Cell 211…

İkidir niyetlendiğim bu filmi sonunda üçüncü seferde izleyebildim.Bir heves başladım, şaşkınlık ve bolca takdir karışımı duygularla birlikte son buldu film.Daha öncesinde Kediler ve Kitaplar’da bahsedilmişti filmden, oradaki yazıyı okuduktan sonra içimde bir heves “bende izlemeliyim” diyen kıpırtılar; hep birlikte beni ikna edip filme yönelttiler.Okuduğum yorumlarda insanı etkileyebilecek bir finale doğru ilerlediğini söylüyorlardı, ve belki kendimi kandırarak buna da hazırlanmıştım ama yorumları okumakla izlemek arasındaki farkın getirisi olsa gerek; şu an bile heyecanımı anlatacak kelime bulamıyorum.

Hapishanedeki işine yeni başlayacak genç gardiyanımız, görev gününden bir önceki gün iş yerini görmek amaçlı hapishaneye geliyor.Diğer iki gardiyan ona çevreyi gösterirken, mahkumlar hakkında dikkat etmesi gerekenleri anlatırken birde bizimkinin kafasına bir şey düşüyor ve bu bayılıp kalıyor.Gardiyanlarda onu revire taşımak yerine, hemen önünde durdukları hücre 211’e sokup, doktoru oraya getirmeyi düşünüyorlar.Ancak tam bu sırada isyan çıkınca gardiyanlar can havliyle kendilerini kurtarmak için bizimkini orada bırakıp kaçıyorlar..Ayıldığında kendini bir hücrede bulan gardiyan, dışarıdan gelen seslerle mahkumların ortasında, tam da bir isyan esnasında ölüm kalım savaşı vereceğini anlıyor.

Ama o kısımları anlatamam gerçekten; nasıl heyecanla izledim, nasıl takip ettim akıp giden sahneleri bilemiyorum.Her şey o kadar hızlı oldu ki, bu film için belki de edebileceğim en doğru laf; her bir karesi için “heyecanlı” kelimesi olur.Bundan şüphelenen diğer mahkumların itip kakmasıyla kendini isyanı başlatan, herkesin koktuğu, ömür boyu hapse mahkum edilmiş liderin karşısında buluyor.Ve o an aklına gelen tek bir düşünceye tutunuyor; “ben buraya bugün getirilen yeni mahkumum”..Böylece onların içlerinde, onlardan biri gibi davranmaya, onların güvenini kazanmaya başlıyor..

Film neden güzel; değişen dengeleri gösterdiği için; bir gün parmaklıklar ardında yaşam sürerken sonraki gün içerde sıkışıp kalmışlığın herkesin başına gelebileceğini vurguladığı için, ve bunu yaparken göze kimsenin gözüne batmadan sıradan bir şekilde bu değişimi gösterebildiği için.Aslında şöyle güzel cümlelerle süslemek isterdim filmi, önemini vurgulamak isterdim; ama dil bir kere bağlanınca kolay kolay açılmıyor azizim.Kıymetli filmlerim arasındadır artık kendisi ve bir izleyen olarak ebedi görevim tanıdığım herkese bu filmi izletmek olacaktır.İzleyip de “beğenmedim” diyenin beğeni anlayışından şüphe ederim ama içimde saklarım, yorumda bulunmam.

Filmin afişine bakıp, öyle sıradan bir hapishane filmi, vurdulu kırdılı testesteron manyaklığı gibi düşünülmesin; zira bunu geç de olsa fark edebildim; her şey poster demek değil.Boş yere ödül almamış bu film dedirtiyor izledikten sonra.Kesinlikle izleyin diyerek, buradan izleyebilirsiniz diyorum ve yazıyı vuslatı olan noktaya kavuşturuyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s