127 saat…

127 saat..Sonunda izledim, daha ilk söylentileri çıktığı günden bu yana izlemek için fırsat kolladığım ama sinemanın S’sinden bile anlamayan erkek kardeşimin dahi benden önce izlediği filme, son demde kavuşmuş bulunuyorum.Artık hangi filmden sonra kestiremiyorum ama bizde vuku bulan James Franco sevdası saolsun, -aslında daha çok kız kardeşimde- bu filmi “mutlaka” izlemeliyiz noktasına getirdi.Sinemada izlemek istemiştik ancak her istek gerçekleşmediği için son çare korsan yollara başvurup bir gece vakti izleyip sonunda huzura erdik..Biliyorum çok sığ bir başlangıç noktası olacak ama gerçek bu; filmi sırf Franco hatrına indirip izledim.

Yoksa benim öyle dağ, bayır, toprak hadi onu da geçtim spor, egzersiz, aktivite benzeri içerikli yapımlara karşı güçlü bir savunma sistemim var.Pek şans vermekten yana olmadığım gibi işin içine bir de gerçek yaşamdan uyarlama dram tozu da serpiyorlarsa, filmi gördüğüm gibi mekandan uzaklaşırım.Biraz hassas bir bünyeye sahibim herhalde, üzüleceğimi veya izlerken sıkıntıya gireceğimi önceden bildiğim filmleri hiç izlememek taraftarıyım.Ama bu film az önce saydığım her şeyi bünyesinde barındırığı halde, beni soktuğu sıkıntılara, o daralma hissine rağmen yine de gözüm kapalı herkese tavsiye edeceklerim arasında yerini aldı.

Artık anlatmaya gerek var mı bilmiyorum, zira her yerde bu filmden bahsettiler.Tırmanmayı bir yaşam tarzı haline getirmiş ana karakterimiz bir hafta sonu kimseye haber vermeden kendini dağlara atar.Hava güzel, çantada su ve yemek var, az önce karşılaştığı iki bayan arkadaşıyla güzel vakit geçirmiş ondan mutlusu yok şu hayatta.Öyleki bu mutluluğu yüzünden okunuyor.Bu heyecanla dağlarda oradan oraya atlarken birden bir oyuğa düşüyor ve sonradan ” doğduğum günden beri buraya gelmemi bekleyen taş” diye lanet okuyacağı bir taşla duvar arasında eli sıkışıp kalıyor.Elini kurtaramadığı gibi, ne kadar yardım isterse istesin kimse sesini duymuyor, telefonunu evde unutmuş ve kendi de bu hiçliğin ortasında herkes tarafından unutulmuş..

Ve burada tam 127 saat geçiriyor, yanında getirdiği kamerasıyla kendini çekip öleceğini düşündüğü için sevdiği insanlara son bir hatıra bırakmak istiyor kendinden.Yemeği bitiyor, suyu bitiyor, güneş ışığı günde on dakika ve en önemlisi yaşamak için umudu tükeniyor.127 saat kaç gün eder hesabı yaptırıyor, günleri saydırıyor bir an önce bu çile bitsin diye.Ama hayır siz bakmayın bana, o kadar da dramatize etmiyorlar, alttan alta inceden vuran müziklerle sarsmıyorlar.Yeri geliyor onun kendi salaklığıyla dalga geçişine şahit oluyoruz, yüzde bir tebessüm yaratarak.Şimdiye kadar beni sıkmayan ama “ruhu sıkan filmler” kategorisinde en beğendiklerimden oldu.Ve tabi hala sorgulatıyor James Franco neden Oscar alamadı dostlar.İzleyin mutlaka..

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s