Drive…

İlk defa 2011 yılında ekranda kendini gösteren “Drive” benim için her daim, belki sonra izlerim dediğim filmler arasındaydı.Bilindik bir konusunun olması, farklı ne vaat edebilir ki dedirten cümleler kurmama neden oldu o zamandan bugüne kadar.Sadece can sıkıntısını gidermek ve belki de artık izleyip aradan çıkarmak için, pek bir beklenti içine girmeden izlemeye başladım.Ancak beni sıradanlığın içinde, o hafif temposuyla vurdu.Bir adam vardır, çok iyi araba kullanır ve yolları çok iyi bilir.Geçimini hırsızlara şoförlük yaparak kazanır ve bir gün aşık olur; derken kadının kocası çıkar ortaya ve yeni bir hırsızlık, yeni bir kovalamaca başlar.Film hakkında ki bütün yargılarım bu kelimelerden ibaretken, bunu koşarak seyretmem biraz ütopik bir düşünceydi, ama oluverdi işte.

Kim derdi ki bir aksiyon hikayesi kendini sade bir anlatımla sunuversin ve damaklarda daha leziz bir tat bıraksın.Zamanın meşhur dizisi Sopranos’u bir çoğunuz hatırlar; nasıl yavaş yavaş ilerlemiş, olaylar değil karakterler üzerinden konusunu zenginleştirip izleyeni kendine bağımlı yapmıştı ve sırf bundan dolayı kült bir dizi oldu artık.Bu filmi nedense ağır akışı açısından o diziye benzetiyorum.Tamam konu yukarda anlattığım gibi gayet sıradan ve bilindik ama sunum farkı yine bir filmi, “farklı” yapabiliyor. Adam; filmin ilk yarısında çok sakin, hayatını sessiz sedasız yaşayıp gidiyor; iyi huylu, herkesin “iyi insan” diye tanımladığı bir kişilikte.Yan komşusu ve onun oğluna karşı her daim nazik olmuş, onların ihtiyaçlarında yanlarında yer alıp küçük mutlu bir aile tablosu oluşturmuş bile.

Derken kadının kocası hapisten çıkıyor ve peşinde ki borçluları kadını ve oğlunu tehdit etmeye başlıyor.Adam bunu öğrendiğinde düzenini bozup yeni bir soygun işine giriyor kocayla.Ancak işler yolunda gitmeyince filmin ikinci yarısı kendini gösteriyor; biraz macera, biraz baskı altında ortaya çıkan gizlenmiş vahşi kişilik ve adam yeni bir karakteri sunuyor bize.Bu tip filmleri sevmemek imkansız; “Şiddetin Tarihi” filminde de aynı tema işlenmişti.İyi huylu adamların damarına basmamak lazım, anında tokat yedikleri yanaklarından başlayan öfkeleri Hulk misali bütün vücuda yayılıp muazzam bir yumrukla geri tepebiliyor.Filmler artık basitçe “Romantik, dram veya komedi” olarak anılmıyor; daha alt türlere girilerek kategorize ediliyor.Bu film için benim gördüklerim; aksiyon, düşük dozda macera, iyi yedirilmiş abartıdan uzak romantizm, kısa süreli de olsa aile,ağırlığını yerinde kullanan intikam ve nitekim illa eklemek gerekirse bolca yol gördüğümüz için olsa gerek, yol filmi de derim.

Görüldüğü üzere birden fazla fonksiyonu olan bir film; ama bütün bu reklam kokan ifadeleri bir kenara atın ve sadece müzikleri için izleyin.Her bir karesi klip tadında azizim; çekimler, ışığın yansıması ise belgesel kıvamında.Biraz çelişkili ifadeler verdiğimin farkındayım; sanki aksiyon değil de sanat filmi anlatıyorum, zira ikisi de bir olmuş, ortaya bu çıkmış.Bende diyordum üstünden 1 yıl geçti neden hala insanlar bu filmden bahsediyorlar, biraz geç de olsa onlara katılmadan edemiyorum.Arada sırada “herkesin izlediğini ben izlemem” mantığını kenara atıp çoğunluğa uymakta yarar var.Şiddetle tavsiye edilir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s