The Color Purple ~ Mor yıllar…

Eskiden farkında olmadan ne çok film izlermişiz; ama o zamanlarda böyle bilgisayardan istediğimizi bulup izlemek gibi bir lüksümüz yoktu; çocukluğumuzda televizyon bize ne verirse bizde işte onunla yetinirdik..Bir ara hafta sonları düzenli olarak verilen filmler vardı; içerik ne olursa olsun ailecek oturup izlerdik –artık onlarda kalmadı-.O zamanlarda izlediğim bu filmden bahsetmek istiyorum şimdi; “The Color Purple”..Geçenlerde hakkında bir yazı okuyana kadar aklımda değildi bu film, ama izlediğim dönem beni çok etkilediğini hala hatırlar gibiyim.Birde şimdiki kafayla izlemek gerek, zira o zamanlarda sadece masum şeyleri görüp beğenmişiz gibi hissediyorum şu an..

Whoopi Goldberg; benim için hep komedi filmlerinin yıldızı gibi gelir, o kadar severim onu.Ama bir dramda yer alınca oynadığı rolü hakkıyla sergilediği için ona olan saygımın büyümesi hiç de şaşırtıcı olmuyor.Film, 1990’lü yılların başında Amerika’da geçiyor.Ana karakterimiz Cellie, herkesin bir saf olarak gördüğü, kardeşine nazaran çirkin; itilip kakılan bir kız.Babası tarafından hamile bırakılıp doğan çocukları da evlatlık veriliyor.Kendi dramı içinde yaşarken bir gün eve zengin bir adam geliyor ve bizimkinin güzel kız kardeşi ile evlenmek istiyor.Tabi baba, bunu başından savmak için adamı ikna edip bizim kızla evlendiriyor..

Yıllarca adamın dayakları ve baş belası çocuklarıyla uğraşıp duruyor.Hala hatırlarım, o anlarda çok içim acımıştı.Yıllar boyu sesini çıkarmadan onlara bakıyor ve hayattaki tek tesellisi kız kardeşine gönderdiği mektuplar..Hiç cevap alamasa da o yazmaya devam ediyor ve sonrasında öğreniyoruz ki aslında kız kardeşinden gelen mektupları kocası ondan saklıyor.Öyle böyle derken yıllar geçip gidiyor ve bunca yıllık çilesinin karşılığını kocası eve sevgilisini getirerek ödüyor resmen..Birde kocasının hasta metresine bakmak zorunda kalıyor.Bunlar olurken, söylemekte yarar var, öyle ortamda ağır bir dram havası esmiyor.Hani isteseler sonuna kadar sömürürler bu dramı, ama sadece anlatım var; hüzün olsa bile arada güzel şeylerde oluyor diyerek sunmuşlar sanki..

Kocasını traş ettiği bir sahne var ki, o nasıl bir sahnedir derim hala; resmen gerim gerim olmuştum.Filmi izleyenler özellikle o sahneyi çok iyi hatırlayacaklardır bundan eminim.Neyse bizimki adamın sevgilisine bakarken başta düşman olan bu ikili arasında arkadaşlık başlıyor ve hiç ummadığı bu kişi, onun özgürlüğünün ilk temellerini atıyor.sonu güzel bitiyor en azından; zaten filmi de güzel yapan bu bence..Gereksiz yere drama boğarak son darbeyi vuralım şu izleyenlere dememişler; nette yazanlara göre temel aldığı kitaba uygun bir şekilde bitirmişler.Film hakkında çok şey anlattım ama bana sanki hiçbir şey söylememişim gibi geliyor hala..

Tekrardan izlemek istesem arayıp bulamam herhalde, ama denk düşerseniz ve izlememişseniz mutlaka bir bakın derim..

Reklamlar

2 comments

  1. oforicim merhaba,nasilsin?kusura bakma boyle birden samimi yazdim ama senin yazilarini cok ama cok begeniyorum.hele “hayat guzelmis”yazin yokmu hasta oluyorum vallahi

  2. @ glnr

    Çok teşekkür ederim Glnr, istediğin gibi konuşabilirsin arkadaşım ne demek..Yazdıklarımı okuyup da beğenenlerin olduğunu bilmek çok güzel; insana bir şevk geliyor valla.Sırf şu yorumundan dolayı yarın 3-4 güncelleme yapmam gerek artık.Çok mutlu ettin beni 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s