Game Of Thrones; ilk yazı…

Birileri Game Of Thrones mi dedi, yoksa ben çoktan izlemeye başlayıp bağrıma mı bastım..7. bölümü yayınlandı, ben hala bu dizi hakkında tek bir kelime bile yazmamışım.Tembellik diyorum başka bir şey demiyorum işte, yoksa dizinin çekiciliğinde hiç bir kusur yok.Öyle ki “Bindik bir alamete, gedeyoz kıyamete” dedirtecek cinsten.Aslında tamamen can sıkıntısından başladığım ama şimdi her hafta yeni bölüm yolları gözlettiren bir süreç içinde kaybettim kendimi.Dizi bilmediğimiz bir tarihte, 7 krallığın hüküm sürdüğü devirlerde fantastik bir heyecan içine sokuyor izleyenleri.Evet, ortada adı konulmayan olaylar yaşanıyor ama diziyi izlenir kılan en önemli etken oyuncu kadrosu ve hikaye örgüsünde anlattığı o ilişkiler çıkmazı.

Şimdi hepsini teker teker anlatmaya başlasam, hayatta bunun içinden çıkamam.O zaman bende ana planı tarif etmeye çalışayım.Zamanında deli kral olarak adlandırdıkları 7 krallığın sahibi adam Lannister’lerin en büyük oğlu tarafından arkadan bıçaklanma suretiyle öldürülünce,bir diğer güçlü aile Barathion’lar krallığı ele geçirip 7 Krallığın yenilmezi oluyorlar.Bundan yıllar sonra ülkenin soğuk ve korkutucu kuzey tarafını koruyan Stark ailesi ile hikaye kendini şekillendirmeye başlıyor.Tabi bir diğer tarafta ise öldürülen deli kralın itici oğlu ve dünyalar güzeli kızının eve geri dönüp krallığı ele geçirme düşünceleri de arada sırada kendini gösteriyor.

Bütün bunlar teferruat aslında, 7 bölümün ardından hala izlemeye başlamamış olan biri varsa, kendini hemen bu diziye adamalı ve bir solukta bütün bölümleri tüketmeli.Zaten bunu yaparken o kadar da zorlanacaklarını hiç sanmam, bir çırpıda yaşanıyor her şey, sonradan kendinizi tumblr köşelerinde resimlere dalgın dalgın bakarken yakalıyorsunuz.Buradan sonrası artık spoiler içerikli yazılara kayarsa kimse gücenmesin, az bile dayandım.Bu dizideki -cüce Lannister hariç ve tabi nur yüzlü Daenerys de- sarışınlara karşı acayip bir önyargı içine girmiş bulunmaktayım.Üzülerek söylüyorum ki artık kralda ölmüşken “yaşasın yeni kral” diyecekleri insan o kadar mücadele veren aile arasında Lannister’lar olacak.Zira onlar kadar işini bilen ve de zengin bir aile yok bu dizide.

Tabi ki gönüller her daim Stark’ların yanında olsa da, baba Stark’dan da görebileceğimiz gibi onlar her daim sadakat ve dürüstlüğü ilke edinmiş insanlar.Yanarım yanarım da izlediğim son bölümde Ned Stark’ın göz göre göre elindeki gücü heba edişine yanarım.Sen git kralın sağ kolu ol, bu arada bacağından bile ol ama kimse kılını kıpırdatmasın, sonrada tahtın gerçek varisini bulacağım diye bütün gücü elinde tutan kraliçeye açıkca meydan oku.Hadi bunları geçtim, neden karşısındaki insanların da onun gibi “düşündüğünü” zannediyor ki.Üzülüyorum valla, ne olacak şimdi bu adama.Bir de çocuklarını düşününce, hele Arya var ya, içim kahroluyor.

Hazır ondan laf açılmışken bu dizinin en kral karakterlerinden biri Arya; eğer olur da babasına bir şey olursa bu kız büyüdüğünde hepsinin gözünü oyar.Sansa için aynı şeyleri hissedemiyorum, o gururlu Stark ailesinden nasıl böyle bir “şey” çıkmış vallahi pes.Bir de Jon Snow var, nasıl sahipleniyor izleyen onu anlatamam.Ned Stark’ın gayri meşru oğlu – diğer türlüsünü dizide sıkça zikr ettikleri gibi söyleyemiyorum, zira dilim varmıyor- ama o bana göre hepsinden daha fazla Stark.Artık bir gece gözcüsü olarak aslında varlığının bile farkında olmadığı gururunu bir kenara atarak yeni ailesiyle birlikte yakıcı soğuğun ortasında yeni baştan doğuyor.İşte görüyorsunuz değil mi, bu adamda böyle epik konuşturucu etki var, ondan bahsederken anında reklama kayıyorum.

Lannister’lar ise, başlarda bir memnuniyetsizlik ve hatta nedeni bilinmeyen bir düşmanlık yaratsalarda gözümde, şimdilerde fazla kızamıyorum onlara karşı.Ne bileyim ne kadar istersem isteyeyim itici gelemiyorlar, bütün hırs ve entrikalarıyla birlikte bu hikayede en sağlam zeminlere sahip bu aile daha çok yer gök inletir.Ama en sevdiğim cüce Lannister – valla ismini hatırlayamadım yoksa onu da bir kopyala yapıştır yapardım- o kurduğu cümleler ve davranışlarıyla hala en favorilerim arasında.Sırada ise şu dizide izlemeye en kıyamadığım insan Daenerys var.Kendisi deli kralın sürgündeki kızı olup, tahtla kafayı bozmuş abisi tarafından sırf elinin altında bir ordu olsun diye yarı göçebe bir savaşçı topluluğunun lideriyle evlenmek zorunda bırakıyor.Ama kim derdi ki bundan bir aşk hikayesi çıkacak.Nasıl kızlaşıyorum görüyorsunuz ama değil mi..

Artık onlar da bu tahta kavgasına katıldığına göre, şöyle arkamıza yaslanıp “seyreyle cümbüşü” diyebiliriz.Sözün kısası, bu dizi başka bir şey, yakın zamanda herkesin ağzında olmazsa bende bir şey bilmiyorum.Bir de tabi HBO dizisi olduğu için uyarılara da yer vermek lazım; bu kanal bildiğiniz üzere pek sansüre tahammül edemiyor; her şeye hazırlıklı olun.Daha ne diyeyim, seyredin..

Reklamlar

One thought on “Game Of Thrones; ilk yazı…

  1. Serinin iki kitabını okumuşken bir anda dizisinin yayınlanmak üzere olduğunu duyup bir de kadroyu görünce pek bir sevinmiştim. Yüzüklerin Efendisi’nde ‘yüzük’ün akıl çelici gücüne yenik düşen aslan gibi Boromir’den sonra Sean Bean’i hayatı pahasına adil ve dürüst bir fantastik karakter olarak görme düşüncesi mutlu etti beni. Tabi içimi de cız ettirdi ama sanırım hala spoiler oluyor o kısım, dizinin tüm bölümlerini bitirmedim henüz.

    Bir yandan da aklım almıyor, kitaba bağlı kalacaklarsa….karakter kıyımı yapan bir yazar bu, öyle böyle değil.Farklı bir seri olan Farseer serisine acımasız derdim ama bu açık ara acımasız bir kurgu. Hikayeyi sadece diziden takip edenlere küçük bir dost tavsiyesi olsun; hiçbir karaktere çok fazla bağlanmayın. Çünkü bir sonraki bölümde göremeyebilirsiniz karakterinizi. Önemli olduğu için dokunulmaz bir karakter yok, her an her karakter ölüp gidebilir bu seride.

    Dizinin gözümdeki en önemli başarısı, kitabı neredeyse harfi harfine diziye aktarmaya başarmış olmaları. Bu çok nadir gördüğümüz bir özellik günümüz uyarlamalarında. Earthsea serisinin başarısız uyarlamasını düşünüyorum bunu yazarken…Demek ki kitaba sadık kalmak o kadar da sinematik olarak imkansız değilmiş, değişiklik yapılacaksa bile en azından karakterlerin kitaptaki tasvirlerine ve doğalarına sadık kalınabilir. HBO ve sansürsüzlük hakkında da şunu söylemek isterim, kitaba en sadık kaldıkları konu da karakterlerin bozuk ağızları ve sere serpelikleri olmalı 😛

    Karakterlerde favorilerime gelince, ofori hepsini cımbızla bulup saymış zaten. Sadece Sansa’ya önceleri benim de ettiğim gibi haksızlık ettiğini düşünüyorum. Tam bir leydi olarak yetiştirildi, kendisine söylenen her şeyi yaptı. Ozanların kahramanlık şarkılarını dinleyerek büyüdü ve erkekleri, kahramanları dinlediği hikayelerdeki gibi, babası gibi, kardeşleri gibi sanıyor; onurlu, ölümü hiçe sayan, dürüst… Gerçekler ve hikayeler birbirine uymuyor ama Sansa’nın güven duyan doğası bu farklar canına kastetmeden fark edebilmesine engel oluyor. En acınası karakterdir Sansa, diğerleri gibi kendini gerçek tehlikeden koruyabilecek hiçbir donanımı olmayanı…Özünde iyi kızdır, saf kızdır. Kıyamıyorum bu karaktere de ben.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s