The Oz…

Oz… Bu diziyi çoğunluk cine-5’in altın zamanlarından hatırlar zaten.O dönemlerde ben daha pembe bulutlarda yaşayan birisi olarak, sansürlü yayınlanmasına rağmen bu dizinin yıpratıcı etkisi altında kalmıştım fazlasıyla.Öyle ki o dönem çekinerek izliyordum, hani böyle bir sahne izleyip sonra kanal değiştirip yine de dayanamayarak geri zapladığım zamanlarımdı.Şimdi üstünden çok zaman geçti, arada çok film dizi izledim ama yine de ne olursa olsun Oz bende aynı etkisini göstermeye devam etti.Sözde sadece tek bir bölüm izlemek için ekranın karşısına geçtiğimde kendimi kaptırmış şekilde sabah akşam bu diziyi izlemeye devam ettim..Öyle böyle derken bütün sezonları bitirmiş oldum.

Bu süreçte yaklaşık bir hafta öncesinde gerçekleşti, tabi bir haftada deli gibi izleme payı var.Uzun zamandır bir dizi için kendimi böylesine kaptırmamıştım; sabah nöbet sonrası işten eve geliyorum uyuyacağım yerde dur iki bölüm daha izleyeyim sonra yatarım diye kendimi kandırma çabaları içine giriyorum.Bir de öyle sürükleyici heyecan silsilesi içinde de ilerlemiyor dizi; ama yine de insan izlemekten kendini alamıyorum; 404’le yapıştırılmış gibiydim.Böyle hiç dizi görmemiş ruh haline girince, tabi ister istemez rüyalarında da bunu görüyorsun; dizinin rahatsız edici yönlerinin yanında rüyalarım doğal bir şekilde kabus olma evresine geçebiliyordu..

İki paragraf yazı yazdıktan sonra dizi hakkında hiçbir bilgi vermediğimin farkına ancak varabiliyorum; ama böyle beni bıraksalar dişe dokunur bir şeyler yazmadan iki sayfa karalarım herhalde.Oz, bir hapishane dizisi; ama tam manasıyla bir “hapishane” dizisi.Okuduğum yorumlarda kendisi hakkında en gerçekçi dizi olduğundan bahsediliyor.O ortamın yansıtılması, hayatta kalmak için illa dişini göstermen gereken, birilerini harcamanın seni bir üst kademeye çıkardığı ve özellikle bir çetede bulunmanın sana yaşam şansı verdiği ortamları gösteriyor.Bunu yaparken de adamlar saolsun azcık yumuşatalım şu sahneleri dememişler, inadına körükleyelim de izleyen “ben neden bunu izliyorum” diyerek kendinden şüphe etsin istemişler..

Dizide; Oz’da küçük balık olanın başına gelenleri alkollü araba kullanırken küçük bir kıza çarpması sonucu ölümüne yol açıp hapse düşen ana karakterimiz sayesinde öğreniyoruz.Adamın başına gelmeyen kalmıyor azizim ; başta tecavüz olmak üzere geçmediği yol kalmıyor..Ama ana karakterimiz dediysem de yanlış anlaşılmasın, dizide birden çok öne çıkan oyuncu var.Bir de şöyle bir durum; adamlara hem acıma duygusu içinde oluyorsun hemde yeri geldiğinde nefret ediyorsun.Öyle mükemmel etik aramayacaksın kimseden; zira herkesin hayatta kalmak için veya intikam almak için kendine göre sebepleri olabiliyor..Kendi başına gelenler için diğerlerinden intikam alırken sırf çıkarları için başkalarını da kendi kaderine mahkum bırakan onlarca adamın hikayesi..

İsyanlar, çete savaşları, uyuşturucu mücadelesi, işlemediği cinayetler için ölenler, kendini kanıtlama çabaları, tecavüzler, entrikalar, idam koğuşları, tecritler, koruma altında olanlar, masumlar ve suçlular; Oz’daki hayat bundan ibaret işte..Dizinin pek iç açıcı bir tarafı yok, hatta çoğu zaman yeter artık daha izlemeyeceğim dedirtiyor ama bırakmakta elde değil..Zenciler, Aryanlar, Baharatçılar, Müslümanlar, Latinler ve diğerleri Oz’un gelip geçen misafirleri..Ömür boyu hapse mahkum olup da sadece ilk yılında ölüp gidenlerin mekanı.O kadar çok karakter gelip geçti ki, takip etmekte zorlandım bir ara..Birbirine bağlı öyküler, sevdiğim karakterler, sevmediklerim derken sonunda iyiki izlemişim dediğim dizilerden biri işte..

Her bölüm Augustus Hill’in anlatımıyla başlarken Beecher ve Keller cephesinde yaşanan gelişmeler, Schillinger’ın “acaba gene ne yapacak” diye kaygıya düşüren davranışları, Said’in her daim takdir edilip takip edilen sözleri ve verdiği güven duygusu, O’Reily’inin aşk anlayışı ve kardeşine karşı gösterdiği sevgi, Adebisi’nin hiç sevemediğim karakteri ve son olarak herkesin hem fikir olacağı Miguel Alvarez aşkı..Bu saydığım karakterin çoğunu seviyorum ama Alvarez ayrı bir şey..Ne zaman iyi bir şey yapmak istese lanetlenmiş gibi en kötüsü başına gelen yegane karakter bu olsa gerek.Ve içlerinde duygularını en çok belli eden de..

Bir çete lideriyken, sonradan kendini çetesine kanıtlamak için aynı hapishanede büyükbabası ve babasının yaşadığı kadere mahkum olan bir adam o..Şimdi başlarsam sabaha kadar bu adamı anlatırım herhalde, ama işte elimde değil..O kaar seviyorum kendisini..Kendimi olaya daha fazla kaptırmadan yazıyı bitireyim artık; sonuçta beğendiğim, ama herkese tavsiye etmediğim bir dizi kendisi.Merak edenler buradan seyredebilirler..

Reklamlar

One thought on “The Oz…

  1. En beğendiğim Amerikan dizisidir OZ.
    HBO yapımı olduğu da kalitesinden hemen belli oluyor.
    Ben de Cine-5’in altın çağında farketmiştim ilk.
    Hatta ilk bölümüne denk gelmiştim.
    Hiç unutmam, Çarşamba günleri 22’de başlıyordu dizi ve ben evdekilerle kavga ede ede izliyordum.
    OZ sayesinde 2. televizyon eve girmişti 🙂
    Annem, babam gördüğünde sansürlü yayınlanmasına rağmen bu ne demişti. Şaşırmışlardı.
    Ama beni tanıdıkları için izlememe bir şey dememişlerdi
    Uçlardaydım =D

    ***

    Tobias Beecher 6. sezon boyunca favori karakterim oldu.
    Birçok kişi O’Reily’i sevse de Beecher ve 2. sezondan itibaren Keller favorilerimdi.
    Zaten ikisi de bayağı bir yakındı hani 😛
    Keller 2. sezonda geldiğinde sezon sonuna kadar nefret ettim ondan.
    Zaten izleyenlerde 2. sezon bu adamdan nefret edebilir.
    3’le beraber sevmeye başladım.
    Dizideki en nefret ettiğim insan da Schilinger.
    Ne pislik biriydi o, gebermesi için o kadar dua ettim ki 🙂

    ***

    Dizinin en kötü yanı sezonların 8 bölüm olması.
    4. sezon 16 bölüm, kalan bütün sezonlar 8 bölüm.
    Bir çırpıda bitiyor.
    Herkes bu diziyi izlemeli.
    Mükemmel bir dizi.
    Prison Break ile sakın karşılaştırmayın.
    Çünkü OZ tamamen hapisahanede geçen bir dizi.
    Ve PB’den kat kat kaliteli.

    Son not: Alvarez’i de pek severdim ama dizi boyunca adamın yüzü gülmedi yahu.
    Ve bu dizide Müslümanlarda çok önemli bir konumda.
    Özellikleri başları olan Kareem Said’i pek bir beğeneceksiniz.

    Ofori ellerine sağlık, güzel bir yazı olmuş.
    OZ efsanedir 🙂

    ^^

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s