In Bruges…

Bugün boş günüm ya, arpa ambarına düşmüş tavuk gibi hissediyorum kendimi; bir tarafım film izlemek istiyor, diğer tarafım manga okumak ve hala isteği karşılanmamış tarafım da kitap okumak.Manga okudum, film izledim, sırada kitap var ama ona geçmeden önce bu güzelim filmden iki satır bahsetmezsem sonrasında bendeki bu tembellikle hiç bahsedemem daha.Bu film hakkında yapılan beğeni dolu yorumları daha önceden okumuş, izlemek için heveslenmiştim ama bütün heveslendiğim diğer filmler gibi bunu da daha bu sabah izleyebildim, çokça da beğendim..

Daha yorumun başından nasıl bir yanlı bir güncelleme olacağını alarmını veriyorum sanki.Ama farklılığıyla hoş bir his bırakan, güzel bir filmdi ne yapayım, ters köşeye yatırdı beni, bu kadar basit bir anlatımla ve bu denli harika bir oyunculukla böyle kendine hayran bırakılır dedirtti resmen.İki kiralık katil, patronlarının verdiği bir emirle saklanmak üzere Belçika’da, Ortaçağ görüntüsünde Bruges denilen bir şehre gönderiliyor.Şehir cidden insana o çağlarda yaşıyormuşsun gibi bir his veriyor ilerleyen sahnelerde.Katillerden genç olanı, pek bir duygusal, nedendir bilmiyoruz ama durup durup gözleri doluyor.

Ayrıca bu şehirden de nefret ediyor vaziyette, buradan bir an önce gitmenin yollarını arıyor ama emir büyük yerden geldi, beklenecek.Yaşlı olan katilimiz ise, daha ılıman, daha hevesli bu şehirde bulunmaya.Elinde turistler için hazırlanan bir katalog, oradan oraya dolanıp duruyor.Bu ikisinin arasında da, çok hoş bir arkadaşlık var, özellikle öyle sahneler var ki, hem güldürüyor hem de onların yakınlığını görmek adına insanı hüzünlendiriyor.Genel olarak komik bir film, ama yer yer hissettirilen o hüzün havası yok mu, nasıl mahvetmişti o anlarda beni anlatamam..Bu ikisi patronlarından haber beklerken, genç olan aslında ne iş yaptığı pek de belli olmayan bir kadına aşık oluyor.

Bir de ortalarda dolanan bir cüce var, arada bir karşımıza çıkıp final için imza çalışmaları yapıyor sanki.Zaten çoğu yerde filmin özeti de bu şekilde geçiyor, iki kiralık katil, bir aşk ve bir cüce şeklinde.Bende bunun üstüne pek bir açıklamada bulunmadım galiba; ama bir konuşmaya başlarsam beni tutanın vay haline..O zaman izleyecek olanlar, buradan sonrasını okumasın..O park sahnesinde bu ikisi yan yan oturup silahlarını gösterdiklerinde ve öldürülen çocuk hakkında konuştuklarında, hiç sevmem dediğim Colin Farrell için nasıl saygı duruşuna geçtim anlatamam.Bu film, sadece oyunculukları için bile izlenir, bir şey yapmaya çalışmadan, sade bir oyunculukla bu denli on ikiden vurulur mu hiç..

Ve filmin sonu, şu “ne olacağını kestiremediğimiz” finallerden biri bizi bekliyor, bunu garanti edebilirim.Evet, büyük bir sır perdesi falan aralanmıyor ama yine de izlerken kendimizi “şimdi şu olacak diye tahminler yapmaktan alıkoyuyoruz; zira film “düşünme de beni izle” diye alttan alta uyarı veriyor sanki..Çok güzel bir filmdi, mutlaka izleyin diyerek, altını çizip vurgulayacağım filmlerden.Buradan izleyebilirsiniz..

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s