziliyor, herkes hala ister istemez devam bölümleri beklerken buluyor kendini.Manganın türü için Shounen Ai diyeceğim tabi ki, ama bunun yanında çok güçlü bir Shoujo de.Hatta tanıtım kısımlarında Josei ibaresi bile geçiyor benden söylemesi, siz düşünün artık nasıl bir mangayla karşı karşıya olduğunuzu.

4 volüme 17 bölümden oluşmakta, yani iyi bir manga okuyucuysanız eğer bir oturmada en fazla bir saatinizi alacak; ondan sonra mangakanın başka managları için arayışa girecek ve elinizi boş geri döneceksiniz bu arayıştan.Manhwa olduğu için bir aşk üçgeniyle başlangıç yapıyoruz – adamlar yeminle takık bu konuya-.Gerçi tipik bir kore yapımında bu aşk üçgeninde bir kızın peşinde dolanan iki erkek anlatılır, burada ise -hihiihih- bir erkeğin peşine düşen bir kız ve başka bir erkek var, dikkatinizi çekebildim mi bilmiyorum.

5

Belki de yazının bu kısmında çoktan ekranı kapatmış bile olabilirsiniz ama okumaya devam edenler için ben de yazmaya devam ediyorum.Okulun playboyu diyeceğimiz erkek karakterimiz için elini sallasa ellisi deyimi tam yerinde, adam gününü gün ediyor.Ve hanım kızımız için erkekleri parmağında oynatmak tam bir hobi olmuş sanki, kaşını kaldırıyor ve terk edip yenisine geçiyor.

İşte böyle yerinde durmaz bir ikilinin dikkatini okula yeni gelen ve daha manganın başında bir çok yalnış anlaşılmalara sebep verecek görüntü de olan Jong Yi çeker.Zira okuyacağınız ilk tartışma Jong Yinin cinsiyetine yönelik.Kızımız için o bir erkektir, ama oğlumuz için o anında vurulup çarpıldığı bir kızdır.Ve tabi ki acı gerçek Jong Yi, çok güzel görünen bir erkektir, öyle ki onun erkek olduğunu öğrenip dünyası başına yıkılan erkek karakterimiz için bir süre sonra – ne olursa olsun- vazgeçilmez olacağıdır.

Crush_on_You_v02_ch00_intro_pg013_[EF]

Şimdi düşünün birinden hoşlanıyorsunuz, o size baksın istiyorsunuz,bunu öyle böyle kısmi olarak da başarıyorsunuz ama çocuğun teki çıkmış ortaya sizin hoşlandığınız erkeği ayartmaya çalışıyor, ne yaparsınız.Hanım kızımız bunun altında kalmaz ve büyük bir mücadele başlamış olur, bakalım Jong Yi kimde karar kılacak.Cevabı söyleyebilirim ama okumayı düşünenler için işin zevki kaçsın da istemem.

Bu arada Jong Yi, dış güzelliği bir yana içten de dünyalar tatlısı bir çocuk, bazı yerlerde nasıl düşündüğünü anlamasam dahi sevdim ben bu çocuğu.Hem kızın hem de oğlanın düşüncelerini anlatıyorlar mangada ancak Jong Yinin ne düşündüğünü o ağzını açıp bizlere anlatana kadar anlayamıyoruz, o kadar kapalı tutmuşlar yani okuyuculara.

k6.20

Bu da böyle bir manga için gerekliydi belki de, sonuçta onun ne düşündüğünü bilirsek olayın heyecanı da kalmazdı.Yazının başında da dediğim gibi daha uzun yazıp/çizilebilirdi, mis gibi konuyu kısacık bir şekilde bağlayıp bitirdi;daha uzun olsaydı bunun varlığını bilip sevenler, takip edenler daha fazla olurdu.Ben çok beğenerek okudum, merak edenler boş anlarında bir baksın derim.
.

Honggane

Honggane-8

Uzun zamandır bu mangakanın bir mangasını okumamıştım, bundan yıllar önce gözlerim aka aka bir kaç tane mangasını okumuşluğum var ki, gerçekten çabalayıp bitirmesi çok güç mangalar çiziyor saolsun.Hani okurken kendimi sıklıkla Kore dizisi izler gibi hissediyorum, sadece daha renksiz ve müziksiz halleri gibi.Zaten çizen de Koreli, ve bunlara artık manga değil de manghwa demek daha doğru olur.Uzun zamandır Kore dizisi izleyen biriyseniz eğer ne demek istediğimi rahatlıkla anlayabilirsiniz, hani bazen o kadar arabeske kaçıyorlar ki aşk konusunda elimle tutup iki karakterin kafasını birbirlerine tokuşturmak istiyorum, hatta bazen bu duygu o kadar yoğun oluyor ki kafalarına vura vura kan kusturmak istiyorum.Ve bu mangada ki çiftimiz de saolsun böyle karakterler, yeminle elimde sopa olsa ikisini bir güzel döverdim.

Şimdi esas kız bir ailenin ortanca çocuğu; kendisinden büyük bir abisi ve bir de erkek kardeşi var.Babası dehşet bir şey, çocuklarını elinde sopayla terbiye etmeye bayılıyor; nene ise tam evlere şenlik.Gerçi onu ilk bölümler haricinde fazla da göremedik ya olsun.Kızın abisi teknik lisede okuyor ve o lisenin bildiğin kabadayı kralı, kendi okulu dahil çevre okullar bile onun namını duydukları gibi irkilmeden edemiyorlar.Küçük erkek kardeşi ise başka bir lisede, o lisenin çetesine mensup bir üye.Kızımız ise tamamı bayanlardan oluşan bir liseye gidiyor.Bir gün erkek kardeşi okula gitmediği için onun peş,ne takılıyor ve kendini fark etmeden çetenin buluşma noktasında buluyor.Herkesin ortasında okula gitmediği için kardeşini döverken o çetenin karizmatik lideri bunu görüyor ve “BAM” esas kız-oğlan buluşması cereyan ediyor.

Honggane-10

Bundan sonrası ilk önce kızın bunun peşinde dolanması, sonra çocuğun dolanması; araya giren arkadaşların müdahaleleri,çete savaşları, dedikodular, kavgalar derken manga tam 11 cilt ve 56 bölümden oluşarak daha önden bunun uzun bir okuma macerası yaşatacağını garanti ediyor.Ben yine şanslıyım; tamamlanmış ve çevirisi çoktan yapılmış bir mangayı okudum.Yorumlarını okuduğumda bu mangayı 5 senedir takip edenleri bile okudum; açıkcası bende ne o kadar sabır var ne de unutmadan peşine düşecek kabiliyet.

Bunu şimdiye kadar tek bir manga için yapıyorum, o da güzel bir şey ne yapayım – Finder Series-Kafaya koyarsanız bir günde bile bitebiliyor, en azından ben gözlerim acıyarak bitirmiş bulundum.Devam eden bir si olsaydı, bir yerde bırakır sonra peşine düşmezdim herhalde, ancak bu kadar okumuşken sonunun görmeden bırakmak gözlerime ayıp olur dedim ve inatla okudum.

img000024

Bu mangakanın huyu suyu böyle, en baştan bazı şeyleri kabul ederek okumak lazım onun mangalarını.Mesela, mangalarında her daim güçlü bir kadın karakter vardır, yeri gelir canını sıkan herkesi ya diliyle ya da tekmeleriyle bir güzel dövebilir.Sonra buna aşık olan sadece bir kişi değildir, aksine imkan verilse bütük erkek karakterler bizimkine aşık olma potansiyeline sahiptir.Kore yapımı olduğu için aşk üçgenleri, dörtgenleri görmek yüksek ihtimaldir.

Esas erkek karakterde duygusal olarak konstipedir; duygularını öyle hemencecik dışa vuramaz.Ama var ya sevdi mi tam sever; suyunu çıkaracak kadar hemde.Ve bir de en önemlisi bu mangalarda milyon tane drama yaşanır; yok öyle hemencecik kavuşup mutlu sona erişmek.Ancak tabi ki son beklemeye değecek kadar “mutlu” yazılır; artık o kadar okumadan sonra bence bu kadarını hak ediyoruz zaten.Bu mangada ise şu yukarıda saydım bütün maddeler geçerlidir, artık başka söz söylemeye de gerek yok bence.

8

Öyle aman aman muhteşem bir manga demiyorum ama boş vakitte “vakit” doldurmak için okunabilirler listesine eklenebilir.Yine de bu mangakanın daha kaliteli işleri var, hatta geçenlerde Türkçe’ye çevrilmiş bir tanesini buldum, o kadar uzundu ki okumaya başladım başlamasına ama arada sırada ağlama krizlerine tutulduğum için “yeter bee” diyerek isyan edip kapattım sonunda.Uzun bir şey okuyorsanız en azından içinde azcık eğlence payı olmalı, yoksa çekilmiyor gerçekten.Neyse işte, bu manga romantik-dram kıvamında bir şey, aklınızda olsun derim.

The Game of Cat and Mouse

1

Bu manga serisini kaç defa okuduğumu hatırlamıyorum bile, hatta az önce bir kere okumuş bulundum.Normal bir yaoi olsaydı eğer bu kadar okutamazdı kendini, çünkü normallerde  pek fazla okunacak bir şey oktur, daha çok bolca çizim ve basit bir olay örgüsü vardır o kadar.Ama yaoiların içinden sıyrılıp kendine yer edinenler ise daha çok sağlam bir olay örgüsüne ve hikayeye sahip olanlar çıkmıştır şimdiye kadar.Bakınız Totally Captivated bunların en güçlü örneklerinden birisi.Bu manga serisi neden isim yapmadı, neden şimdiye kadar diğerlerinin arasından sıyrılmadı bende bilmiyorum, belki sadece ben çok seviyorumdur o kadar.Veya bilmiyorum karakterlerin bitmez bilmeyen konuşmaları, devamlı bir şeyleri okumak sıkmıştır insanları.

the_cornered_mouse_dreams_of_cheese_114

2006 yılında Mizushiro Setona adlı mangaka tarafından kaleme alınmış; ilk manganın arkasından 3 sonra sequel’i yazılmış ve bence çok da iyi yapılmış.Mangaka sadece yaoi manga yazmadığı için olsa gerek herhalde, öyle hemencecik olaya girip bitirelim kaçalım kıvamında bir manga olmamış, aksine bizim iki karakter bir araya gelse dahi birinin “şirret” kişiliği saolsun devamlı ayırıp durmuş onları.Ve tabi devamlı olarak bir ayrılma ve barışma muhabbetinin içinde buluyor okur kendini.Bizimkiler üniversiteden tanışık, tam olarak arkadaş bile diyemeyiz.

setona_mizushiro_the_cornered_mouse_dreams_of_cheese_c05.the_cornered_mouse_dreams_of_cheese_166

Yıllar sonra biri evli, diğeri ise onun karısı tarafından tutulmuş özel bir dedektif olarak diğerinin peşinde aldatıyor mu aldatmıyor mu diye iz peşinde.Kadın zaten bir acayip, sadece alış veriş yapayım başka bir şeyle ilgilenmeyeyim havasında.Bizimki aldatmasa bile onu boşayacak koymuş kafaya.Ancak tabi ki de aldatıyor ve dedektif olan elinde kanıtlarla karşısına çıkıyor.

Burada çok önemli bir şeyi öğreniyoruz böylece; dedektif olan diğerine üniversiteden itibaren -hatta ilk görüşten itibaren- aşıkmış; yalnız öyle böyle değil tamamen saplantı halinde.Eline adamı köşeye sıkıştıracak bir koz geçmişken bunu değerlendirmeden geçmek olmaz ve her yaoinın olmazsa olmazı “tehdit ve şantaj” kendini göstermeye başlar.Gerçi bizimkiler boşandıktan sonra bu şantajın da pek hükmü kalmıyor artık.Nitekim zoraki de bu iki bir ilişkiye başlarlar ve bundan sonrası mangayı ele geçirir.Dedektifin saplantılı gelgitleri, diğerinin durgun boyun eğişi ve arada ciddi inatlaşmaları derken bizleri uzun uzadıya bir manga bekler okumak için.

setona_mizushiro_the_cornered_mouse_dreams_of_cheese_c05.the_cornered_mouse_dreams_of_cheese_167

Başta da dedim diğerlerinden farkı, belki uzun dialoglar olsa bu durum esasında mangayı daha sağlam ve kaliteli kılıyor.Nitekim o diyalogların bir çoğu tamamen duygular üzerine kurulmuş; birbirlerini seviyorlar mı, yoksa sadece bu tek taraflı bir aşkın inatla bu noktaya kadar gelmesi mi.Mangaka da ellerine sağlık çok güzel çizmiş, o kadar hoş bir şekilde duyguları yüzlerine yansıtabilmiş ki, hani okumasak sadece baksak çizimlere yine de neler olup bittiğini anlayabiliriz gibi geliyor.Bu manganın kıyıda köşede kalması çok yazık olur, eğer şimdiye kadar okumadıysanız mutlaka bir bakın ve ne demek istediğimi anlayın derim.

Bu arada dediğim gibi manga serisi iki mangadan oluşmakta, ilki; Kyuuso wa Cheese no Yume o Miru ve o bittikten sonra diğeri de; Sojou no Koi wa Nido Haneru..

Hadashi De Bara Wo Fume

hadashi-de-bara-wo-fume-601470

Aktif bir manga okuyucusu olarak itiraf ediyorum uzun zamandır bir Shouju manga okumamıştım veya başladığım mangayı bitirmek -pek beğenmediğim için- nasip olmamıştı.Bu mangayı da çok uzun yıllar önce okumaya başlamış, devam eden mangalar statüsünde olduğu için ve bende daha sonra pek onların peşine düşmediğim için unutup gitmiştim.Geçen akşam bittiğini görünce en baştan okumaya başladım ve 57 bölümü bir gecede bitiriverdim.Shouju türü için belli yaşlarda olmak gerek herhalde ya da ben çok büyük bir haksızlık içine girip bu manga üzerinden bütün tür genelini suçlama eğilimi içine giriyorum.Büyük beklentilerle okumaya başladım herhalde, ondan olsa gerek beraberinde büyük bir hayal kırıklığını da getirdi yanında.Güzel başladı inkar etmiyorum, ama bir süre sonra japon mangası değilde, sanki türk arabeski kıvamında şeyler geçiyor gözümün önünden.

hadashi-de-bara-wo-fume-601365

Sumi, 6 kişilik bir ailenin en büyük kızıdır.Bu aile öyle sıradan bir aile değil; Sumi, onun işe yaramaz, kız ve kumar peşinde koşan abisi ve onun arada sırada sokakta bulup eve getirdiği – terk edilmiş- dört küçük kardeşten oluşur.Sumi bu çocukları özkardeşi gibi sahiplenir ve elinden geldiğince onları büyütmeye çalışır.Ancak eve ekmek getirmediği gibi bir de devamlı borç üstüne borç ekleyen abisi sayesinde evin önünden borçlular eksik olmaz ve bizim gariban ailede yiyecek yemek bulduklarında kendilerini şanslı sayarlar.Bir gün Sumi’nin abisi arkasında bıraktığı bir dünya borçla evden kaçıp gittiğinde, borçlular bizimkilerin kapısına dayanır ve çocukları rehin tutarak borçların karşılığında onları satacağını söylerler Sumi’ye.Bizim kızda çaresiz para bulmak telaşıyla kendini sokaklara atar ve orada işte bu manganın başta sadist ruhlu, sonradan çokça sevdiğimiz erkek karakteriyle tanışır.

hadashi-de-bara-wo-fume-601397

Bu adam Sumi’ye istediği miktarda para verir ama karşılığında Sumi’nin onunla evlenmesini ve ömrünün sonuna kadar onun yanında kalmasını ister.Ancak böyle anlattığım gibi Cindrella kıvamında bir şey değil bu.Adam çok kaba olduğu gibi bizim kızı ezmek, ona hakaretler etmek günlük işinin bir parçasıymış gibi davranır.Sumi’ye onu hiç sevmeyeceğini söylediği gibi, yeri gelir onun sesine bile tahammül edemez ve dediğini yapmadığı takdirde onu denize atacağını söyleyip bizim kızı korkulara sürükler.Onun bu evlilikte ki amacı ve neden bu şekilde davrandığına dair uzun süre soru işaretleriyle gezmiyoruz.Hatta bu manganın asıl mevzusunu sizlere daha anlatmadım bile.Biliyorum, bu tarz mangalarda ya bir kötü kadın vardır
adama aşık olup kıza eziyet çektiren ya da bir adam vardır kızı kendine isteyen ve bunu gerçekleştirmek için elinden geleni yapan.İşte bizim mangamız bu ikinci kısma giriyor -girmez olaydı- ve güzel başlayan bir mangayı takıntılı bir kötü karakterin elinde ziyan edip gidiyor.

hadashi-de-bara-wo-fume-701418

Adamın iyi yürekli bir çocuklu arkadaşı vardır ve Sumi’yi gördüğü andan itibaren ona aşık olur ve onu elde etmek için elinden geleni yapar.”Elinden geleni yapar” dediğimde ciddi manada söylüyorum, ben böyle bir takıntı görmedim azizim, resmen ortalığı dram gölüne çevirdi; iki dakika önce gülüp durduğumuz karakter gitti yerlerine devamlı ağlayan ve acı çekenler geldi.İçim çürüdü valla okurken, sırf sonunu görüp huzura erişmek için devam ettirdim yemin ederim.Bir de o anda netim yoktu, yani dikkatimi dağıtacak başka bir şey olsaydı eğer ben bu mangayı çoktan terk etmiştim.Hikayenin sömürgen ruhunu bir kenara bırakırksak güzel kısmı sadece çizimleri diyebilirim, özellikle Sumi’nin güzelliği ve o mimikleri beni benden aldı.Bir de küçük kardeşleri çok tatlıydı, ya valla anlattıkça bu canım mangayı nasıl ziyan ettiklerini daha iyi anlıyorum, yazık ettiler güzelim mangaya.Böyle işte, canınız sıkılırsa bakın derim ama beğeni garantisi veremem.

Ametora…

1

 

Artık ben mi okuyacak manga bulamıyorum yoksa çok mu seçici oldum anlamış değilim.Mangadan kastım aslında tek bir spesifik alana kilitli; yaoi.Nerde kaldı şöyle güzel okunası yaoilar, zamanında üst üste kusturacak kadar okuduğum için mi şimdi hepsi birbirinin aynı geliyor ya da gerçekten artık güzel yaoi yok mu.Bıkmış değilim, tam aksine olsada okusak havasındayım, ve bu serzenişlerim esnasında bu güzel mangaya denk geldim.İşleniş tarzı ve karakterleri çok hoşuma gitti, geriye dönüşler başlangıçta biraz kafa karıştırıcı olsada sonlara doğru hikayeyi güzel toparlayabilmişler.Ancak bu övgü dolu özelliklerinin yanında tek bir kötü tarafı var ki, uzun bir seri olmayışı.Anlatmak istediğini anlatıyor ve yan hikayeler dahi sunmadan defteri kapatıyorsunuz.

h019

Ana karakterimiz üniversitede çalışan çok zeki ve meraklı bir bilim insanı.İş ortağıyla birlikte gitmeyi planladığı seyahate onu kızdırdığı için yalnız gitmek zorunda kalıyor ama yolun ortasında yine iş ortağı ve onun üç arkadaşıyla karşılaşıyor.İstikamet aynı olduğu için araç sıkıntısı çekmemek adına bu geziyi birlikte geçirmeye karar veriyorlar.Adam çok saf ve çok meraklı; yerli yersiz her şeyin resmini çekmeye bayılıyor.İş arkadaşı ise bizimkine aşık aslında ve görünüşte tam bir dünya tatlısı, tabi içinde ne tilkiler dönüyor onu diğer üç arkadaşına sorun.Hikaye bizimkilerin kavuşması adına süründürmüyor, o açıdan okuyanın içi rahat, zira bir kaç sayfa çevirdikten sonra karşılıklı bir duygu alış verişi yaşanıyor.

jggscans_ametora_v001_ch003_p015

Hikayeyi sırtlayan şey bu üç arkadaş aslında.İş ortağı en başta bizimkini kızdırmak adına, bu üçünden birinin eski sevgilisi olduğu lafını atıyor ortaya ve bizimkini büyük bir şüphe yumağının ortasına atıyor.Acaba hangisi diyerek geçiriyoruz zamanımızı, bir de bunlar da rahat durmuyor tabi.Devamlı bizimkini kızdıracak bir hareket içindeler.Çok rahat kendini takip ettirebilen bir konusu var ama uzun bir seri için herhalde can sıkıcı olacağını öngürülmüş olmalı ki, hikaye bir çırpıda vuslata eriveriyor.Tek tesellimiz sonrasında bir kaç sayfa gösterilen bizimkilerin gidişatı o kadar.En başında da dediğim gibi uzun zamandır beni bu kadar saran tatlı bir hikaye okumamıştım.Ki bilir gün gelir belki devamı niteliğinde bir şeyler de okuruz, sonuçta bu sektörde hiç bir şeyin sonu geldi denmez..

Merak uyandırabildiysem eğer – yeteri kadar reklam aldı sonuçta- okumak isteyenleri buraya davet edebilirim, zaten bir çırpıda bitiverecek..

Totally Captivated Seguel’ini sunar..

tc_sequel_v01_001

Bugünü göreceğime hayatta inanmazdım ve hatta açıp okumaya başladığım anda dahi inanamadım. Totally Captivated yıllar önce ortalarda dolanmaya başladığında nasıl heyecanla okumuş, sonra üstünde bir dünya muhabbet döndürmüştük.Ve hatta daha sonra -şahsım adına diyebilirim- Türkçe çevirisini ezberleyene kadar canım sıkıldıkça açıp okumuştum.Hala bilgisayarımın bir köşesinde durmakta.Devamlı takip ettiğim bir iki yaoi sitesini bu akşam gezinirken bilin bakalım karşıma ne çıktı; serinin yan ve devam hikayeleri, hem de beş tane.Belki en son ben duymuşumdur bilmiyorum ama fark ettiğim gibi saldırıp tüketmem bir oldu.

tc_sequel_v05_068

Bir de bu beş parçanın esas hikayeden farklı bir kısmı var; ki bunları okuyan daha ilk sayfadan anında farkedecektir durumu.Ana hikaye daha çok Shounen Ai iken bu sequel’ler tamamen yaoi sanatının birer ürünü diyebilirim.Okuyanlar bilir, Totally Captivated’de iki erkek arasında yaşanan aşkı anlatsa da, cümleler dışında ilişkilerine dair grafik bir resim bulamazsınız.Ama beş parçalık sequelinde Tilki Jung ve esas oğlan Mookyul’un maceraları her anıyla tasvir edilmiş.Ve hatta bu ilişki dinamiğinde Mookyul’un dominantlığı bir daha vurgulanmış sanki.Bunca aradan sonra hiç böyle bir şey beklemiyordum, benim için tamamen bir akşam sürprizi oldu.

tcs_v03_067

Bu ikisini bıraktığımız yerden nasıl devam ettikleri, Jung’un resme dahil olmadan önce Mookyul’un kendi gangster ekibiyle yaşadıkları ve bolca birbirlerini kovalama sahnesi.Eski bir alışkanlık kendini anında hatırlatıp hoş bir nostalji duygusu yaşattı insana.Benim gibi sonradan fark edenler için duyuruyorum, hemen okumanızı ve bu ikisini hatırlamanızı tavsiye ederim en şiddetli haliyle.Sizleri buraya alalım..

Happy Ending…

Uzun zamandır BL manhwa okumamıştım, dün akşam geri dönüşümün şerefine anında karşıma çıkıverdi; biliyorsunuz manhwa bulmak kolay olmuyor özellikle BL türünde sayılı çıkıyor karşımıza.Veya ben ortamdan uzak kaldığım için artık ulaşım yollarını bilemiyorum; durum böyle olunca bulduğumuzu kaçırmadan okumak boynumuzun borcu.Bir de karşıma çıkan manhwa renkli olunca daha bir keyiflendim.Manga okurken insan siyah beyaza alışıyor, hatta renkli hallerini hayal bile edemiyor, ama arada sırada böyle renkli okumak hoş bir farklılık yaratıyor.Açıkcası renkli okumak her daim tercihim değil, bazı renkler hayal gücünde saklı kalmalı ve okuduğumuz şey renkli ise o renkler gözü almamalı.Bu manhwada renkler o kadar da rahatsız etmiyor hatta hikayeyi daha bir anlamlı kılıyor.

Gelecekte geçen bir hikayedeyiz; başarılı bir iş adamı olan ana karakterimiz, ülkenin en zenginlerinden birinin gayri meşru oğlu aynı zamanda.İş yerinde yaşanan bir sorunla 3 aylık bir süre için kendini işden uzaklaştırıp tatile veriyor.Ama asıl mesele burada; kendisi bir iş kolik olduğu için boş zamanında neler yapacağını bilemiyor.Babasının desteğiyle değil, kendi hakkıyla bir yerlere gelmek için çabaladığından, bütün hayatını iş üzerine kurmuş.Eski sevgilisi, onun bu boşluğunu görüp biraz da dalga geçmek için belki de, ona bir dergide gördüğü “kolay ilişki” reklamını gösteriyor.Kendi özelliklerinizi, karşı tarafta görmek istediğiniz özellikleri bilgi olarak veriyor ve hiç bir sorumluluğun olmayacağı bir ilişkide belirlenen süre dahilinde hayatınıza mutluluk katıyorsunuz.O da belki de meraktan, belki de can sıkıntısından başvuruyor ama kapısında beliren karşı cins yerine kendi cinsinden bir insan oluyor.

Yazarken bile kahkaha atıyorum; “nasıl olur, bir yanlışlık olmalı” diyerek saldırıyor telofona, şirkete ağzına gelen her şeyi söylüyor.Ama anlaşmanın farklı bir formuyla yollarına devam ediyorlar; gelen adam evinde kalacak, yemek yapacak, onunla vakit geçirecek ama hepsi o kadar.Bu şekilde başlayan ev arkadaşlığı eski sevgilinin de araya girmesiyle alıp başını gidiyor.Başlangıç çok güzel, gidişat da öyle ama ortamda bir karamsar hava olduğu gerçeğini okurken inkar edemiyorsunuz.Zaten diğerlerine nazaran çok kısa bir manhwa, bir çırpıda başlayıp bitiveriyor.Devamı olsa asla hayır demem, ama ellerinde bir hikaye varmış, başlangıç ve bitişi belliymiş gibi anında hedefine ulaştı ve bitiverdi.Buraya yazdığım mangalar benim için değerli oluyor bir süre sonra, bunu da o kategoriye sokmak için elimden gelen her şeyi yapıyor, hatta merak edenlere bir işaret gönderip yazıyı bitiriyorum.

Seven Days…

Uzun zamandır güncelleme yapmamışım, ne zaman elim klavyeye gitse sonra yazarım diye diye bugünlere kadar geldik.Artık bu akşam pes ettim ve içimdekileri kusmaya karar verdim.Yaoi manga sevdam kaldığı yerden devam ediyor, en son bahsettiğim manganın üstüne ne kadar daha okudum bilmiyorum ama sayı tutsam beni bile korkutur herhalde rakam.Yine de içlerinden özellikle bu beni çok cezp etti, yine anlamsız bir sahiplenme dürtüsü içine girdim.Seven Days, adından da belli olacağı gibi yedi güne sığan, ilk günden başlayıp son güne kadar değişen duygular üzerine bir manga.Ve artık “yaoi” nedir diye bahsetmeye gerek görmüyorum, o bir köşede kalsın.

Aslında okul temalı mangaları artık pek sevemiyorum, bilmiyorum belki de ergen krizleriyle uğraşmak yormaya başlamıştır.Ama nedense bu mangada liseli gençler durumu hiç gözüme batmadı, hatta hikayenin başlangıç noktası bile yeri geldi heyecan verici bir hal aldı.Görünüş olarak kızların hayalindeki prens gibi duran ana karakterimiz, ne zaman bir kızla çıkmaya başlasa, sonunda görüntüsünün aksine pek de cazip gelmeyen kişiliği nedeniyle terk edilip duruyor.Ama bu durum pek de umrunda değil; asıl mesele de burada işte, “umursamıyor.” Kendisinin aksine diğer ana karakterimiz ise, haftanın başında kendisiyle ilgilenen kızlarla haftanın sonuna kadar gezip tozuyor ve sonra “kusura bakma seni sevemem” diyerek onları terk ediyor.Böyle yapmasına rağmen onun hakkında hiç bir kız kötü konuşmuyor, o denli cezp edici bir kişiliği var.

Bu ikisi aynı sınıfta değiller ama okçuluk klübünden birbirlerini tanıyorlar.Bir hafta çıkma olayını bilen ilk karakterimiz, bir pazartesi sabahı öylesine takılıyor diğerine, bu hafta benimle çık diye.Daha o buna gülmeye fırsat bulamadan, diğeri ciddiye alıyor tabi bu teklifi ve böylece onların bir haftalık maceraları başlamış oluyor.Tabi bir hafta sonra değişecek dengeleri tahmin etmek sonu mutlu biten bir manga için o kadar zor olmasa gerek ama yine de okuyup görmenin tadı bir başka oluyor.Yine reklam kokan davranışlar içindeyim, farkındayım ancak bu konuda kendime engel olamıyorum.Yarım saatliğine hoş vakit geçirmek isteyenler için şiddetle önerilir, buradan okuyabilirsiniz.

Devamlı manga okuyunca insanda bir seçicilik oluşuyor zamanla; ben sade çizimli mangaları tercih ediyorum ve tabi bol konuşmalar olmasın, az ve öz ne düşündüklerini anlayalım yeter.Hem konusu hem de bu özellikleri nedeniyle beğendiğim bir manga kendisi, her daim karşımıza çıkmıyor böyleleri.Şimdilik bu kadar, başka manga tanıtımlarında görüşmek üzere..

Doushitemo Furetakunai…

Uzun zamandır yaoi manga tanıtımı yapmıyordum sanırım; ama bunu görünce dayanamadım işte..Bir akşam vakti öylesine indirdiğim, sonradan –okumadan tabi- varlığını bile unuttuğum, geçen akşam karşıma çıkınca “bu neymiş” diye bakındığım ve okuyunca duygu yüklenmesinden nasıl tepki vereceğimi bilemediğim bir manga işte bu..Aslında bütün manganın özeti bundan ibaret diyerek merak dolu bir cümle kurmak isterdim ama haksızlık olur okuduklarıma; azcık bahsetmek gerek..

Şöyle söyleyeyim; bitirdikten sonra aynı mangakanın diğer mangalarına da saldırdım – en az bunun kadar güzel olur umuduyla- ama en uzun serisi buymuş ve diğerleri de daha bitmiş değil.Güzel şeylerin azlığından olsa gerek, hal böyle olunca bu mangaya daha fazla sarılmış oldum..İşe yeni başlayan; sessiz, utangaç, düzenli bir karakterimiz var elimizde, onun karşısında da bölüm şefi olup bizim çocuğun yeni patronu olan; gürültücü, içki ve sigarayı en iyi dostu olarak gören diğer karakterimiz.Bizimki işe ilk başladığı gün; bununla aynı asansörse biniyor ve yandaki adamdan gelen içki, sigara kokusundan ne kadar nefret ettiğini söylüyor; tabi içinden..

İlk tanışmaları güzel geçmiyor tabi; hatta bizim çocuk için bu adam hayatta dönüp bir kere daha bakmayacağı türden bir insan.Öyle böyle derken günler geçiyor; patron her gördüğünde bizimkine takılıp duruyor; ama adamın aklında “ben bu çocuktan hoşlanıyorum” düşüncesi yok, sadece bir iş arkadaşı olarak görüyor.Bizimki de o bakmadığı zaman uzaktan izliyor patronu, o kadar; sonuçta kendini bir belaya bulaştırmanın manası yok düşüncesinde..Hikaye bunların bir araya gelmesini, zamanla değişen ilişkilerini ve yaşanılan zorlukları anlatarak ilerlemeye devam ediyor..

Ama öyle sıradan bir yaoi değil; içerik var, ucundan bucağından gerçekçilik var..Ayrıca çizimleri çok güzel, “kaliteli” dediğimiz türden.Şimdi kaç defa okudum tekrardan bilmiyorum ama bilgisayarın bir köşesinde saklanacaklar arasında.Mutlaka bir göz atın derim, çok güzel.Buradan okuyabilirsiniz..

Koi ni Ochiru…

Az önce çok tatlı bir manga okudum; aslında biraz “acı-tatlı” bir şeydi ama, ne bileyim güzel geldi gözüme, gönlüme.Amaç aşkı anlatmak olsa gerek, yine lise öğrencileri üzerinden bahsediliyor bir şeylerden.Ama öyle sıradan lise temalı mangalardan olmadığını, daha ilk sayfalarda gösteriyor rahatlıkla..Manga okumaya ara vermiştim, bu arada gerçi pek bir şeye yöneldiğimi de söyleyemem ama yine de yeniden geri dönüp okumak iyi geldi..Mangada ki hanım kızımız çok tatlı bir şey; lise hayatında okula gidip gelmekten başka bir şey yapmayan, sıradan günler geçiren sıradan bir öğrenci..

Her hafta nefret ettiği matematik dersi için gittiği sınıfta, “yarın hafta sonu” yaşasın diyerek kendini teselli ediyor.Bir gün oturduğu sıraya karalanmış bir resim görünce kendisi de o resmin yanına bir şeyler karalayıveriyor.Sonraki hafta, o cevap veriyor, bir sonraki hafta diğeri derken bu sohbet alıp başını gidiyor.Ama o “diğeri” ile bir türlü karşılaşamıyor, kim olduğunu merak etse de, bu sohbetten olabildiğince memnun.Bir akşam ders çıkışı, sınıf arkadaşlarından birini kendi otobüs durağında görünce daha önce pek konuşmadığı bu çocukla sohbet etmek zorunda kalıyor..

Sağdan soldan konuşurken hayatında ilk defa farklı bir şeyler hissetmeye, sınıfta devamlı gözleriyle bu çocuğu takip etmeye başlıyor..Sonradan ufak ufak şüphelendiği şekilde, aslında yazıştığı çocuğun da o olduğunu öğreniyor.Manga açısından en büyük spoilerı vermiş bulunuyorum şu an, onun için artık içerik bakımından susmanın zamanıdır.Manga pek uzun değil, 5 bölümlük, 20 dakikalık bir şey; ama uzun zamandır manga okuyanlar için ağızda değişik bir tat bıraktığı ortada.Özellikle son bölümleri için, bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum.

Hani on üzerinde bir puan vermem gerekirse 6 ancak alır benden ama yine de konuyu işleyiş tarzı açısından övgüyü hak ediyor; ayrıca çizimlerde güzel.Merak edenlere duyurulur, buradan okuyabilirsiniz..

He’s Dedicated to Roses

İki gece önce öylesine başladığım bu manga; beni o kadar sardı ki dedim ben bunu online okursam bitiremem, indirip sanki yarın yokmuş gibi sonuna kadar okudum.Kaç saat okudum hatırlamıyorum bile, ama bitirdiğimde gece yarısını geçmişti, kafamı yastığa koyduğum gibi uyuyuverdim. Bu mangakanın okuduğum diğer mangalarından daha önce bahsetmiştim; ve ne zaman birini bitirsem bir daha okumam derken buluyorum kendimi; ama işte görüldüğü üzere sonuç ortada.Neden söylüyorum peki bunu; çok uzun olmaları bir yana – ki aslında ondan da şikayetçi değilim- konu o kadar yılan hikayesine dönüyor ki, üst üste okuyunca ister istemez bana bir fenalık geliyor..

Çoğu mangasında kadın karakteri; hep güçlü çiziyor; tek yumruğuyla erkekleri bir güzel dövebilen; öyle süs düşkünü olmayan ve başta bir kere sevdi mi sonuna kadar aynı çocuğu seven kızları oluyor hep.Bende seviyorum bu karakterlerini; ama bu kadar güçlü yaşantılarının yanı sıra bir de acıklı yanları oluyor ki, okurken içi acıyor insanın.Buradaki kızımız ise; çocukken babası iflas edince, babasının bir arkadaşı onların borçlarını ödüyor ve bizim kızla ailesini kendi evine alıyor..Tabi baba artık şoför, anne ise evin hizmetçisi konumunda.Bizim kızda evin şımarık ve bir o kadar kötü kalpli gıcık kızının “arkadaşı” olacağını düşünürken kendini onun hizmetçisi olarak buluyor..

Kırılan oyuncakların suçu hep bizimkinin üstünde; prenses kılıklı ise cidden tam saç baş yolmalık.Okulda erkeklerin prensesi konumunda, kendini herkesten yüksek görüyor ve hiç kimseyi beğenmiyor; devamlı olarak bizim kızla dalga geçip onu ezmesi de cabası.Bizimki de çocukluğundan beri bu kıza sırf ailesinin hatırına karşı çıkamıyor ama bir şekilde de stresini atması gerek.O da çareyi erkek kılığına girip sokaklarda kötü çocukları dövmekte buluyor.Ne zaman stresle dolsa, anında üstünü değiştirip bir iki tekme tokat, yeniden hayata gelmiş gibi hissediyor. Kızın bu halleri her ne kadar güldürse de; ailesinin dramını okuduğumuz bölümler, çok acıklıydı..

Zaten manga genel olarak bir aksiyon çizgisinde ilerliyor ama istediği zaman dramı da çok güzel ön plana çıkarabiliyor..Bizim kızın hayatı böyle geçerken bir gün parkta çok ama çok yakışıklı bir çocuk görüyor; çocuk kızın tekiyle ayrılmak için bizim kızı gördüğü gibi yanına çekiyor ve “bu benim yeni sevgilim” diyerek onu öpüyor..Sonrasında özür olarak yüklüce bir para verip çekip gidiyor.Kız tabi şok olmuş vaziyette; hani o an aklı başında olsa çocuğa bir kafa gömecek, eşek sudan gelinceye kadar dövecek onu..Sonrasında da erkek kılığına karşısına çıkıp dövüyor da onu; parayı fırlatıyor suratına.Ama işte işler o andan itibaren karışıyor; zira çocuk aşık olmuş gibi bizim bu erkek kılıklının peşine düşüyor..

Bizimkini erkek olarak biliyor; onun kız halini hatırlamıyor bile..Ama o haliyle bile onun peşinde; deli gibi sokaklarda onu arıyor..Bizimki de en içten kızsal duygularıyla kendisini arayan bu dünyalar yakışıklısı çocuğa boş değil ama işin acı kısmı, ne zaman kendi kız görünümüyle bu çocuğun karşısına çıksa; çocuk “sen kimsin dört göz” diyerek kovuyor bunu.Ama erkek haliyle göründüğünde, çocuk nasıl bir kişilik değişimine giriyor anlatamam; eriyor resmen, şeker kıvamında dünyalar tatlısı oluyor..Bu çocuk gerçekte kim, ne iş yapar; neden bizimkinin peşindedir sorularının cevabı mangada.Tabi bir de bizim boğulası prensesimizde bu çocuğu görüp ona aşık olunca işler sarma sarmaya başlıyor..

Bir başladınız mı, sonuna kadar bitirmeden bırakamıyorsunuz okumayı; en azından bende öyle oldu.Bir de öyle vasat bir bölümü yok hiç, hep aksiyon, hep heyecan..Ama üst üste okumak başta da söylediğim gibi bünyeye zararlı olabiliyor.Tavsiye edilmekle birlikte merak edenler buradan okuyabilir, veya buradan bütün bölümleri indirebilir..

Love so Life…

İstesem blogu bu kadar manga diyarı haline getiremezdim herhalde; ama bana dönem dönem geliyor bunlar.Önce kore filmlerinde çok takıldım, hatta o zamanlar –işsizdim de- günde 2 film izler, siteye az bir şeyler atardım.Şimdilerde mangalara takılmış gidiyorum; okuyordum öncesinde ama böyle oturup iki çift bir şeyler karalamak zor geliyordu o zamanlar.Şimdi okuduğum en küçük bir kareyi bile paylaşasım geliyor.Bu mangayı da dün akşam okudum; gerçi bitmemiş mangalara bulaşmayacağım diye kendime söz vermiştim ama olmadı işte, yine başladım, bakalım kısmet ne zaman biterse..

Şimdilik toplamda 6 bölüm çevrilmiş; ama aktif bir çeviri olursa – ki bana biraz öyle geliyor- kısa zamanda bitirip mutlu oluruz..Zira insanları mutlu etme potansiyeli yüksek bir manga..Liseye giden 16 yaşlarında bir kızımız var; kendisi bebekken babası, 5 yaşındayken de annesi öldüğü için yetimhanede büyümüş, hala da orada kalıyor.Masraflarını çıkarmak için bir kreşte çocuklara bakıyor; okuldan kalan boş zamanlarında..Yetimhanede büyüdüğünden dolayı özellikle ailesi olmayan çocuklara çok düşkün, onlara bakmak ona iş gibi gelmiyor, o kadar seviyor yani onları..

2 yaşında ikizlerimiz var; bu küçük kızlar bizim kızın peşinden ayrılmıyorlar kreşte.Amcaları onları almaya geldiğinde başlıyorlar ağlamaya; biz ayrılmak istemiyoruz diye.Amca da bu arada canından bezmiş; erkek kardeşinin karısı ölünce kardeşi buna dayanamayıp evi terk ediyor ve çocukları onun başına bırakıyor.Bu bizim garipte bir taraftan işe gidip geliyor, bir taraftan bu canavarlarla uğraşmaya çalışıyor.Çocukların kızı çok sevdiğini görünce, ve bir tek kızın sözünü dinlediklerini fark edince ona bir teklifte bulunuyor; şimdiki maaşının iki katı paraya sadece iki çocuğa bakma şansı..Eğitim masraflarını düşünen kızımız da bu teklife balıklama atlıyor tabi; ve onların evine doğru yola çıkıyorlar..

Aslında bizim kız için çok duygusal sahneler var mangada; uzun süredir bir evde yaşamamış, bir ailenin üyesi olmayı nerdeyse unutmuş.Amcamız da gün geçtikçe kıza daha fazla yakın hissediyor kendini, onu sevindirmek için elinden geleni yapıyor.Önceleri yabancı olan bu dörtlü artık sokağa çıktıklarında çekirdek aile gibi görünüyor diğerlerinin gözünde, anne baba ve ikiz kızları..Kızlar da çok ama çok tatlı bu arada; o kadar tatlı kıyafetler giydiriyorlar ki onlara , şirinliklerine bakakalmak boynumuzun borcu oluyor.Bir de kızın çocukları ikna konuşmaları çok güzel; televizyona yakından baktıkları için onları “ama televizyona çok yaklaştığı için utanır sizden” diyerek uzaktan seyretmeye ikna ediyor..

Amcanın kendi içindeki çelişkileri de takip edilmeye değer; belli kıza değer veriyor, mutlu olmasını istiyor ama ne zaman kendini kıza biraz daha yakın hissetse vicdan azabı çekiyor, sonuçta kız daha lise öğrencisi.Amca da çok yaşlı sayılmaz gerçi; yıldızı parlamaya başlayan bir haber sunucusu, sokakta millet devamlı imza diye durduruyor adamı; daha 20’li yaşlarında..6 bölümde aralarında bir şeyler görmüyoruz tabi, ama ben ilerisi için oldukça ümitliyim; en azından düşünceleri o yönde..Çizimler çok güzel, hikaye güzel, bir de bitmiş bir manga olsaydı on üstünden on alırdı ama biraz kesintiye gidip on üstünden ancak yedi verebiliyorum..

Bitmemiş manga okumam diyenler uzak dursun; ama benim gibi yok ben takip ederim yeni bölümleri diyenler buradan okuyabilirler..

Lovely complex plus…

Lovely complex’i bilmeyen yoktur sanırım; izlenmediyse bile en azından ismini duymuşsunuzdur.Sanırım bir sene olmuştur animesini izleyeli; o zamandan beri yer yer artan veya azalan bir sevgi durumu içindeyiz bu animeye karşı.Geçenlerde kardeşim indirip bir daha izlemişti, bende uzaktan bakıvermiştim.Bu animenin –her animede olduğu gibi- bir alt yapısı var tabi ki, o da mangası..Bunların ilk önce mangaları çıkar, bir bakılır seviliyor mu diye; tamam seviliyorsa, tuttuysa arkasından çok güzel bir animesi yapılır.Ben genelde önce mangalarını okurum, sonradan animeye geçiş yaparım.Ama Lovely Complex için, direk animeden giriş yaptık..

Seri bitince dönüp mangasını da okumaya başladım tabi, ama hikayeyi bildiğim için öyle aktif bir şekilde sonuna kadar okumadım.Neyse bu akşam, ben başka mangalarda gezinirken kardeşim bunun bir plus’ı olduğunu söyleyince ve de beni kahkahalarıyla rahatsız edince bende dayanamadım aldım linki başladım okumaya.Ama var ya okudukça ne kadar özlediğimiğ hatırladım bir yerde; sayfalar geçti gitti, ben güldüm eğlendim; derken bir lovely complex hissi – uzun zamandır unutmuşum bu hisi- kendini etrafa salmaya başladı.Bir de bilmediğimiz kısımları anlatıyor Otani ve Risa’nın öyküsünde..

4 bölümden oluşuyor; her bölüm yaklaşık 50 sayfa, toplamda 200 sayfa gibi bir şey ediyor ama inanın ama çok kısa bir sürede bitiveriyor; en azından bana öyle geldi.ara vermeden arka arkaya geçince elindeki azcık mangayı da hemen tüketmiş oluyorsun.Her bölüm farklı bir yönlerini gösteriyor bu ilişkinin.İlk bölümde; Otani’nin orta okul zamanı basketbol takımına girdiği anları gösteriyor.O kısacık boyuyla çabalarını, arkadaş edinmesini ve herkese kendini sevdirmesini.Valla bu bölümü okuduktan sonra bende onu ne kadar çok özlediğimi hatırladım..İkinci bölüm ise Risa’nın kendi arkadaşlarıyla olan ilişkilerini ve ilk defa aşık olmasını anlatıyor.

Ne kadar heyecanlı değil mi; Risa’nın ilk aşkıyla tanışmak.Normalde olsa gıcık olurdum ama burada olamadım işte; zira aşık olduğu çocuğu seviyorum ne yapayım.Fazla spoiler vermeden anlatmak istiyor onun için yazdıklarım umarım olayın heyecanını yerle bir etmez.Neyse gelelim üçüncü bölüme; bu ikisinin ilk defa yüz yüze geldikleri harika bir bölüm..Salaklar birbirlerini hatırlamıyorlar tabi.Ve son bölüm, ikisinin lise mezuniyeti sonrası üniversite dönemlerine ve ilişkilerine bir yolculuk vaat ediyor.Harikaydı valla; otuz iki diş sırıtarak yazıyorum bu yazıyı şu an.Ne denir bilmiyorum; Lovely Complex’i sevenler, şimdiye kadar bunu okumamış olanlar mutlaka bir göz atıp, tekrardan o heyecanı yakalasın derim.Buradan okuyabilirsiniz..

Bu arada hatırladığım bir şey daha; bu ikisi gerçekten çok salak..

Abiru Junjou …

Manga delisi bünyelere bir manga önerisiyle geri dönmüş bulunuyorum.Ne zaman okuduğumu hatırlayamadığım, hatta “kaç defa” okuduğum hakkında hiçbir fikrimin olmadığım, çizimlerine kurban olduğum, hikayesini sevdiğim bu sevimli mangayı geçen gün yine bir yaoi önerisi verirken fark ettim tekrardan.Hani insanlara bir türü sevdirmek istersiniz ya; işte o zaman o türe ait en güzelleri öne sürerek biraz da “kandırma” politikası içine girersiniz, işte şu an için bende tam olarak onu yapıyormuşum gibi hissediyorum.Kendimi bu şekilde de ele vermiş bulunuyorum..

Her ne kadar shoju mangalarda sıklıkla işlenen bir konu olsa da; aynı şekilde yaoi mangalarda da lise mevzusu almış başını gitmiş vaziyette..Bizim ana karakterimiz; bebekken annesi tarafından terk edilmiş, büyükannesi tarafından büyütülüp, hayata hep meraklı ve olumlu bir gözle bakabilen şeker bir karakter.Büyükannesi hastalanıp, hastaneye kaldırılınca bu evde tek başına yaşamak zorunda kalıyor..Hikayemizde bunun yan tarafındaki boş daireye birisinin taşınmasıyla başlıyor.Bunda pek de abartılacak bir şey yok ama eğer komşusunu bir erkekle öpüşürken görürse; ve de komşusunun kendisi de bir erkek olunca hikaye onun açısından oldukça heyecanlı bir şekilde giriş yapmış bulunur..

Tabi olayın daha şaşırtıcı kısmı, okula gittiğinde bu adamın yeni matematik öğretmeni olduğunu öğrenmesi bence..Adamın ona izah ettiği “insan sevgisi” kavramını bir yere kadar anlayabilir, ama bu konuda sessiz kalması için öğretmenin ona ödemesi gereken bir bedel var tabi; bizim sanata meraklı ana karakterimize modellik yapacak..Başta karşı çıksa da yukarda ki resimde de görüldüğü üzere; adamın kapısına ifşa edecek notlar astığından öğretmen eli mahkum kabul etmek zorunda kalıyor şartları..Okurken o kadar güzel ilerliyor ki hikaye; hele o çizimlerle, sağda solda güldürecek muhabbetlerle; arada baya bir duygulandıracak akışıyla sonunda böyle kendisinden saygıyla bahsettirebiliyor..

Başta bu çocuktan kurtulmak için elinden geleni yapan öğretmenimiz, sonra onun bir bakışı için ömrünü feda edecek hale geliyor; o kıskançlık sahneleri ayrı bir “yemede yanında yat” muhabbetine dönüşebiliyor rahatlıkla.Çocuğun saf halleri; ona kabadayılık yapılırken yine de gülümser duruşu o kadar güzel ki, ana karaktere ayrıca bizim aşık olmamız kaçınılmaz bir durum..Sıcak bir hikaye; çizimler muhteşem, daha ne kadar kandırmalık reklam yapabilirim bende bilmiyorum; sadece türü sevenler için nacizane okumalarını tavsiye edebilirim o kadar.Merak edenler buradan okuyabilirler..