Dancer in the Dark…

Geçenlerde kuzenlerle birlikte ilk cdsini izleyip, onlar sıkıldı diye bıraktığım ve geçen gün tekrar izlediğim bir film Dancer in the Dark. İyi ki de dönüp devam etmişim, çok güzel bir film. Zaten uzun zamandır sırf Björk oynuyor diye izlemek istiyordum. Filmi izledikten sonra bu rolün ona neden Cannes’da ödül getirdiğini çok iyi anladım. Kendisi, kendisinden beklemediğim derecede güzel bir oyunculuk çıkarmış. Mimikleri olsun, film için hazırladığı şarkıları olsun her şeyiyle harikaydı.

Film Çekoslavakya’dan ABD’ye göçen Salma adında bir kadın ve oğlu hakkında. Bu kadın genetik olarak kör olmakta ve biliyor ki oğlu da onun gibi kör olacak. Bu yüzden ABD’de zor şartlar altında bir fabrikada çalışarak oğlunun ameliyatı için para biriktirmeye çalışıyor. Kendisi her şeye rağmen gülümseyebilen, optimist, hayatta oğlundan sonra en sevdiği şey müzikaller olan bir kadın. Öyle ki kör olacağını bile bile, görülecek her şeyi gördüm, daha fazlası aç gözlülük olur diyebilen biri. En korktuğu şey ise sessizlik. Ne yazık ki onun için her şey müzikallerdeki gibi mutlu ve neşeli geçmiyor. Filmi izlemeden önce yanınıza bir paket mendil almanızı tavsiye ederim.

Film Lars Von Trier’in yapımı. İzlemesi başlarda biraz güç olsa da sonralarda iyice sarıyor ve insan kendini filmin içinde, Salma’nın yerinde hissetmeden edemiyor. Filmin müzikal sahneleri ise ayrı bir dünya gibi bir şey. Gerçeklerden kaçmak isteyen birinin bunu müzikle yapabilmesi çok güzel. Duyduğu her şeyden kendine melodi çıkarmayı başarabiliyor Salma. Doğa onun orkestrası adeta. Hele bir I’ve seen it all var ki filmin her şeyini özetler nitelikte bir şarkı. Bu şarkının bir de Thom Yorke ile seslendirdiği versiyonu var ki, her şeyden güzel bir şaheser niteliğinde benim için.

Filmin pek çok ayrıntısı, güzel bir alt metni ve etkileyici bir sonu var ama bunlardan bahsetmek spoilera girebilir diyerek yazımı bitiyorum.Tavsiye ettiklerim arasında kendisi..

Reklamlar

8 thoughts on “Dancer in the Dark…

  1. Müzikleriyle, hikayesiyle, oyunculuklarıyla etkileyici bir film. Öyle etkileyici ki “bu filmi asla ikinci bir defa izlemeyeceğim” dedim bitirdiğimde. Bazı filmler tek seyirlik oluyor böyle. Kötü olduklarından değil, her sahnesi zaten aklınıza kazındığı için (Pan’ın Labirenti için dedim sonra bunu bir de). Böyle ağır bir hikaye ve izlemesi zor son kolay unutulmaz.

    Bu kadar çarpıcı olmasında, filmlerin o gerçeği törpülemiş pürüzsüzleştirmiş halinin bu filmde olmayışı da etkili. Steril değil yalın gerçeğe en yakın hali sinemanın. Günlük hayatta, bir filmdeki kadar akıcı konuşmayız, konuşurken kekeleriz, konudan saparız, duygularımız da filmlerdeki kadar net göstermeyiz. O bütünlük ve sinema dili sterilliğini alıyor Trier elimizden, bu da hikayenin etkisini katlıyor.

    Zor film. Mendil stoğunuzu kontrol etmeden karşısına geçmeyin ve neden ağladığınızı açıklayabileceğiniz bir zamanda izlemeye dikkat edin ;D

  2. @Ena;

    O gerçeklik hissi benim için özellikle müzikal sahnelerde kendini gösterdi. Şöyle ki, pek çoğumuzun günlük hayatın koşuşturması içinde hayali kaçış yolları vardır eminim.Salma’ninki de öyle bir şey ki, sanki her birimizin hayali böyleymiş gibi hissettirdi bana. Filmin gerçekçiliğini geçtim, hayal sahneleri bile olabildiğince gerçekti. Müzikal sahnelerinin rengindeki ve çekimlerindeki değişiklik de gerçek hayatın keskinliğinin aksine daha parlak ve daha yumuşak, tıpkı hayallerimizdeki gibi. Tek eksikliğimiz Björk gibi bir müzik yeteneği sanırım:P

  3. @kişisel depresyon anları;

    Film bittikten sonra böyle dememek elde değil gerçekten de 🙂

  4. Björk için bu kadına hayran olmamak elde değil zaten. düşünce tarzıyla, yorumlamasıyla, yaptıklarıyla hatta yapacakları ile tam idol olarak alınacak bir kadın. Oyunculuğunu görmedim bu vesile ile izlemiş olurum. Güzel oldu not alınmıştır en yakın sürede izlenecektir 😀

  5. Çok kötü film hafızasına sahip olmama rağmen unutamadım ender filmlerden birisi Karanlıkta Dans.
    Yıllar önce (sanırım 99 sonu ya da 2000 başı idi) sinemada izlemiştim.
    Ena’ nın dediği gibi hazır neden ağladığımı açıklayacak bahanem varken bir daha izlesem iyi olacak.
    Hatırlattığın için teşekkürler.

  6. @ sermin

    İzledikten sonra mutlaka yorumunu görmek isterim arkadaşım; zira bu filmi tanımlamak için uygun kelimeleri bulmakta yetersiz kalıyorum; ki bu bile filmin ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor..Başta sıkıcı, hatta boğuk gelebilir ama sonunda insan midesine yumruk yemiş gibi kalıyor oturduğu yerde..

  7. @ kağıttan gemiler

    Ben teşekkür ederim asıl yorumundan dolayı.Sinemada izleyecek kadar şanslıymışsın, ben daha yeni yeni keşfettim bu filmi.2000’lerin başında daha lisedeydim sanırım, o zaman hiç bir şeyden haberim yoktu desem yeridir, keşke taa o zamanlarda seyredebilmiş olsaydım böyle filmleri..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s