Eve no jikan ~ Time of Eve…

Zamanında İçten-chan’in sitesinde bu anime hakkında yazmış olduğu bir yorumu okumuştum.Geçen akşam bir heves oturdum bilgisayar başına, açtım bütün bölümleri –ki toplamda 6 bölüm- ve bir çırpıda hepsini bitiriverdim.Konu güzel olunca, her bölüm sadece 15 dakika yaklaşık 1.5 saate yeni bir anime bitirmiş oluveriyor insan..Hikaye; gelecekte, muhtemelen Japonya’da robotların her yerde kullanıldığı, onların yanında artık tamamen insan görünüşüne sahip androidlerin temel 3 prensip doğrultusunda insanların hizmetinde olduklarından bahsediliyor..Başlarının üstünde onların android olduğunu gösteren halkalar olmasa, normal bir insandan ayırt edilmeleri neredeyse imkansız..

Sahipleri ne derse; “eğer sahiplerinin yararına dokunacak ve onlara zarar vermeyecek” bir istekse anında yerine getirmek için programlanmışlar.Yine de daha ilk sahnede kendimi ana karakterin yerine koyup düşünmeden edemedim; benim bir Android’im olsa, nasıl hissederdim.Bilmiyorum çok garip geliyor; sonuçta o bir robot ve her dediğini yapacak ama şöyle bir bakıyorsun karşındaki tamamen bir insan görünümünde; onu ne kadar “sadece” robot olarak algılayabilirsin ki..Zaten bütün mesele de bu düşünce üzerine kurulu, bunlar sadece kablolardan oluşan ve arada sırada şarj edilmesi gereken makineler mi? Liseye giden Rikou, gün geçtikçe sadece onun emirlerini yerine getirmesi gereken androidinin kendi başına bağımsız kararlar alabildiğini fark ediyor.

Aslında bu daha çok telefonuyla robotun bulunduğu yerlere şöyle bir göz atarken olmaması gereken bir yerde bulunduğunu fark etmesi üzerine başlıyor.Hani buna pek bir ihtimal vermezken yine de merak işte; acaba nereye gidiyor, ne amaçla gidiyor diye öğrenmek için sınıf arkadaşı Masaki’yi de takıyor peşine..Kendilerini ıssız bir ara sokakta, sanki bir binanın arka girişi görünümünde bir kapının önünde buluyorlar.Biraz tereddüt, biraz “hadi gel gidelim buradan” muhabbetleri sonrası bir cesaret içeri giriyorlar..Heyecanla ve biraz da korkuyla bekledikleri yer bir kafe çıkıyor, “Time of Eve” isminde..İçeri girip birer kahve ısmarlıyorlar, ve çevreyi kolaçan etmeye başlıyorlar; zira ilk etapta diğer kafelerden pek bir farkı yok buranın..

Ama orada zaman geçirmeye devam ettikçe, diğerleri ile konuştukça buranın pek de “sıradan” kelimesiyle ifade edilmeyeceğini şaşkınlık içinde öğrenmiş oluyorlar.Burası aslında insanlar ve androidlerin bir arada vakit geçirebileceği; androidlerin başında halka olmadığı için aslında kimin insan kimin robot olduğunun fark edilmediği oldukça “farklı” bir kafe..Bizim ikilinin kimin aslında ne olduğunu öğrenmeye çalıştığı maceraları hepsinin gizemi çözülmüş olmasa da şimdilik 6 bölüm sürdü..Birde onlarla birlikte bizde tahminlerde bulunduğumuzdan, öncesinde kesin insan dediklerimizi dışarıda kafasının üstünde halka ile görünce hafiften küçük dilimizi yutma eylemi içinde oluyoruz..

Ama işte animeyi heyecanlı hale getiren de bu; androidlerin insanlara özgü davranışlar içinde olması..Seviyorlar, üzülüyorlar, korkup endişe duyuyorlar; ve en önemlisi efendilerine herkesten çok değer veriyorlar.Bütün hikaye Rikou ekseninde gidecek diye bir yanılgı içine girebiliyor insan ama özellikle son kısımlarda arkadaşı Masaki’nin düşündüğümüzden daha fazla etkisi olduğunu görüyoruz..En beğendiğim sahnelerde eski model robotlarla yaşananlar oldu.O kadar güldüm ki, robot Terminatör müziği eşliğinde kafeden içeri girer ve bizim gençleri başta bir güzel korkutur..Velhasıl; güzel bir anime, hem çizimler, hem atmosfer derken; üstüne bir de bu hafiften insanı üzen ama çokça da eğlendiren konu olunca işte böyle kendinden doyasıya söz ettiriyor..

Şimdilik sadece ilk sezon verildi; ama daha kimliğini öğrenmediğimiz karakterler var; özelikle de kafenin işletmecisi hanım kızımız; kimdir, nedir gibi soruların cevabı sanırım 2. sezonda açıklık kazanacak.Tabi resmi olarak gerçekten bir 2. sezon olur mu bilmiyorum ama bu şartlar altında –hele de kendini bu kadar sevdirmişken- mutlaka “olmalı” diyorum..Haa bu arada bitirmeden yazayım; her ne kadar anime içinde faaliyetlerini pek onaylamasak da, Androidlere karşı olan Etik kurulunun düzenlediği reklamlara ayrı bir beğeni içinde baktım.Özellikle bir domates sahneleri var ki çok güzel..

Mutlaka bir göz atın derim; ama maalesef Türkçe alt yazıyla bulamadım.Onun için bu siteden şimdilik İngilizce alt yazı ile önerebilirim..

Reklamlar

8 thoughts on “Eve no jikan ~ Time of Eve…

  1. uzun zamandır anime izleme niyetindeydim çevremdekilerde sağolsunlar pek çok güzel anime önerdi ama ben uzun uzun 20, 30 hatta daha fazla bölümlük bişeyler izlemekten özenle kaçındığım için bir türlü birşey bulamadım derken konu ve anlatımın beni çok sardı hele ki 6 bölüm olması hemen bakıyorum çok teşekkürler:)

  2. @ chibi

    Ne demek arkadaşım; aslında bende seninle aynı dertten müstaribim.Uzun animelere pek yanaşamıyorum; ne kadar güzel olursa olsun içimden gelmiyor, çekiyorum kendimi geriye.Belki böyle yaparak çok güzel şeylerde kaçırıyor olabiliriz ama yine de şimdilik kısa yapımlar ilk tercihlerima arasında..

    Zaten bu animede de çok soru işareti bırakmışlar, yeni sezon için kapı baya bir aralanmış, onu da izleriz artık hep birlikte..

  3. bir solukta izledim hemen. çok şey eksik dediğin gibi sorular cevapsız, ikinci sezon diye haykırmak istiyorum:) genel olarak çok beğendim özellikle senin de değindiğin etik kurumunun sık sık yayınladığı reklamlar hoşuma gitti yaşanan ikilemler ve etik kavramının sorgulanması güzel yansıtılmış devamını da izleyebiliriz inşallah…

  4. @ chibi

    Zaten izlerken insan her ne kadar androidlerin yanında taraf alsa da, yine de o reklamları izlerken içimden bir ses, onlara da hak vermeyi ihmal etmedi.On numara reklam yapıyor adamlar; hele gençlerin androidlere karşı olan yaakın tavırları konusunda yaptıkları..

    Bakalım bu etik kurulu 2. sezondan çok baş ağrıtacak gibi duruyor..Bir de en son bölümde çocuğun hiç konuşmayan robotu konuştuğunda çok duygulanmıştım..

  5. ben de o kısımdan çok etkilendim, evet haykıralım 2. sezon çabuk gellllllllllll:)

  6. @ chibi

    Şu Terminatö kılıklı robotun kafeye geldiği bölüme ne diyorsun peki; ben çok gülmüştüm.Bir de yazık robota; hem güldürdü hem de hüzünlendirdi, sahibinin ismini söyleyemiyor ya, içim acıdı gerçekten.Ama o giriş müziği süperdi ..

  7. ya en çok hoşuma giden bölümlerden biri o oldu bir de Chie’nin babasının onu kafeye bırakıp gittiği bölüm favorim .çok acıdım o miadı dolmuş robota ya ..

  8. @ chibi

    Zaten çocuğun isimini söyleyeceğim derken çıkarıdğı o gürültüde evlere şenlikti.Ben en çok “bu şimdi kahveyi nasıl içecek” muhabbetine güldüm; bir de tabi birbirlerinin aslında ne insan olduğunu sanan sevgililere..Çok hoşlardı gerçekten..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s