Mary And Max ~ Arkadaş…

“ Akrabalarımız Tanrı’nın vergisidir, çok şükür ki arkadaşlarımızı seçebiliriz..”

2009 yapımı bir animasyon var şimdi karşımızda, dün akşam öylesine gezinirken karşıma çıktı.Başlangıçta bu kadar güzel bir şeyle karşılaşacağımı hiç beklemiyordum, aksine sıradan bir şeyler izler, “işte iyiydi” diyen bir yorumla olayı kapatacağımı düşünüyordum.Ancak böyle bir konuda hayal kırıklığı yaşayıp, sonunda gözü yaşlı bir şekilde filmi bitirmek gibisi yokmuş; uzun zamandır bu duyguyu unutmuşum.Yönetmenin kendi hikayesinden alıntı yapılarak çekilmiş; harika bir animasyon sıfatını sonuna kadar hak eden bir film..Amerikalı 40’lı yaşlarında Max ile Avustralya’lı 8 yaşlarında Mary’nin mektup arkadaşlığı üzerine kurulu, arka fonda bir anlatıcının eşliğinde ilerleyen etkileyici bir yapım.

Mary bir gün telefon rehberinden bu garip isimli Amerikalıların isimlerini okurken aklına bir şey geliyor; çok merak ettiği “bebekler nasıl doğar” sorusunu bu isimlerden tekine sormak.Öylesine seçtiği bir isme, kendini tanıtan ve aklında ki bu elzem soruyu yönelten bir mektup yazıp, rehberde gördüğü adrese gönderiyor..Pek nadir görülmeyen bir akıl hastalığı olan asosyal ve obez Max, kendisini bekleyen bu ilginç mektuptan habersiz elinde zarfla kalakalıyor tabi.şimdiye kadar hiç gerçek bir arkadaşı olmamış bu adam, bir gece yarısı “adsız obezler toplantısından” eve geldiğinde ona her seferinde panik ataklar yaşatacak bu mektuplardan birini buluyor.Max şaşkınlık ve büyük bir stres altında mektuplara cevap yazdıkça bunca yıldır bir türlü sahip olamadığı tek ve gerçek arkadaşını bulduğunu hissediyor..

İki ülke arasında ki uzaklık, iki yaş arasındaki uzaklık gibi sınır tanımıyor bir yerde..Başlarına yıllar içinde çok şeyler geliyor; hatta çoğu kez küsüp uzun vadede mektuplaşmayı kesiyorlar ama hep bir şekilde mektuplara geri geliyorlar..Bu nasıl bir animasyondu şimdi diyen iç sesim hala etkileyiciliğinin şaşkınlığı içinde.Başlangıçta sıkıcı gelebilir, hatta kapatıp terk etmek isteyebilirsiniz ama son kısımda yaşattırdıkları adına; şu an film gözlerimde kocaman bir dağın üstünde ve ona ulaşmak mümkün değil.Mübala gibi duruyor şu yazdıklarım, ama izleyip de “ben sevmedim adamım” diyecek olanı duygu yoksunluğu ile alalen suçlayabilirim.Bir de sanırım animasyon, çok farklı bir yöntemle çekilmiş, okudum ama ne yalan söyleyeyim pek anlayabilmiş değilim..

Gerçek insanların oynadığı bir film olsa, bu kadar güzel olabilir miydi bilemiyorum ama bu haliyle zaten yeteri kadar duyguları doyurabiliyor.Max bazen o kadar stres yaşıyor ki akıl hastanesine bile düşüyor.Mary bazen o kadar kendine güvensiz oluyor ki, küçücük odasında hüngür hüngür ağlayıp hayattan kendini saklayabiliyor.Ve bütün bu yaşananları sadece ikisi biliyor.Sadece resmini gördüğün, ama yıllarını onunla yazışarak geçirdiğin bir arkadaşın varlığını düşün; bütün dertlerini, korkularını, sevinçlerini, kıskançlıklarını açıkça yazıp karşılığında yargısızca seni kabul edebilecek birisini düşün..Ne güzel olurdu..Mary daha çocuk yaşta sahip oldu buna; Max tek başına sürdürdüğü hayatında gerçekte hiç görmediği ama her daim ona değer veren birinin varlığını hissetti..

İzleyip görün derim; uzun zamandır bu kadar içime işleyen bir animasyon görmemiştim..Son sahnede dokunsalar ağlayacak haldeydim, hala da etkisinden çıkabilmiş değilim..Buradan izleyebilirsiniz..

Reklamlar

2 comments

  1. @ la fea

    Canım ciğerim, mutlaka izle derim bu animasyonu, bende çok şaşırdım valla güzel çıktı 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s