In The Flesh…

BBC3_zombie_drama_In_the_Flesh___trailer Ben gibi zombilerden uzak kalan bir insan “hayatta sevmem bunları” dememeli.Zira bu sözü ettiğimden beri sanki kendime çamur atarcasına devamlı zombilerden bahseder oldum; onlarla alakalı yakın dönemde ne kadar çekilmiş film ve dizi benzeri varsa izlemeye başladım.Bir de yetmiyormuş gibi Walking Dead’in esin kaynağı olan çizgi romanlarını edinip attım tablete; evde, işte ve her türlü ulaşım aracında okur buldum kendimi.İnsan 30’una yaklaşırken böyle şeyler yapmamalı belki de, ama geç keşfedilmiş zenginlikleri yaş kaç olursa olsun değerlendirmek gerek.Lafı gene uzattım, bu esasında yakın dönemde izlediğim bir diğer İngiliz dizisi olan In The Flesh için başlangıç yazısı olacaktı ama laf gene aldı başını gitti. Blogun son güncellemeleri biliyorum daha çok İngiliz dizileriyle dolmaya başladı, ama elimden bir şey gelmiyor zira adamlar az ama öz yapıyorlar bu işi. Mesela bu “kıymetlimiz” sadece 3 bölümden oluşuyor ve ikini sezon için daha verilmiş bir söz bile yok; veya benim kulağıma gelen bir fısıltı olmadı daha.Mart ayının ortalarında bir anda başladı ve”anam bitiyor” diyene kadar bir bakmışım lafın ortasında bitivermiş bile.O kadar acıklı bir durum bu yani; seviyor, sahipleniyor ve okşamak için elini uzatıyorken bir bakmışsın elin havada kalmış, zira oldu olacak hepsi o kadarmış.Sadece 3 bölüm kime yeter ki azizim, bana nasıl yetsin.Neyse bu dram ağırlıklı cümleleri arkada bırakırsak; yine tadından yenmez enfes bir yapımdı benim gözümde.Başka yorumları okuduğunuzda baş rol karakterlerin ilişkileri açısından insanlar bir dünya laf etmişler, benim için ise bu durum daha zevkli hale getirdi diziyi. 25206-600x321 PDS diye adlandırılan (Yarı Ölü Sendromu) bir hastalıkla ölüler bir gece vakti mezarlarından çıkmış ve önlerine gelen diğer canlı insanları yemeye başlamışlardır.Uyanış olarak adlandırılan bu durum için hükümet birlikleri yetersiz kalmış ve halk çözümü yine kendinde bulmuştur.Gönüllü İnsan Kuvvetleri adı altında halk örgütlenmiş ve zombileri teker teker avlamaya başlamıştır.İşte bizim dizimiz bundan tam dört sene sonrasında başlar.PDS için çare bulunmuş, ele geçirilen zombiler her gün düzenli olarak uygulanan bir ilaçla yeniden “hissetmeye ve hatırlamaya” başlamışlardır.Ailesinin onu gömmesinin üzerinden dört sene geçtikten sonra ana karakterimiz bu merkezlerden birinde rehabilite edilip tekrar ailesine teslim ediliyor. Oğullarını gömen bu aile ise, onu bu süreç içinde kimi öldürürse öldürsün yine de kabul edip eve, küçük bir İngiliz kasabasına geri götürüyorlar.Asıl mevzu bu kasabanın Uyanıştan sonra Gönüllü İnsan Kuvvetlerinin kuruluş yeri olması.Yani anlayacağınız hiç kimse çevrede rehabilite dahi olmuş olsun bir zombi görmek istemiyor; buna birlikte görev alan kendi kız kardeşi de dahil.Bizler ise bu üç bölüm içinde ana karakterimizin neden ve nasıl öldüğünü, zombi olduğu dönemlerde neler yaptığını ve asıl önemlisi bu katı kuralları olan toplumda nasıl kendine yer edinmeye çalıştığını izliyoruz.Tabi konu itibariyle çok kasvetli bir ortam var ama bunun yanında eğlenceli bir tarafta var ki, bu diziyi zevkli ve farklı kılan.Zaten kaç defa zikrettiğim gibi, sadece üç bölüm, izlemekten bir şey kaybetmezsiniz.Hem en büyük süprizinden tek bir cümle haricinde bahsetmedim hala; süpriz olsun..

Reklamlar

6 thoughts on “In The Flesh…

  1. Çok güzel bir tanıtım yazısı olmuş, valla meraklandım, hemen izlemek lazım.Zaten son zamanlarda zombilerden geçilmiyor, bir de İngiliz versiyonuna el atalım bakalım..

  2. Sevgili Ofori 🙂
    Uzun zamandır yorum bırakmıyorsam sanma ki seni okumaktan vazgeçtim! Özellikle şu günlerde blogundan çıkmıyorum da denilebilir.. Fena halde İngiliz dizlerine takmış durumdayım başta kısa oldukları için başladım ama şimdi de ‘neden devamı yook’ diye tepinip duruyorum..
    neyse ki İn the flesh’in ikinci sezonu onaylanmış -çok şükür- sen bu konuda yetkili sayılırsın şöyle izlenmesi gerek İngiliz dizleri diye bir liste yapsan da bende ne izlesem diye bakınıp durmasam nasıl güzel olur bir bilsen..

  3. Merhaba Nilü, demek seni de İngiliz dizilerine kurban verdik.Aslında hak vermeden geçemeyeceğim, çünkü son zamanlarda izlediğim İngiliz dizileri harika çıkıyor.Tabi kısa olmaları ve başladığımız gibi bitmeleri de onları bu kadar sevmemizde etkili.In The Flesh’in 2. sezon onayını bilmiyordum, valla okuyunca çok mutlu oldum.Zira lütfen daha ikinci dirilmesini gerçekleştirecek karaterlerimiz var daha..

    Tabi dediğin gibi o kadar da yetkili sayılmam ama aklıma ilk etapta Miranda geliyor dizi önerisi olarak.İzlemediysen mutlaka seyret, bana da kardeşim salık vermişti, hala açar açar gülerim.Sonra bir ara sanırım Utopia diye 6 bölümlük bir diziden bahsetmiştim, acayip eğlenceli ve heyecanlı bir dizi.

    Gülmek istiyorsan sadece bir kaç saatini alacak bir dizi Vicious var, gülmekten yerlere yatmıştım.Şimdilik aklıma gelenler bunlar, senin bana önerebileceklerin var mı peki, bende yeni dizilere hasretim 😀

  4. Ben genelde senden kopya çektiğim için yeni ne söyleyebilirim bilmiyorum ama bir My mad far diary var ki izlemediysen hiç zaman kaybetme ilk sezon sasece 6 bölüm ve 2. sezon onayı çıktı bile.. Fena halde sabırsızlanıyorum ve beğeneceğine eminim diyebilirim.. Bir de eğlenmek için Awkward izliyorum tam olarak aşık olamasam da 20 şer dakikalık bölümler halinde olması kafamı dağıtmak istediğim zamanlarda bana oldukça çekici geliyor istersen bir dene fena sayılmaz..

  5. In the flesh 2. sezondan 2 bölüm yayınlanmış bile.. bugün farkettim hemen haber vereyim dedim 😀

  6. Saol Nilü, bene sıcağı sıcağına hemen izlemeye başladım bile:D

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s