The Klass…

Sözde bugün güncelleme günüm olacaktı ama araya her zamanki gibi tembel bahanelerimi sıkıştırdım; mesela şimdi bu bahsedeceğim filmi izleyeli herhalde bir ay olmuştur, ben daha bitirdiğim ilk dakikadan itibaren bundan bahsedecektim; tabi sözde..film hakkında daha önceden ne bir söz duydum, ne bir yerde gördüm okuydum, ne fragmanını seyrettim ne de ismini duydum.Youtube’dan öylesine açıp seyretmeye başladığım ve karşıma çıkan sonuçla kendi kendime “vay be ne film seçermişim ben..” diyerek böbürlendiğim bir yapım oldu..Ecnebi memleketlerin lisede, okul basıp ellerinde tüfeklerle sınıf arkadaşlarını öldüren gençler hakkındaki haberlerini her daim duyarız..

Biraz şok, biraz kınama; “bu çocukları nasıl yetiştiriyorlar” diye başlayan onları yerici kendimizi övücü sözler her daim ortalarda dolanır.Bu filmin teması da işte bu istikamette; ama bu sefer “kurban” olarak adlandıracağımız kişiler üstlerine kurşun boşaltılanlar değil, aksine silahı arkadaşlarına doğrultanlar.Farklı bir açıdan bakmak istemişler, bu çocukları bu noktaya nasıl bir ruh hali sürükler, izleyin bulun demişler sanki..Her şey bir sınıf içerisinde cereyan ediyor; sınıfın en eziği diyebileceğimiz karakterimiz, diğerleri tarafından itilip kakılan, her daim alay konusu olabilen ve bütün bunlar yapılırken sesini dahi çıkarmayan birisi.

Bir gün yine sataşmalara maruz kaldığında, onu kötü duruma sokan diğer karakterimiz, yaptıklarını düşünüyor sonrasında.”Onur” nedir onu sorguluyor; belki de karşısındakinin insan olduğunu fark ediyor.Ve o andan itibaren diğerlerine karşı koruyor onu; ama bu durum işleri düzelteceğine daha kötü bir hale sokuyor.Başta sınıfın sözü geçen kabadayıları olmak üzere zamanla bütün sınıf bu ikisine karşı cephe almaya başlıyor..Kimse durup ne yaptıklarını veya “neden” yaptıklarını sorgulamıyor, olay sadece biz bu çocuğu ezeriz ve kimse bize karışamaz mantığında, gün ve gün ilerliyor film.Birde böyle farklı bir anlatımı var; olay uzun bir vadede yaşanmıyor; nerdeyse bir hafta içerisinde her gün onların diğerlerinden kurtulma veya günü “kurtarma” çabalarıyla geçiyor.

Ancak onları son noktaya getirecek, deyim yerindeyse “ipi kopartacak” olaylardan sonra müthiş bir final sahnesi; biz bir garip izleyiciyi birilerini öldürme duygusunun getirdiği tatmin hissiyle baş başa bırakıyor.Sanki ellerinde silahlar onlar vurmuyor, onlar içlerindeki öfkeyi akıtmıyor; oldukça basit bir anlatımla daha nasıl olduğunu anlamadan kendinizi onların yanında, destek verirken ve sonucun getirileriyle “huzur bulurken” buluyorsunuz..Genelleme yaparken konuşmak yanlış belki de, ama ben öyle hissettim.Bu demek değildir ki, çözüm arkadaşlarını öldürmelerinde, ama geldikleri nokta ve finalin azameti bu duyguyu yaşatıyor insana.

Bir Estonya filmi ve yabancı dalda Oscar adayı olmuş zamanında; hak ediyor tabiî ki.Zaten film okulda katliam temasından çok; okulda yapılan kabadayılığa en büyük göndermesini yapmış.Ben X temalı olanlardan; ama maalesef ondan daha koyu renklere sahip..Her daim övgüyle bahsedeceğim bir film, bu kadar okuduktan sonra birde ben izleyeyim diyenler varsa buradan seyredebilirler.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s