The Fades…

Dün akşam Tumblr’da gezinirken karşılaştım bu dizinin resimleriyle.O kadar güzel ve göz alıcıydı ki, hemen bulup bende seyretmeliyim diye düşündüm.Yine ortalama 6 bölüm kadar sürecek bir İngiliz dizisi.Biliyorum bugünlerde buna takmış gibi görünüyorum ama tamamen tesadüf oldu bu sefer.Ayrıca Amerikan gençlik dizisi izlyeceğime – ki ona da yeltendim- İngiliz gençliği tercih ederim.The Fades için yapılan benzetmeler çok fazla; şimdiye kadar gördüklerimde Skins, Misfits ve Freaks and Geeks karışımı bir şeyi alıp içine hayaletleri de ekleyince ortaya muazzam bir tarif çıkaracaklarını söyleyen yorumlar var.İlk bölümü izleyen biri olarak ne kadar inansam bilemedim.Bana göre kardeşleriyle benzerlik gösterse de bu dizi tamamen kendi adını duyuracak gibi görünüyor.

Daha ilk dakikada karşıma çıkan isimle bir kalıverdim; Natalie Dormer.Tabi sevinmemle anında çöküş yaşamam bir oldu, haklı bir şekilde ölüp kadrodan ayrıldığını düşündüm.Bunlar olayın ayrıntısı tabi, asıl kısma gelirsek konudan bahsetmek gerek.Paul isimli, kendi halinde yaşayan sessiz bir ana karakterimiz var.Dışardan bakıldığında o kadar soluk yaşıyor ki hayatını insanlar onu fark etmiyor bile, biraz içe dönük, biraz kapalı ve çekingen.En yakın arkadaşı saolsun kendini istemediği yerlerde buluyor.Bu arada “en yakın arkadaş”, bence dizinin olmazsa olmaz karakteri, bu kadar çok konuşanı daha önce az görmüştüm.Bir başlıyor konuşmaya durdura bilene aşk olsun, tabi izlerken benim açımdan takip etmeyi de baya bir zorlaştırdı.Daha çok endişeli anlarda kendini konuşmaya verdiğini söylüyor; o zaman herhalde bütün dizi boyunca onu dinleyeceğiz, zira dizi biraz “endişe” üzerine kurulu.

Paul dıştan böyleyken iç dünyası ou bile raahatsız edecek şekilde rengarenk.Her gece kıyamete, yok oluşa yönelik rüyalar görüp duruyor, hatta son zamanlarda gündüz gözüyle diğerlerinin göremediği kişileri de görüyor.Şu Altıncı His’ten sonra sıklıkla makraya alınan “I see dead people” muhabbetinden yani, ama tabi bunu dile getirip söyleyemiyor.Ama rüyalarının bir şekilde gerçekleştiğini gördükten sonra arkadaşına dayanamayıp anlatıyor durumu.Tabi bütün bunlar olurken “zavallı çocuğa ne olacak” diye bir dram yok ortada; bunu sanki öyle doğal bir şeymiş gibi yansıtıyorlar ki,Paul’ün deli olmadığını öğrendiğinde gösterdiği rahatlık duygusunu pekiştirmiş oluyorlar.

İşte en çok bunu seviyorum, olayı sündürmüyorlar azizim.Başka dizi olsa karakter bu durumu kabullenene kadar dünya bölüm izler, onun acılarıyla ve bahtsızlığıyla sempati kurmak için bir çok olaya şahit olurduk.Ama bu tarz dizilerde bunu yapmıyorlar, Paul gibi bir karakter var elimizde ve o ölüleri görüp onlarla temas kurabildiği haberini “bende bir sorun yokmuş” diyerek karşılamaya çalışıyor.Bu küçük sorunda ortadan kalınca asıl meseleye giriş yapmamız daha kolay oluyor tabi; beden bulmuş bir ölüyü nasıl alt edersin.Evet dizi belki doğa üstü hikaye kurgusundan dolayı heyecanla takip edilmeyebilir ama en azından kendi adıma konuşayım, sırf karakterleri için izlerim ve de izleyeceğim.

Bu ilk bölüm şerefine bir yazı olsun, 6 bölüm hemencecik geçer ve ben bir 6 hafta sonra başka bir bitiş yazısıyla blogun kapısını tıklarım.Tavsiye edilir, buradan indirebilirsiniz.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s