Black Swan…

The only person standing in your way is you.

Onca zamandır heyecanla beklediğimiz filmdi, ne zaman çıkacak biz ne zaman ve nasıl izleyeceğiz derken gün döndü bugüne geldi.Kardeşim bilgisayarına indirip gittiğinde, tek başıma izlemek durumunda kaldım.Konuyu az çok bilsem de, beni daha çok “gerilim” kısmı daha izlemeden germeye başlamıştı.Ama bilinmeyen mistik güçlerin etkisiyle ortaya çıkan bir gerilim değil bu; sadece bilinmeyen insan doğasının ince bir bedende vuku bulan çatışması; rüya ve gerçeğin iç içe geçmesi..

Uzun yıllar aynı dans topluluğunda çalışan, mükemmel olmak için gece gündüz prova yapan, her bir adımını düşünerek atan bir dansçı; bir gün yeni oynanacak oyun seçmelerinde “Kraliçe Kuğu” olarak seçilir.Bunun verdiği heyecan bir yana, üzerinde hissettirdiği baskı bütün filmin altı yapısını oluşturur cinsten.Oyunun diğer orijinallerinden farkı, burada beyaz ve siyah kuğuyu aynı kişinin canlandırmasında yatıyor.Aynı kişi, hem iyi olacak hem de kötü ve bu sadece basit bir dans olayı değil.Oynadığın kuğunun ruh haline girmeli, aynı duygu yoğunluğunu hissetmelisin..

Ana karakterimiz; daha çok beyaz kuğu kişiliğinde.Ürkek,kırılgan, utangaç, sadece ve sadece çalışmaya odaklanmış, annesiyle birlikte içinde bir sürü oyuncağın olduğu pembe odasında yaşayan bir kız çocuğu gibi;o kadar masum yani.Beyaz kuğuda sorun yokken; onu alt edip sevdiğini elinden alan siyah kuğuya dönüşmek o kadar kolay bir dönüşüm süreci yaratmıyor.Herkes ona daha istekli, daha canlı olmasını söylerken; o her yerde kendi karanlığı tarafından takip edilirken öyle sahneler gelip geçiyor ki;gerçeklik ve gerçek üstü hikaye birbirine giriyor.

İnsanının kendi zihninden başka hiçbir şeyden korkmasına gerek yok aslında; öyle ki seni kendi zihninde hapsedip en büyük acıları, çıkmazları korkularında yoğurarak karşına çıkarabilir.Bu kadar kırılgan bir kişiliğin dönüp dolaşıp sadece ve sadece kendi düşmanını yaratması tek kelimeyle harikaydı.Film zaten bütün bu havada kalan konuşmaları gerçek yapıp gözler önüne serebildiği için izleyeni heyecanlandırıp canlı hissettirebiliyor.Son sahnesine kadar – özellikle son sahnede- bu çıkmazda daha neler olacak diye içim içimi yedi.İşin güzel tarafı, biz gerçekliği karıştırmışken bunu ana karakterle birlikte hissedebilmemiz, onun karakter geçişlerinde onu ezerek haz alabilmemiz..

Çılgın bir filmdi; ama bu çılgınlığı senaryosu sadece yaratmadı, oyunculuğu olmasa belki bu kadar etkili olmazdı.Zaten çok severdim Natalie Portman’ı ama bu filmden sonra gözümde değeri bir kat daha arttı.O nasıl bir duygu karmaşasıdır, nasıl bir iç hesaplaşmadır.Kadın resmen “hissederek” oynadı; öyle ki bu bize hissettirebildi de.Artık bir değerli filmler listesi yaparsam bu film, kesinlikle içinde yer alacaktır.Mutlaka izleyin, atlamayın.

Reklamlar

11 thoughts on “Black Swan…

  1. yazıyı okumadım. aylardır beklediğim hatta filin selanik festivalinde gösteriliyor diye gitmeye niyetlendim iş güç izin vermedi. bende vizyona girmesini bekliyordum nette buldum indiriyorum ama sinemaya mı saklasam diye bir his var içimde yoksa ikisini demi yapsam…

  2. @ Kda

    Bende sırf meraktan saldırdım filme, ama bunun bir de sinema perdesinde izlenmesi gerek.Ama elinin altında hazır bir Black Swan mutlaka olmalı.Ben en azından sinema heyecanını azaltmış oldum, ama beklemeye de dayanamazdım herhalde..

  3. Bu filmi arkadaşlarla izlemek için sözleştik, sırf o yüzden sabrediyorum ama 25 Şubat da çok geç yahu. 😦

  4. @ daydreamer

    Bende çok geç bulmuştum..Aslında böyle durumlarda ben de eğer söz verdiysem kardeşime birlikte izlemek için, bazen dayanamayıp gizlice seyrediyorum, sonra da onunla birlikte sanki ilk defamış gibi izliyorum.Tabi çoğunda yemiyor ama olsun, en azından kendi merakımı dindirmiş oluyorum.

  5. @ kda

    Dayanamayacağını biliyordum; ama cidden Şubat ne gerçekten.O zamana kadar bütün dünya izlemiş olur, bir sen geride kalmışsın gibi hissedersin.Ben mesela benim izlemeyi düşündüğüm şeyleri benden önce birileri izlediğinde acayip haset oluyorum; çok çocukça bir huy biliyorum ama öyle.İyi yapmışsın gerçekten, bu film bekletilmeye gelmez..

  6. Sinemayı en takip etmediğim zamanları geçiriyorum. “Portman mı varmış bu filmde? ” diyecek kadar bîhaberim. Filmin adının Black Swan oluşu ve benim de her gün bir kere mp3çalarımda rastgele modunda kendisini gösteren Black Swan diye bir şarkının adı ile aynı olması dikkatimi çekti de yazıyı okudum. (şarkıdaki insanların ruhlarını taşıyan mitolojik siyah kuğu üzerine kuruluyken, filmde Kuğu Gölü balesi ekseninde hikaye gelişiyor sanırım). İlgi çekici bir filme benziyor.

  7. @ ena

    Sen elini ayağını baya bir çekmişsin, bazen bana da oluyor öyle, hiç bir şey ilgimi çekmiyor ama geri dönüş yaşadığımda bir ben kalmışım izlemeyen diye bir düşünce kemirip duruyor beni.Bu filmi de hem oyuncusundan hemde bu “hemen izlemeliyim” düşüncesinin etkisinden dolayı seyrettim..Yoksa içimi kıpırdatan heyecandan değildi..Birde aday filmleri teker teker izlemek var, sıradaki amacım o..

  8. Vizyona girmek üzere olması sebebiyle ve metroda tam karşımda afişi ile karşılaşınca aklıma düştü film. ****spoiler uyarısı ******* diyerek devam edeyim:

    Filmi izledim, hoşuma gitmedi önce. Eleştirim şuydu:
    Bardaki geceye kadar son derece iyi giden film, bardan çıkıp eve varmaları itibariyle bir şeyler kaybetmeye başlıyor ve filmin sonuna kadar da toparlanamıyor. “Black Swan” dönüşümü hiç de “perfect” olmuyor. Seyirci olarak ben bunu yaşamıyorum izlerken en azından.

    Eğer beklediğiniz buysa, ki benim buydu; yani bir gölgesiyle buluşma ve büyüme/olgunlaşma hikayesi, film bunu vermiyor. Veriyor olduğu iddiasında kabul ettiğim için ilk izleyişin sonunda yorumum oldukça olumsuzdu.

    Psiko-sosyal her türlü gelişimi annesi tarafından 10’lu yaşlarına ketlenmiş, kendi varlığıyla teması neredeyse hiç olmayan ve her temas ihtimali annenin histerik paniği ile yok edilen bir genç kız ile tanışıyoruz. Nina, anneye “ya bi çekil de ben de var olayım” diyememekten doğan öfkesini kendine yönlendiriyor ve sırtını, tırnaklarının kenarlarını kanatıyor. İnsanlarla konuşurkenki ses tonu bile 13 yaşındaki bir kız gibi. Her hareketi kontrollü, hesaplı.
    Bir de Lily var. İçinden geldiği gibi yaşayan, yaptığı her şeyde çabasız bir doğallık olan, başkalarına nasıl görüneceği kaygısını taşımayan bir kişi. Nina’nın tutukluğu ve çekingenliği ile zıt bir kutup oluşturuyor bu karakter. Kendinde var etmediği ne varsa, Lily’de görüyor Nina. Önce görmek istemiyor, görmezden geliyor. Sonra kendi içinde bir türlü bulamadığı siyah kuğuyu ona atfediyor. “O benim rolümü çalmaya çalışıyor” ama Leroy’un dediği gibi kendisinin tek rakibi yine kendisi.

    “I was perfect” ile ilgili olarak da :
    Beth’in odasından rujunu ve başka birkaç malzemesini çaldığında “mükemmel olmak istedim” diyerek açıkladı bunu. Mükemmel olması için başka birinin içinde kaybolması gerekiyor. Beth’in odasını ona verdiklerinde ondan çaldıklarını itinayla diziyor yerlerine. “Beth” oluyor. Hayatı boyunca öğrendiği bu. Annesi, onu doğurmak için kariyerini bırakmış ama kariyerini bırakmanın acısını bırakamamış yıllarca (hatta bunu da kızının başına kakmış durmuş belli ki, fedakarlık adı altında). İhtişam günlerini kızı üzerinden yaşıyor ve bunun için Nina’nın bireyselliğini ortaya koyma çabalarını daha ilk kıvılcımında söndürüyor, yetişkin bir insan olarak Nina odasının kapısını bile kilitleyemiyor. Bu şekilde annesi Nina her sahneye çıktığında kendi çıkmış gibi oluyor, kızı üzerinden kariyerini yaşamaya devam ediyor.
    Siyah kuğuya dönüştü evet, ama kendi benlik sınırları gelişmemiş olduğundan siyah kuğuyu kendi benliğinde barındırması için beyaz kuğuyu öldürmesi gerekti. Çünkü annesi Nina’nın içindeki siyah kuğuyu asla kabul etmezdi. Annenin varlığı üzerinden kendini tanımlayan Nina’nın bilinçaltı da böyle bir reddedilmeyi yaşama tehlikesini kabullenemezdi.

    Bu açıdan bakınca Black Swan bana Requiem for a Dream ile oldukça paralel gelen bir film. Requiem’de tartışmaya yer vermeyecek şekilde karakterlerin perişan olan hayatlarını gördük. Burada o kesinlik yok. Tam tersine, Nina için derin bir psikozun başlangıcı olabilecek bir yerde biten hikaye, gösterinin başarısının sarhoşluğunda biten kareler yüzünden gözden kaçabilir.

    (Filmi ilk izlediğimde bir sinema forumuna yazdığım yorumdu bu. Daha derli toplu birşey yazamayacağımı düşünerek buraya kopyaladım. açıklamamı yaptım içim rahat XD )

  9. büyük beklentilerim vardı…film oscar almıştı ve karizmatik bir ismi ve afişi ve tabiki natalie portman vardı sonuç itibariyle görünüş herkesi etkiler.film konu itibariyle çok yavan…Fakat Natalie portman her filmde olduğu gibi gerçek oyuncu budur dedirtiyo…anlatılmak istenen oluşan yeni dünya düzeni dahilinde hayatlarımızda var olan baskı…! artık öyle koşullanmışışız ki dışarıdan müdahele olmasa bile işletim sistemimiz devreye giriyo ve kendi kendimize baskı yapıyoruz…bu da takıntıları vesaireyi meydana getiriyo ve en nihayetinde işletim sistemimiz kendi kazdığı kuyuya düşmek misali çöküveriyo…bu durum portman ın oyunculuğu sayesinde gayet güzel anlatılmış fakat keşke ciddi bir olay örgüsü içinde anlatılsaymış bu hisler deiyi bir film çıksaymış ortaya….yani bu filmin tuzu biberi eksik değil ortada yemek yok tuz biber var……

  10. filmde çok sevdiğim şeyler vardı. bale, natalie portman’ın muhteşem oyunculuğu, elbette ki çaykovski, o tatlı tatlı gerilim ortamı. sevmediğim şey ise bence çok fazla başrolün gözünden baktık olaya; annesinin elini cidden kırdı mı, beth’i öldürüp öldürmediği belli değil, kendini kesti ölüp ölmediği belli değil bu kadar belirsizlik bana fazla geldi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s