The Picture of Dorian Gray

Dorian Gray’in Portresi, üniversite yıllarında satın alıp ancak mezuniyet sonrası okuma şerefine erişebildiğim, nadide kitaplardan bir tanesidir.Bizde işler biraz böyle yürüyor maalesef, önce alıyoruz, sonra evin bir köşesinde saklayıp bir iki yıl sonra artık canımız çekerse çıkarıp okuyoruz.bunu okuduktan sonra her zaman olduğu gibi kendime kızdım, “neden bu kadar beklemek zorundasın ki” diye..Aslında bu klasikleri lise dönemimde okuyup en azından okumasam bile bir kitabı elime aldığımda konusu hakkında bir iki cümle kurabilme bilgisine sahip olmalıydım ama maalesef, olmayınca olmuyor.Bizde böyle geç olsun ama sonunda “olsun” diyerek başladık ve bitirdik kitabı.Çoğul konuşuyorum çünkü aynı dönem – sanki kıskançlıktan olsa gerek- kardeşimde okumuştu.

Dorian Gray; dönemin zengin ailelerinden birine mensup dışardan bakıldığında oldukça göz alıcı bir delikanlı..Öyle ki –tasvirin yalancısıyım- bir bakan dönüp bir daha bakıyor kendisine..Yakın zamanda kendisine vasilik eden akrabasının ölümüyle zengin olma umutları içinde ve nitekim de öyle oluyor.Yine dönemin en iyi ressamlarından biri, bu çocuğun güzelliğine vurulup onun bir portresini yapmak istiyor ve her şey böyle başlıyor.Dorian portreye o kadar vuruluyor ki, onu alıp evine götürüyor ve bir gece vakti öylesine dilediği bir istek yerine geliyor.yıllar geçse de, çevresindeki herkes teker teker yaşlanıp kırış kırış olsalar da, Dorian; hep aynı görünümde kalıyor, sanki hep o yaşlardaymış gibi.Ama kendisi aynı kalırken evde çatı katında herkesten uzak bir köşede sakladığı portresi yaşlanıp güzelliğini yitirmeye devam ediyor.

İnsan sureti bazen çok korkunç bir silah olabiliyor; Dorian’a bir bakan onu “masum, iyi niyetli, temiz yüzlü” biri olarak görebilir.Ama o, yaşlanmamanın verdiği güvenle yıllar geçtikçe daha da, kötü karakterli biri olup çıkıyor; cemiyet içinde insanlar ondan uzak durmaya çalışsa da, onun cazibesine kapılıp arada heba olup kaybolanda aynı orantıda artıyor.Ama sadece kendisinin takip ettiği portresi, zaman geçtikçe, o kötülük yapmaya devam ettikçe sanki bir canavarın görüntüsüne bürünüyor.Bir yerde, onun ruhunun portresi oluyor bu resim..kitap yayınlandığı dönemde; yasaklanmış, Oscar Wilde “böyle bir kitabı yazabilen bir insan, en büyük canavarlardan biridir, bu nasıl bir zihin yapısıdır” diyerek hapse bile atılmış..

Döneme özgü çok sağlam eleştirilere sahip olmakla birlikte 2009’da filmi çıkacaktı diye bekledik durduk sabırsızlıkla.Film çıktı çıkmasına ama bize daha izlemek bir türlü nasip olmadı.Kitabı okumayanlar için sonu çok çarpıcı bitiyor diyen bir reklam da atayım ortaya; denk geldiğinizde mutlaka ama mutlaka okuyun, zaten elinize bir aldınız mı bitirmeden kolay kolay bırakamıyorsunuz..

Reklamlar

3 thoughts on “The Picture of Dorian Gray

  1. Bu kadar rastlantı olur. Kitabı okuyalı üzerinden bi hafta geçmedi daha. Ben de bunca zaman okumayıp yeni okuyanlardanım.

    Wilde “Ahlaklı ya da ahlak dışı kitap diye birşey yoktur. İyi yazılmış ya da kötü yazılmış kitap vardır. Hepsi bu” diyerek ve dahası sanatın bir ayna olmasından dem vurarak, kendisini yazdığı kitapla yargılayanlara da pek bi ağır cevap vermiş oluyor, bir nevi “benim sanatımda sizi ürküten korkunçluk, aynada gördüğünüz kendi ruhunuzun yansımasıdır” diyerek.

    Lord Henry’nin ağzından uzun uzun hayat hakkında ahkam keser Wilde. Bundan yorulduğunda iki bölüm boyunca Dorian’ın nasıl mubalağalı bir hedonist hayat sürmeye başladığını anlatmaya koyulur. Dorian’ın mücevherlere olan ilgisini anlatabilmek için dünya tarihinin başladığı günden beri gelmiş geçmiş mücevherlerle ilgili bütün bilinen/bilinmeyen hikayelerden bahseder. Sonunda, bu hikayenin bir yere bağlanması gerektiğini hatırlayıp “çarpıcı son”u anlatır.

    Kitabı beğenmemişim gibi bir görüntü çizdim biraz, aslında beğendim. Ama bitirdiğimde, çok zengin, çok doğurgan bir hikaye başlangıcının, ulaşabileceği, sorgulayabileceği daha nice olasılıkların arasından seçilen rotanın beni çok da tatmin etmediğini farkettim. Wilde’ın çok iyi bi tiyatro yazarı olduğu, romancı yönün daha zayıf olduğunu söyleyen bir yorum okumuştum. Katılıyorum, kitabın tüm gücü diyaloglarından geliyor.

    Şimdi merakla filmini bekliyorum. Fragmanı iyi duruyordu. Colin Firth’den daha şahane bir Lord Henry Wotton düşünemiyorum 😀 firth’den bu aralar çok mu bahsediyoruz ne 😛

  2. @ ena

    Okuyalı uzun zaman oldu, ama sen bahsettikçe hatırlıyorum bu söylediklerini.Zaten şu yorumundan öğrenilecek dünya kadar şey var; saygıyla okudum arkadaşım..Çok kuvvetli bir eleştirel yönün var, hiç böyle görmemişim olayları; tabi bakan var “bakan” var..

  3. @ ofori
    İltifatın için teşekkür ederim, ama o miktarın tamamını haketmiyorum. Senin yazdığın post’ları ve yazılarına gelen yorumları okuduğumda aklıma geliyor eserlerin değinmek/eklemek istediğim noktaları. Genellike tam benim düşündüğüm şeyleri yazdığını görünce devamını getirmek daha kolay oluyor 🙂

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s