Tahta ben de talibim..

Games of Thrones; Kuzey’den esen soğuk rüzgarlar, Güney’den gelen ejderha alevleri, doğu ve batıdan yükselen kralların sesleri, savaş hazırlıkları, yaşam çabaları ve güç savaşlarıyla; kısacası kaldığı yerden dolu dizgin bir şekilde yeniden dönüş yaptı bizlere.Nasıl özlemişim anlatamam; nöbette izledim ilk bölümünü, öyle bir gaza geldim ki hani arkasından 10 bölüm daha olsa ara vermeden devam ederdim herhalde.Birinci bölümü izlemenin ardından daha gün geçmemişken ikinci bölümün şaşkınlığı ve heyecanıyla kaptırdım kendimi.İlk sezon karakterleri, haneleri ve yönetim şeklini tanımayla geçerken; ikinci sezon artık olayın – savaşın- içine çekilmiş bir izleyen kitlesi olarak bizde belki, yanında yer alacağımız tarafı seçme hazırlığı içindeyiz.

O kadar çok taraf var ki, şimdiden büyük bir kafa karışıklığı içindeyim; bir süre sonra herhalde bu tacın kendimize ait olduğunu iddia etmeye başlayabiliriz.Dalga geçmiyorum, yeminle biri beni tutmazsa o havaya anında girebilirim.Gerçekten bunları bir kenara bırakırsak tahtın kime ait olduğunu kestiremiyorum; çünkü herkes güç istiyor, kimi haklı bir kan bağına sığınarak, diğeri asil kanın kendi damarlarında olduğunu söyleyerek, bir diğeri intikam ateşiyle gaza gelerek ve gönlümün sultanı doğduğundan beri kulağına fısıldanan çok eski bir masalı gerçekleştirmek için ejderhalarının gücüyle çıkıyor yollara..

Bir iki tarafa kendimi yakın hissedebilirim, ama kesinlikle tahttan uzak kalmasını dilediğim tek aile Lanister’lar olsa gerek.Baştan sona itici bir aile demek belki haksızlık olacak ama ana kraliçenin “Power is Power” nidasından sonra iyice bir kin gütmeye başladım; tabi geçen sezon ailecek yaptıkları olaylar hala nefret etmemi sağlamamış gibi.Yine de kabul edelim, çok karizmatikler.İsmini telaffuz edemeyeceğim, kısaca “Ejderhaların anası” diyeceğimiz gönlümüzün sultanı ise, büyük bir sefalet içinde çöllere atmış kendini.Güçlü bir topluluk ve ordu edineceği o günlerin hayali içindeyim, zira hiç kimse varlığından haberdar olmadığı gibi kimse savaş oyunlarında onu bir piyon olarak dahi görmüyor.Ama inanıyorum, güveniyorum tez zamanda adından sıklıkla bahsettirecek.

Geçen sezon “bastard” halleriyle dillere düşmüş John Snow ise bu sezon daha göründüğü ilk sahnelerde bu seferde “güzel oğlan” edalarıyla anılmaya başlandı.Hayır ne istiyorsunuz bu çocuktan anlamıyorum; bir rahat bırakın, o da sonuçta yağız bir delikanlı.İçine düştükleri köyün enseste yeni bir sınıflandırma getirdiği ortada; bu dizide –destur- daha neler göreceğiz.Bir de yeni doğan erkek bebeklerin başına neler geldiği heyecanla çözülmeyi beklenen bir gizem.Kimden bahsetmedik; sevdiceğimiz Arya’dan tabi ki..Boy bir karış, yaş minnacık ama dizide ki en sağlam karakter şimdiden.Umarım arada heba olup ölmez de, bir de büyüklük hallerini görürüz.

Şimdilik bu kadar desem de yalan, daha bahsetmek istediğim dünya kadar konu var ama karakterlerin isimlerini bilmediğim için şimdilik pas geçiyorum, daha geniş net olanaklarım olduğunda elbet bu açığı telafi ederiz..

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s