J’ai tué ma mère / I Killed My Mother

 

Kim büyürken annesiyle kavga etmemiştir ki; veya hala neden olmaksızın en küçük bir olay aralarındaki gerilimin tırmanmasına neden olmuyordur ki.Daha sabah annemle kavga ettim, sonra küsmeden barıştık, sonra gene ettik ama sonunda hep barıştık..Bu da filmi yazan ve yöneten adamın annesiyle hikayesi; onun ergen yıllarının sinemaya yansımış hali.Her yerde böyle diyorlar, nedense karşıma çıkıp duruyor bu film, o zaman bende pes edip oturup izliyorum ve sonunda kendimi burada onu anlatırken buluyorum..16 yaşındaki Hubert’in annesiyle olan çatışması filmin ana konusu; gayet basit değil mi.Üzerine bir film çekilecek kadar dolu bir konu ama..

Lise öğretmeni aileleriyle ilgili bir kompozisyon isteyince onlardan, Hubert bu zahmete girmek istemiyor belki de, veya gerçekten öyle olmasını diliyor o anda ve annesinin öldüğünü söylüyor.Annesi bunu öğrenince bizde süregelen çekişmelerinin ortasında buluyoruz kendimizi.Ufak çapta krizler, yerine getirilmeyen sözler, bağıran sessizlikler ve o insanı canından bezdiren inat duygusu..Hubert, annesini seviyor sevmesine ama ondan nefret ediyor yeri geldiğinde; annesinin onun hayatını mahvetmek için yaşadığına inanıyor, annesinin onun iyiliğini istediğini bilmesine rağmen.Bir ergen filmi mi, evet orası muhakkak.Ama anne ve oğul arasındaki ilişkinin en yalın halini yakalayan, ve bunu izleyeni rahatsız etmeden anlatabilecek kadar başarılı bir film..

Hani filmlerde illa birilerini tutarız, onların yanında yer alırız ya; izlerken gönül Hubert diyor ama anneden nefret etmemiz için yeterli olmuyor bu durum.Anne her ne kadar çocuksu ve bencil olsa da, bir dediği diğerin tutmasa da, o da kendine göre doğrularını yaşıyor.Ama bununla baş etmek Hubert gibi kendini daha yeni yeni bulan bir ergen için hiç basit olmuyor.Annesiyle inişli çıkışlı, bolca kavgalı bir ilişkisi var ve bazen öyle bir noktaya geliyorlar ki kavga etmedikleri sürece gerçek duygulardan bahsedemiyorlar bile.Hubert, onu seviyor, bazen sevgisini göstermek için elinden geleni yapıyor bazen onu bakışlarıyla öldürüyor.Kısaca herkesin bir zamanlar ailesiyle yaşadığı tipik bir ilişkiyi yansıtıyor onun hayatı..

Çılgın bir çocuk veya psikopat bir anne arasında yaşananlar değil, herkesin başına gelen çıkmazların “sanat” dedikleri şeyle yoğrularak anlatılması gibi.Bolca kendini hatırlatan ve duyulduğu anda farklı ruh hallerine sokabilen müzikleriyle birlikte.Sadece müzikleri bile kendine ait bir güncellemeyi hak ediyor.Ama en sevdiğimi tavsiye etmeden geçemeyeceğim gene..Filmde yaşananlardan hiç bahsetmedim, zira hepsinin bende bıraktığı etki buydu, yoksa filmin durağan olduğu pek düşünülmesin.Kendini seyrettirebilen bir hikaye akışına sahip, Hubert boş yere annesini öldürmüyor sonuçta..Tavsiye edilir, son dönem Kanada sinemasında kendinizi kaybedin.Bu arada yönetmenimiz daha 19 yaşında, filmi ailesinden gelen birikimleriyle çekmiş, oldukça da büyük övgüler, güzel eleştiriler toplamış..Bir beğeni de bizden gitsin ona..

Merak edenler buradan seyredebilirler.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s