All For Love – My Lovely Week ~ Her telden…

Uzun zamandır ihmal ettiğim Kore filmlerine geri dönmüş bulunuyorum; yani en azından öyle hissediyorum şimdilik.Şimdiye kadar izleyeceğim deyip de ekip geçtiğim filmleri teker teker aradan çıkarmak gibi ulvi bir amaç edindim kendime, bakalım kaç filmde bunu gerçekleştirebileceğim..Bu film var ya bu film; nasıl anlatsam, ne desem..Su gibi akıp geçti; bir başladığını anladım bir de bitişini o kadar; arada geçen zamanı fark edebilene aşk olsun..Film; belli başlı bir çift üzerine veya tek bir ana konu üzerine kurulu değil aslında..Filmin başında kimlerin hikayesini anlatacaklarını gösteriyorlar; onları teker teker tanırken içinde bulundukları yaşamları; sorunları gösteriyor kendini..

İşini kaybettiği ve dünya kadar borcu olduğu için yeni evlendiği karısından durumu gizleyerek işportacılık yapan bir adam gösteriyor ilk sahnede kendini.Ama, hangi kötü duruma düşerse düşsün her akşam eve yüzünde kocaman bir gülümsemeyle geliyor.Karısı işe; ondan gizli sokaklarda akşam hazırladığı pirinç dolmalarından satıp eşine destek oluyor.Bütün film boyunca içimi en fazla acıtan çift bu olsa gerek; bir de birbirlerini öyle seviyorlar ki, insanın çoğu sahnede kahrolası geliyor..Zaten film boyunca aksiliklerde bu ikisinin yakasından bir türlü düşmüyor..

Bir han sahibi yaşlı bir adam; dükkanlarından birinde kahve satarak geçimini sağlayan aynı yaşlarda –güzelliği dillere destan bu arada- bir bayana aşık.Ama bu ani bir şey değil; zira adamın duyguları yıllara yayılmış gibi, başlarda pek belli etmese de kadının iyiliğinden başka bir şey düşünmüyor..Filmde özellikle onların sahnelerini dört gözle bekledim..Kilisede rahibe olmayı bekleyen genç bir kızımız var şimdi; ama ünlü bir şarkıcıya da deli gibi aşık.Çocuğu başkasıyla görünce içiyor hapları, “canıma kıyarım” diyerek gözlerini bir akıl hastanesinde açıyor.Tam umudunu kaybetmişken tam da yan yatağında bu çocuğu görmesin mi..Çocuk da ünü kayboluyor diye panik depresif hallerde; tonla ilaçla uyuşturulmuş, hareket edemez halde.Kızın neler yapabileceğini siz düşünün artık..

Koca filmde, sonunu beğenmediğin tek ikili bunlardı; biliyorum bunu söyleyerek büyük bir spoiler verip, izlemek isteyenlerin canını sıkıyor olabilirim ama bir kez olsun bu lüksü kendimde görmek istiyorum..Ünlü bir televizyon programı; eski ünlü sporcuları bularak onlardan yardıma ihtiyacı olanlar için eski hünerlerini tekrar göstermelerini ister ve bunun için eski bir basketbolcu olan, bugünün mutsuz borç tahsildarını bulurlar.Ondan 5 dakikada iki kişiye karşı 10 sayı yapmasını ve karşılığında yüklü bir miktar para alıp lösemi bir çocuğun iyileşmesine yardım etmesini isterler.Bizimki başta buna karşı olsa da, sonradan işgüzar muhabirin hünerleri sayesinde işi kabul edip çocuğu görmeye gider..

Tabi hastane kapısından ilk girdiğinde çocuğun ona “baba” diye seslenmesi işleri biraz karıştırmıyor değil..Dram kısmına bunu da ilave edebiliriz.Gelelim romantik komedi kısmına; bir televizyon programında birbirlerine giren doktor hanımla; favori filmi Rambo olan –adamım benim- polis memurumuz başta birbirlerinden nefret ederler; ama öyle böyle değil, polis kadına silah bile çıkartır, “seni vuracağım” diye..Sonrasında girişken doktorumuz sayesinde çok güzel şeyler izliyoruz; bunu garanti edebilirim.O polisin maço halleri çok güzeldi, tabi kadının yanında –her ne kadar başta olmasa da- sonradan süt dökmüş kedi pozlarına girmesine az gülmedim..

Bu kadının bir de dünyalar tatlısı bir oğlu var, ağladığında gözlerinden çipil çipil yaşlar dökülen, insanın alıp bağrına basmak isteyeceği bir şirinlik abidesi..-Çok sevdim elimde değil-Çocuk babasıyla kalıyor ama annesiyle babası boşanmış; sebep babanın bayanları değil erkekleri tercih etmesi..Ama baba; oldukça asabi bir insan.Müzik prodüktörlüğü yapan zengin biri ancak insanlara karşı oldukça soğuk bir kişilik içinde.Eşinden boşanınca ev işlerini görecek, temizlik yapacak bir hizmetçi için ilan veriyor ve başvuran işsiz bir öğretmen olunca – tabi ki erkek- onların da kendilerine göre bir hikayeleri yazılıyor..Birbiri içine geçmiş hayatlar aslında bunlar, her ne kadar birbirlerini tanımasalar da, arada sırada kader onları karşılaştırıyor.ama filmin güzelliği de burada; herkesin kendi yaşamını, öyküsünü görüyoruz.Bir film içinde birden fazla film izler gibi.Nar gibi bir film yani, insanın yedikçe yiyesi geliyor..Keşke dizi olsaydı; gerçi o zaman bu kadar hevesle izler miydim bilemem ama yine de keşke demekten kendimi alamıyorum..

Buradan izleyebilirsiniz, ki şiddetle önermekten başka elimden bir şey gelmiyor…

Reklamlar

One comment

  1. merak ettim.(ben neyi merak etmiyosam)
    ama hiç boş zamnım yok neyse başka zaman kaydı:(

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s