Moulin Rouge – The show must go on…

Az önce kardeşimin teşvikiyle – filmi inatla indirme çabaları sonucu- bu filmi izleme olanağı bulmuş oldum.Aslında daha önce ne ismini duymuştum ne de konusu hakkında bir fikrim vardı.Ama ne zaman bu filmden bahsetse, sanki ben biliyormuşum gibi bahseden kardeşime göre; zaten bilindik ve de çok beğenilen bir filmmiş.İzledikten sonra nasıl kaçırdım diye hayıflanmamak elde değil gerçekten..Zaten şu an için sanki herkes izlemiş de bir ben kalmışım gibi hissediyorum..Ama az çok filmleri takip eden birisi olarak bu filmi nasıl kaçırmışım kardeşim diyerek kendime kızmadan duramıyorum..

Ve bu arada, kardeşim eve geldi, film izleme maratonunu bu filmle açmış bulunuyoruz.Gerçi beni pek evde bulamıyor ama en azından aklımızda izlenecekler listesinde bulunan bir iki filmi aradan çıkarabiliriz bu arada..Filme geri dönelim; yaa çok güzeldi.Bu kadar olacağını tahmin etmemiştim gerçekten; hatta filmin başında “ ortalama bir şey herhalde” diye düşünmüştüm ama sonunda güzel bir şekilde ve de manada “mors” olup kaldım.Film bir müzikal, baştan sona kadar şarkı söylenmiyor tabi ama ağırlıklı olarak bütün hikaye şarkılarda gizli.

Filmin başında; yıkık dökük bir otel odasında kendinden vazgeçmiş bir yazar, geçiyor daktilosunun başına ve bize hikayesini anlatmaya başlıyor..Evden nasıl ayrıldığını, Paris’e nasıl geldiğini ve nasıl bu günah şehriyle tanıştığını.Bütün hayali iyi bir yazar olabilmek ve hayatının gerçek aşkını bulmak..Üst kattaki bohem komşularıyla tanışıyor ve birden kendini onların tiyatro gösterisinde ufak bir rolde; sonrasında da o gösterinin yazarı olarak buluyor.Ama başarılı olmak için birini daha ikna etmeleri gerekiyor; şehrin en ünlü ve gözde fahişesini..

O dönem, şehirde eğlence ve günah mekanı olarak bilinen Kırmızı Değirmen isimli mekanla tanışıyoruz böylece.Ama o nasıl bir mekandır öyle; millet deli gibi eğleniyor resmen.İlk tanışma sahnesi akıllara zarar valla..Bizim esas kızı görene kadar baya bir vakit geçiyor yani; ama onun ilk göründüğü sahnede kadının güzelliğine bir daha hayran kalmak artık spontan bir duruş olsa gerek.O akşam bizim yazar güzelce giydirilip oraya götürülüyor ve tesadüf eseri o gece bizim kızla birlikte olacak dükün masasının yanına oturuyor.Dük de bu hikayenin kötü adamı; kendisinde dünya kadar para var ve olayın kör düğümünü bu sağlıyor..

Bizim genelev sahibi, kendisine yatırımda bulunacak bir zengin arıyor; böylece genelev artık bir tiyatroya dönüşebilir..Bunun için en uygun aday ise dük oluyor.Plan gayet basit, bizim kız dükü kendine aşık edecek ve gerekli finansal desteği sağlayacaklar.İşte o akşam kızımız, dükle bizim yazarı karıştırınca; ve yazarı zengin dük zannedince asıl hikayeye böylece girmiş bulunuyoruz.Bu ikisi bir takım yanlış anlamadan sonra birbirlerine aşık oluyorlar ama dükün desteğini kaybetmemek adına bunu saklamak zorundalar.Bu arada hikaye yazılıyor, roller dağıtılıyor ve provalar başlıyor..

Oyun ve gerçeklikleri iç içe giriyor bir süre sonra; hele o oyun sahnesinde bütün heyecan en üst noktadaydı.O sahnede,gözlerim ekrana yapıştı, adamlar öyle bir final yaptılar ki bu filmi artık gözümde bir şahesere çevirdiler.Evita filmini ne kadar sevdiysem bu filmi de o kadar sevdim ve etkilendim.Ve artık kabul ediyorum ben bu müzikal tarzı filmleri seviyorum; beni kandırmaları o kadar kolay oluyor ki, güzel bir ses ve hoş bir hikaye yeterli..Baş roldeki adamın yakışıklı olduğunu biliyordum ama itiraf ediyorum aşık oldum resmen yaa..İsmini kardeşim gibi ezberden söyleyemiyorum ama ben sadece onu konu olan bir güncelleme de yaparım herhalde..Denk geldiğinizde mutlaka ama mutlaka izleyin..

Reklamlar

6 comments

  1. Moulin Rouge özeldir, başkadır, güzeldir 🙂
    Hele ki müzikleri..

  2. @ birha

    Aaa buna katılıyroum sonuna kadar; zaten filme hala hayranlıkla bakmama sebep olan en baskın şey müzikleri bana göre; bayıldım tek kelimeyle.Hala youtube’dan dinlemeye devam ediyoruz..

  3. Eğer bana olan size de olursa, önümüzdeki bir kaç yıl daha dinleyeceksiniz 🙂

  4. @ birha

    Yaa öyle de deyip beni korkutma; akşamdan beri Roxanne diye dolanıp duruyoruz zaten.Yalnız o sahneyi hatırlar mısın; süperdi, o şarkı, o danslar..Hala içim gidiyor, bahsedince bile eminin gözlerimin içi parlıyordur..

  5. Ben o filmin tek karesini bile unutmuş değilim 🙂
    Üzgünüm size de olacak bu 😛

  6. @ birha

    Olsun valla hiç şikayetçi değilim; böyle müzikal ve de çok beğeneceğimiz başka filmler var mı önerebileceğin, ben izlemeye hazırım..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s