Hayao Miyazaki

Bu yazıyı başka bir yer için yazmıştım geçen hafta, baktım blog iyice boynu bükük kalmış, bende azcık ses olsun diye buraya da koymak istedim yazıyı.Tamamen onu tanımayanlara hitap eden bir yazı; yoksa bu blogu okuyan herkesin adamın wikipedia’sını ezbere bildiğini biliyorum.

Hayao Miyazaki Japonya’nın önde gelen animasyon ustalarından biridir ve lise yıllarımdan itibaren benim için vazgeçilmez bir yönetmen ve sanat insanıdır.Şimdiye kadar beyaz perdeye aktarılmış bütün animasyon filmlerini izledim ve eğer olur da tekrar animasyon yapmaya karar verirse gözüm kapalı, hiç bir referans aramadan izleyeceğim nadide insanlardan biridir.İlk defa Howl Moving Castle ile tanışmıştım onunla, ve sonrasında ona Oscar ödülü getirerek bütün dünyaca tanınmasını sağlayan ve bu ödülle birlikte Berlin Film Festival’inde ödül alan ilk animasyon filmi olan Ruhların Kaçışı ile daha bir emin oldum kaliteli yapımın peşinde olduğumdan.Miyazaki şimdiye kadar 10 tane animasyon filminde imza atmakla birlikte, bundan daha fazlasına destek olup, bir o kadar da manga çizimine imza atmış bir adam.

Malum internet çağında filmlerine ulaşmak sıkıntılı olmazken, şimdiye kadar tek bir mangasını dahi okuyamadım.Zamanında hatırlıyorum da TRT bir bayram haftasında bütün filmlerini sırasıyla vermişti, gün aşırı onları izlemek bir bayramı en güzel kılan etkenlerden biriydi.Peki neden bu adama saygı duyuyorum;çünkü -okuduklarımın yalancısıyım-bütün o çizimler her bir noktasına kadar onun kaleminin ürünü.Animasyon denildiğinde akla gelen Shrek veya rüştünü ispat etmiş Nemo bile çizimler bir köşeye baştan aşağı bilgisayar ve son teknoloji kokarken, Miyazaki gelenekselliğinden hiç bir şey kaybetmeden, eskinin yıpranmayan kalitesini sunabiliyor.Ve işlediği öyküler, sadece yetişme çağında çocuklar için değil, belli bir hayat birikimine sahip yetişkinler için dahi ders verme niyetini taşımadan doğru olanı insanın bakış açısına sunabiliyor.Üst üste bir kaç tane Miyazaki filmi izleyen, her filmde benzer ortak noktaları keşfedebilir.

Belki kendi Japon toplumunun son yüzyılda hızla değişen değer yargılarını ve gelenekselliğini kaybetmesini eleştirmek, bilinmez belki de yermek isteyebilir ama bunu sadece o toplum için değil bütün dünya geneline yayarak göstermek istediği için, şimdiye kadar izlediğim bütün filmlerinde istisnasız tek bir temaya eğilir; doğayı mahveden insan ve çöküşü.Her filminde, ya uçsuz bucaksız ormanlar, yemyeşil ovalar,ormanda yaşayan ve kimseye zararı olmayan ruhlar, doğayı kirlettiği için cezalandırılan insanlar ve hayal dahi edemeyeceğiniz muhteşem uçaklar görürsünüz.Doğayla iç içe yaşayan insan özgürdür der, öyle ki bulutlar bile bu insanların önünde saygıyla eğilir.Bunu anlatırken aslında amacım budur diye işaret etmez, siz kendinizi heyecandan kaybettiğiniz bir hikaye içinde bulur ve finaliyle bu sonuca ister istemez gelirsiniz.Bir işi çaktırmadan yapanlardan kendisi.

Çok çok eskiden hatırlarsınız, hani hepimizin – en azından benim yaşımdakilerin- çocuk olduğu, tek kanalın insafında olduğumuz o zamanlarda, hiç bir şeye değişmyeceğimiz masum bir Heidi vardı; Alman Alp’lerinde dedesiyle yaşayıp samandan yatağında yatar, peynir eritip kocaman ekmeğiyle yer ve çoban Peter’la dağlara koyun otlatırdı.O seride ki yeşillik gözününün önüne geliyor değil mi, Heidi’nin masumiyeti, Clara’nın yanında kaldığında küçücük pencereden dağlara bakıp özlemle iş çekişi hala aklımdadır.Peki bu çizgi serinin arkasında ki adam kimdir; tabi ki Hayao Miyazaki.Şimdi Heidi’yi ütopik dünayalara, sihrin var olduğu, ruhların çevremizde gezindiği, cadıların, deniz yaratıklarının ortasına koyun ve ona büyük bir macera yaşatın; işte karşınızda animasyon adına yeni bir dünya.

Reklamlar

5 thoughts on “Hayao Miyazaki

  1. Çok güzel bir yazı olmuş, elinize sağlık.Ben bir de Heidi demişken dedenin soba üstünde yaptığı peynirli ekmekleri hatırlarım.Muhteşem bir görsellikti o çizgi film çocuklar için..

  2. adamım ya! Her animasyonunda ayrı bir görsellikle iç içe olabiliyorsunuz. Kalemiyle o kadar güzel şeyler sunuyor ki hayran kalmamak , başından sonuna kadar animasyonlarından ayrılmamak elde değil. Yarattığı o karakterlerle, bizlere sunduğu o ortamla, hayalperestliği ayrı bir gün yüzüne çıkıyor. Her biri ilmek ilmek elleriyle işlediği filmlerde ne kadar iyi bir gözlemci olduğu da aşikar. Bütün animasyonlarını en az üçer kez izledim ve bir daha izle deseler yine izlerim. Hiç sıkılmadan hikayeye kapılabiliyorsunuz ve tekrar tekrar izlerken atladığınız değerli küçük ayrıntıları fark edebiliyorsunuz. O kadar yoğun ki… zaten animasyonlarının aldığı İmdb puanları da bunu gösteriyor(hatta daha da fazlasını hak ediyor.) Bilmem Hayao’nun filmlerini izlemeyen kaldı mı;ama izlemyen varsa mutlaka izlemeli. Her yaşa hitap edebilen, bu şaheserlerden herkes haberdar olmalı.
    Yazı için teşekkürler Ofori 🙂 Her zaman ki gibi harika. 🙂

  3. @ Evet özellikle Ruhların Kaçışı tam bir baş yapıt gibi.Aslında bütün filmleri öyle sanki, resmen her bir filmden emek akıyor, büyüklere ve küçüklere masallar sunuyor adam..

    Bunun gibi başkaları da olsa keşke.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s