Wristcutters: A Love Story ~ Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikâyesi

Kaç gündür bu film hakkında bir iki satır bir şeyler yazmak için fırsat kolluyorum ama hem uykudan hem de sonrasında gelen uyuşukluktan fırsat bulabilmiş değilim.Hazır gözlerim açık, biraz da dinç hissediyorum kendimi; artık bir şeyler yazmak istiyorum.Bu filmi izleyeli 2 gün olmuştur herhalde; hep denk geldiğim ve hep “seni bir gün mutlaka izleyeceğim” dediğim bir filmdi; durdum durdum bir gece vakti gaza gelip hepsini izledim.Ama şimdiye kadar izlememiş olmanın verdiği kızgınlık içindeyim şu an; tabi kendime karşı.2 gündür önüme gelen herkese ballandıra ballandıra anlatıyorum; sanki filmi ben çekmişim gibi bir reklam kampanyası yürütüyorum ki sormayın gitsin.Şu ismine bakın bir kere “Bilek Kesenler – Aşk Hikayesi” Şimdi bu filmden ne bekleyebilirsiniz, ismiyle pek fazla bir şey vaad etmese de içerik dolu dolu, çölde kum fırtınasına yakalanmış gibi sürüklüyor insanı.

Ana karakterimiz; kız arkadaşı bunu terk ettiği için; her zaman dağınık olan odasını bir güzel toplayıp not falan bırakmadan; bileklerini keserek intihar ediyor..Zaten yaşamak için bir amacı olmadığından; hani olur ya birde kız arkadaşı bunu terk ettiği için pişman olur; arkasından göz yaşı döker diyerek kendi kanı içinde son nefesini veriyor.Tabi bu hikayenin bitişi değil; aksine başlangıcı; zira bizim çocuk anlatmaya devam ediyor.Öncelikle bu film bağımsız bir film; yani öyle her şeyi mantık çerçevesine oturtmak gerek diye bir kaygıları yok.Bir hikaye var ellerinde istedikleri gibi çekiştirebiliyorlar.Sadece intihar edenlerin yaşadığı bir dünyadan bahsetmeye başlıyor.Bu dünyanın yaşarken içinde bulunduğu dünyadan farkı; sadece çok ama çok “sıkıcı” olması..Başka bir fark yok; yine çalışmak zorundalar; yine sevip aşık oluyorlar, ama yaşam standartları bir hayli düşük..

Binalar yıkık dökük, elbiseler yırtıklarla dolu; işler çok sıkıcı, hatta ve hatta bu dünyada sadece intihar etmiş müzisyenlerin şarkıları çalınıyor.Öyle bir yerde “yeniden intihar etmeyi” düşünecek kadar sıkılmış bir yaşam sürerken –gerçi etse ne olacak, yine aynı yerde bulacak kendini- kendine bir arkadaş yapıyor, öyle ki bu yeni arkadaşının bütün ailesi intihar etmiş, şimdi hep birlikte oturuyorlar.Günleri öylesine geçerken bir gün kız arkadaşının o öldükten kısa bir süre sonra intihar ettiğini öğreniyor ve bu sevinçle onu aramak için arkadaşıyla yollara düşüyor.Kızın nerde olduğunu bilmediklerinden oradan oraya sürüklenip gidiyorlar.Bu yol macerasında bir otostopçu alıyorlar arabalarına..

Yalnız bu otostopçu çok ilginç bir kız; aslen bu dünyaya ait olmadığını, buraya “yanlışlıkla” geldiğini idda ediyor ve oranın yetkililerini bulmak için yollara vurmuş kendini.Tabi bu yetkililer kimdir, neyin nesidir kimsenin bildiği yok.Bu kara mizah, kendini ufak bir yol filmine çevirmeyi biliyor.Bu üçünün maceralarını izlemek; filmin gidişatını tahmin etmeye çalışırken düşüncelerin durduğunu hissetmek çok güzeldi gerçekten.En başta hikayesi olmak üzere; müzikleri, renkleri ve de finali derken “uzun zamandır böyle bir film izlemedim” derken buldum kendimi.Mutlaka ama mutlaka izleyin; şiddetle tavsiye ettiklerim arasındadır; buradan izleyebilirsiniz..

Reklamlar

19 comments

  1. içinden tom waits geçen bir filmi sevmemek mümkün mü ? pek çoğumuz için degil sanırım.

    türlü türlü mucizenin oldugu ama yıldızsız bir gökyüzüyle yaşanan, çiçeklerin olmadıgı, insanların gülümsemedigi bir yer.. ne zaman beklemekten vazgeçersen mucize o zaman seni bulur orda.

    filmde en çok sevdigim şey arabadaki kara delikti. hala gülümsüyorum hatırladıkça, oraya düşen her şeyin sonsuza kadar kaybolması 🙂
    ben senin aksine ismini sevmiştim hatta seyretme sebeplerimden biriydi, nedense bilek kesme hadisesi fazla estetik/sanatsal geliyor bana. (bu benim acaipligim de olabilir tabi, bilemedim şimdi 🙂

    seyretmek gerek..

  2. @ depresan

    Evet o kara deliğe bende çok gülmüştüm, en sonunda çocuk da içine düştü yaa; süperdi valla.Ben en çok barda kimler nasıl intihar etmiş tahmini yaptıkları sahneyi sevdim.Bir de arkadaşının küçük kardeşinin ilk intihar teşebbüsü çok komikti; nasıl bir mizah anlayışıdır dedirtti valla..

    Böyle filmler yapsalar ya her zaman,ne güzel izlenir..

  3. @ metalist

    O sahnede ayrı bir alemdi; o kadar tartıştılar ettiler, sonunda üçü birlikte sıkış pıkış ön koltuğa oturdu.Valla o sahnede biri kara deliğe düşecek diye çok korktum 😀

  4. ofori neden bir site açmıyorsun blogun çok karışık siten olsaydı daha rahatlıkla izlemedigim filmleri seçerdim bu filmi blogunda bulana kadar canım cıktı eger site açmak istersen yardım edebilirim bende fiilm önerebilirim falan alır gideriz bu işi çok keyifli olur ne dersin profilime site bırakıyorum ordan ulaşabilirsin bana

  5. @ metalist

    Önerin için çok ama çok teşekkür ederim arkadaşım; ama şimdilik böyle iyi gidiyoruz, seni de zahmete sokmak istemem.Sen dedikten sonra fark ettim; evet site biraz karışık ama ne yapayım; mevcut şablonu kullanmaktan ileriye gidecek bir site bilgisine sahip değilim.Bazen bunu bile nasıl yaptım kendime şaşırıyorum..

    Şimdilik böyle gidiyoruz, ama gün gelir senin teklifin hala geçerli olursa kapını çalmaktan geri kalmam 🙂 Çok saol…

  6. Kesinlikle çok güzel bir filmdi. İzleyeli baya oluyor gerçi ama hala hatırlıyorum. İsmi bazılarına itici gelebiliyor ama bencde kendisine çok yakışan bir isim hatta belki ismi olmasaydı ilgimi çekmezdi ve bende bu güzelim filmi izlememiş olurdum 😉

  7. @ sermin

    Bende böyle filmer arıyorum son zamanlarda; önerebileceklerin var mı, böyle marjinal şeyleri izlemek çok güzel oluyor..

  8. Ofori şuan aklıma pek gelmiyor ama Robin Williams’ın bir filmi vardı belki izlemişssindir benim unutamadıklarımız arasındadır. “Aşkın Gücü” diye orjinal adı “What Dreams May Come” eski biraz ama nostalji olur… Aklıma yazdım ama böle ilginç filmler bulursam sana haber veririm. Aslında bağımsız sinemada böle filmler çok ya TransAmarica, Garden Stade…

  9. neredeyse 3 yıldır izlenmeyi bekliyordu bu film. dün gece 2 idi açtım izledim. aynı duyguları paylaşıyorum. niye bu kadar geç kalmışım ki?
    baya eğlendirdi. izlemesi çok kolay bir filmdi. müzikleri hoş duygular yarattı.bir çok kez gülümsetti.
    sonunda zaman bulabildim ya izlemek için çok mutluyum:)

  10. @ tinivuel

    Bende böyle geç izleyip güzel bulduğum filmler için “neden bu kadar bekledim mi izlemek için” diye pişmanlık içinde buluyorum kendimi valla.Ama olsun; geç oluyor ama sonu mutlu bitiyor..Müziklere bende bayılmıştım; gerçi filmin sevmediğim kısmı hiç yok..

  11. @ sermin

    TransAmerika ve Garden State’i bende izledim ve ikisini de çok beğenmiştim..Hatta transamerikanın DVD’sini almıştı kardeşim, başta biraz garip bulmakla birlikte sonradan vazgeçilmezlerim arasında yer almıştı.Ama cidden ne hikaye; tam kadın olacakken baba olduğunu öğreniyor..Düşüncesi bile eğlenceli 🙂

  12. Evet ya en çokta sonu beklentilerimi aşmıştı… Armut dibine düşer diye boşuna dememişler 🙂 Yanlız bayan oyuncuyu ayakta alkışladım. Bir kadın her rolün üstesinden gelebilir mi ya. Hiç bir rolünde “ıhı olmamış” demedim…

  13. @ sermin

    Sonunu hiç hatırlatma; ben en çok çocuğun kadına aşık olduğu sahnede şok geçirmiştim; çocuk kalktı babaısna aşık oldu diye.Şunu yazmak bile ne kadar garip; öyle bir film işte.Ama yine de güzeldi kardeşim; evimizde orjinal dvd’si olan nadide filmlerden biridir..Hala da gözüm gibi bakarım; tabi benden başkası da bakmasın.Ne de olsa gönül rahatlığıyla arkadaşlara izle diye veremiyoruz 😛

  14. Ay evet ya böle olması ne kadar kötü. Ama veripte ” Bu ne biçim film ya. Sen bunları mı izliyosun” gibi tepkiler alıp o insandan soğuma eylemlerini zihnimin başlatmasındansa, ben izlerim, ismini söylerim, düşüncelerimi paylaşırım, isteyen izlesin başımın üstünde yeri var, istemeyen izlemesin saygımız sonsuz. Ancak bilmiyorum ufkunu yeni şeylere açamayanların çok şey kaçırdığını düşünüyorum. Şans vermeyen insanların gün gelip kendinede şans verilmeyebileceğini akıllarından çıkarmamasını istiyorum (Karma). Sonuçta hayatın ne getireceğini bilemiyoruz bakınız şekil A-1 TransAmerica 😉

  15. @ sermin

    Dediklerine sonuna kadar katılıyorum; ben hadi burada paylaşıyorum, tavsiye ediyorum bu filmleri ama arkadaşlarıma etmiyorum..Az çok onların da zevklerini biliyorum ve transamericadan hoşlanacak tek bir kişi var çevremde; o da kardeşim..Bizx mesela arkadaşlarla sinemeya gittiğimizde hep benim dediğime gideriz ama ben daha çok onların da hoşlanacağı filmler seçtiğimden dolayı oluyor bu..

    Ama burası bize ait bir mekan; istediğmizi izleyip tavsiyede bulunabiliriz..

  16. Evet o yüzden seviyorum ben burayı 🙂 Benim içinde öyle filmleri sen seç derler bana ve ben hep onları göz önünde tutarak seçerim beğendiklerinde sanırlar ki aynı düşüncelerdeyiz tamamen uyumluyuz ama hayır benim gerçekten beğendiklerimi onlar garipseyebiliyorlar. Benimde etrafımda bu tür tavsiyelerde bulanabileceğim ve bana başka gezegenden gelmiş muamelesi yapmayacak tek bir insan var oda yakın arkadaşım pınar. Sadece zaman zaman kendimi fazla kaptırdığımda durdurur beni 🙂 ( minnettarım )

    Burası özgürce düşüncelerin paylaşılabileceği (seviyeli bir şekilde tabi), hiç bir şekilde önyargı olmadan insanların tavsiyelerinin dinlenebileceği ve bir şans verilebileceği bir sahne. Dışarda normal bir insan olup burda yıldız gibi hissedebildiğin, seni anlayanlarla, anlamaya çalışanlarla konuşup, güzel duyguların taştığı bir sahne. Sonsuz teşekkürler… 😉

  17. @ sermin

    Ne demek arkadaşım, buraya gelenleri, okuyanları rahat ettirebiliyorsam asıl ne mutlu bana.Bazı yerler var çok ama çok geriliyorum yorum bırakırken.Bakma aslında burada böyle rahatça konuşabildiğime, yoksa ben yorum olaylarında falan çok gerilirim, tam olarak belki de düşündüklerimi yazamam..Hatta bazen arada sırada burda da oluyor bu durum.Misal filmlerden çatık konuyu, çok bahsetmek istediğim ama çekindiğim filmler oluyor, onları bile “buraya” yazarken kırk defa düşünüyorum..Misal bir No Regret filmi vardır, onu yazabilmek için 1 yıl bekledim nerdeyse..Her ne kadar kendi mekanında olsa insan geriliyor..

    Ama şimdiye kadar hiç ayrkırı bir tepki, hoş olmayan bir yorumla karşılaşmadım..Dediğin gibi sev veya sevme, sadece bunu ifade ederken kırıcı olmamak gerek diye düşünüyorum.Saolsun buraya yorum bırakan arkadaşlar, hep buna dikkat eden insanlar oldu.Bu da bizim şansımız olsa gerek..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s