Jane Eyre son versiyon…

Uzun zaman önce bu film çıktığı gibi izleyeceğimi ve yorum yazacağımı söylemiştim; izledim izlemesine ama yazmak konusunda epey bir geciktirdim farkındayım.Aslında filme ulaşmakta o kadar kolay olmadı benim için; en çerezlik filmler bile anında nete düşerken bu film inatla benim sabrımı zorladı diyebilirim, bir de heyecanla bekliyorum ya, her yerde aradık bir dönem bulamadık filmi.Tabi bolca resim ve fragmanlar ortada dolanırken, benim yaşadığım kıskançlığı bir ben bilirim.Nihayetinde kavuştuk ve farklı bir yorumla Jane Eyre klasiğini seyretmiş olduk.Orjinalinin yanında bir çok şeyden kesintiye gidilmiş, bazı mevzulara hiç değinilmemiş ve üstün körü geçilmiş ama sırf hikayeyi sıralayışı ve bunu sunuşu açısından yine tadından yenmez bir uyarlama çıkmış ortaya..

Zaten bu kitaba dair en kötü film için bile, güzel bir taraf bulabilirim, kendimi o derece “olumlu bahsetmelisin” diye şartlıyorum istemsizce.Tamamen ergen dönemlere etki etmiş bir kitap hatrına, gözümde her şey o kadar mükemmel ki, kendi yaptığım yorumun doğruluğundan bile korkarım.Tabi sanılmasın ki kötü bir filmin iyi reklamını yapacağım, sadece gidişatın yönünü gösteriyorum o kadar.Kitabın aksine her şey Jane’in düğünden kaçıp kırsalda açlıktan kjendini kaybettiği bölümle başlıyor film.Sonrası onu bulan ve sahip çıkan kardeşlere anlattıkları ve kendi düşündükleri, hatıraları şeklinde ilerliyor.Bu durum daha da heyecanlı yapıyor filmi, sonuçta bu kadın kimdir, nasıl bu hale gelmiştir ve başından neler geçmiştir şeklinde heyecanlı sorulara doğru sürükleniyoruz.

Öksüz bir kızın, zengin dayısının dul eşinden çektikleri, sonrasında yoksulluk ve aşağılanma ile geçen yurt günleri ve kendini özgür bırakma çabalarında bir başına düştüğü yollarda Mr Rochster denilen zengin bir adamla yolunun kesişmesi öyküsü aynı sıra dahilinde devam ediyor.Her daim kitap ve film arasında yapılan mukayeselerden birine kendimi dahil etmek istiyorum ve bir iki farka işaret etmek.Kitapta Jane’nin alımlı bir genç bayan olmadığından, hatta nasıl olur da onun gibi birinin bu zengin adamın gönlünü çaldığından bahsedilir, film içinse Jane’nin yüzünne bir defa bakmak yeterli sanırım aradaki farkı hissettirmek için.Ayrıca Rochester’ın tasvirinin aksine ne kadar yakışıklı olduğu da ortada, onun yüzüne bakıp da “çirkinsiniz” diyen Jane’in aklından şüphe ediyorum.

Tabi Rochester çirkin olsa dahi benim için fark eden bir şey olmaz, gözümde o derece sağlam bir yere sahip, sonuçta o “Rochester”..Sonra filmde ben mi yanlış anladım bilmiyorum ama kırsalda onu bulan kardeşlerin gerçekte kuzenleri olduğu açıklanmadı, hatta bahsi bile geçmedi.Ve zamansal geçişler, filmler için her zaman kısa tutulmuştur biliyorum ama yine de Jane’in evden uzak kaldığı o anlarda az daha duygularına inilseydi, ne iyi olurdu.Ve ben yine başladım kitabın muhteşemliğinden bahsetmeye, nitekim filmlerde her duygu yansıtılmıyor ekrana.Yine de beklediğimden daha güzel buldum filmi, şimdi ise canım mini dizi versiyonunu bir daha izlemek istiyor.Kitabı sevenler, zaten filmi dört gözle bekleyenler, bilenler ve bilmeyenler herkese tavsiye ederim, çok seveceksiniz..

Reklamlar

3 comments

  1. sonunda döndün mü özledik yazılarını 🙂
    jane eyre ortaokulda okuduğum bir kitaptı yeri ayrıdır bende . gerçek aşk işte böyledir dedirtiyor. jane çirkin olmalı güzel değil tabi rochester da öyle 🙂
    mini dizi versiyonunu ben çok sevmiştim . sen daha film çıkmadan bahsetmeye başladığında bende kesin izlemeliyim dedim ama unuttum gitti .şimdi sayende bende hatırladım izlenecek bu film 🙂
    benim için jaen eyre ,uğultulu tepeler,aşk ve gurur bir de kuzey ve güney asla eskimez 🙂

  2. @winpohu

    Bende geri dönebildiğime çok sevindim, valla artık kesin internet bağımlısı olduğumu anladım.Hani girmesem yeter ama elimin altında olduğunu bilmek huzur veriyor insana.Ve şu an çok mutluyum; modemler bozulmasın, internet sağlayıcılarla kavga edilmesin..

    Filme gelirsek, bu kitabın yüz versiyonu yapılsa sıkılmadan sırf yorum farkı merakından hepsini oturup izlerim valla; bende senin gibi dayanamıyorum, gözümden saklıyorum hepsini.Bunu da bir izle, aradaki farkı mutlaka göreceksin.Özellikle burada ki Rochester’ın yakışıklılığı gözlerimi yaktı amanın, böyle Rochester görülmedi şimdiye kadar..

  3. maalesef ki kitabını okumamıştım. filme başladığım andan itibaren bir yerlerde bir eksiğin olduğunu hissetmeye başladım. duygulara inilmeden geçen sahneler adeta beni bir şeyin özeti izlermiş gibi hissettirdi ki öyleydi de. kitabı okumadığıma o kadar pişman oldum ki. ve Ofori’nin
    “Kitapta Jane’nin alımlı bir genç bayan olmadığından, hatta nasıl olur da onun gibi birinin bu zengin adamın gönlünü çaldığından bahsedilir, film içinse Jane’nin yüzünne bir defa bakmak yeterli sanırım aradaki farkı hissettirmek için.Ayrıca Rochester’ın tasvirinin aksine ne kadar yakışıklı olduğu da ortada, onun yüzüne bakıp da “çirkinsiniz” diyen Jane’in aklından şüphe ediyorum.” bu yorumuna aynen katılıyorum. filmde çirkin insanlardan bahsedilip durdu ama ben çirkin birini görmedim 🙂 kesinlikle eğer bir filmin kitabı varsa önce kitabı okunmalı. filmli kitaplar açısından bakarsak bu güne kadar en çok beğendiğim kitap uyurlaması The Perfume (koku)’du. kitabı okuyan okumayan herkes filmi -yorumlardan- sevmişti. kısacası her zaman kitaplar daha iyi. önce kitap sonra film!
    sanırım bu tanıtımları okuyan herkeste bendeki gibi bir merak duygusu oluşmakta. bunu hazırlayanın yeteneğine bağlamak gerek 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s