The Descendants

Aslında ödül aldığından beri izlemek istiyordum ancak bir türlü imkan bulamadığım için bugüne kadar beklemek zorunda kaldım.George Clooney’i severim, öyle her filminin peşinde koşmasam da denk geldiğim filmlerinde her daim takdir toplayan bir oyunculuk sergilemiştir.Tabi ben kim oluyorum da değerlendiriyorum, ama sanırım Akademi sözünün bir geçerliliği vardır.Filmin konusunu okuduğumda bu kadar dolu bir yapımla karşılaşacağımı düşünmemiştim.Sonuçta, karısı ölmek üzere olan Hawai’li zengin bir adamın iki kızını da yanına alarak uzaklara gitmesi, bir yerde kendilerini ve aile bağlarını bir daha keşfetmelerinden bahseden kısa bir tanıtım döndü durdu her yerde.Ben de bu sözlere istinaden pek fazla beklenti içine girmedim.Tabi bir tarafım bu basit senaryonun nasıl ödül kazandıran bir filme dönüştüğünü merak etmiyor da değildi.

Olay gerçekten de o tanıtım cümlesinde ki gibi; adamın karısı tekne kazasında başını vurarak komalık olur.O da daha önce bakımlarına katılmadığı kızlarıyla baş başa kalıp onalrla baş etmeye çalışır.Szö dinlemeyen, ağzı bozuk küçük kızı ile, içki sorunu yaşayan ve uyumsuz büyük kızını da yanına alarak bir yerde onlara destek olup, bir yerde onlardan destek almaya başlar.Ancak bu acıklı hikaye karısının onu aldattığını öğrenmesiyle başka bir yola sapar.Acı içinde iyileşmesini beklerken artık gözü diğer adamın kim olduğu ve bu durumla nasıl başa çıkacağı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalır.Bu durumda en büyük destekçisi de büyük kızı ve onun başta sinir olduğumuz salak erkek arkadaşı olur.

Adamın dramını sevdim, acısını bile büyük bir olgunlukla sineye çekişini ve bu durumdan kimseye bahsetmeyişini.Eşinin babası onu ilgisizliğinden dolayı suçlarken, kadının iyi ve sadık bir eş olduğunu söylerken ağzını açıp “beni aldattı” dememesini sevdim.Aslında sevmek ayrı bir şey, ben daha çok takdir ettim.Acı içinde çevreye saldırmak, kıskançlık ve ego savaşı yapmak çok kolayken, nadir bir olgunluk örneği ile olaylarla baş etmesini sevdim.Bu arada özellikle büyük kızıyla yeniden yakınlaşması, kaybettiği değerleri hatırlayıp onları yeninden kucaklaması de çok güzeldi.

Boş yere ödül almamış dedirtiyor bütün o kareler; adam sırf duygularını ön plana çıkarmış, o yapay Hollywood semalarından eser kalmamış filmde.Bir de tabi arada kendini gösteren o müzikleri yok mu, çok ama çok beğendim.Filmin başında sinir olduğum kızlarını, filmin sonunda kucaklayasım geldi; tamam belki küçük kızı biraz itebilirim.Ve o salak erkek arkadaş bile, küçük bir sahneyle kendini ne kadar çok sevdirebildi.Aile dramlarına yeni bir ufuk çizmesi gereken bir örnek, artık bağırma çağırma devri kapansın.Tamam olsun ama yeri geldiğinde böyle sessiz ağıtlarda yaksın insanın içini.Mutlaka seyredin dediklerimden.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s