Bir Geyşanın Anıları

memoirs_of_a_geisha_ver2

2005 yapımı olan bu filmi 2009’da izlemeyi başarabilmiş bir insan olarak artık hakkında doğru dürüst iki kelam etme hakkını kendimde görebiliyorum.O zamanlar neden izlemedim bilemiyorum; belki de “çok popüler olana” kendimce boykot havasında da olabilirdim, o kadar kişi seyretti, o kadar fragmanı döndü, bahsi geçildi ben izlemezsem kimse bir şey kaybetmez olayında, farklı bir psikoloji içinde devamlı izlemekten de kaçınmış olabilirim..İtiraf ediyorum bu senenin başında satın alıp almak istedim ama bu sefer de satın alacağım yerde bulamadım, dün kardeşimle tekrar arayıp bulana kadar..

Gece nöbetten çıktıktan sonra, uyumam gereken yerde bu filmi izledim, hem de hiç kafamı düşürmeden, heyecanlıydı ne diyebilirim ki..Filmin adı zaten konusunu başlı başına anlatıyor; bir geyşa bizlere çocukluğundan itibaren başına gelenleri, basit bir hizmetçiden nasıl olup da dönemin en ünlü geyşası haline geldiğini anlatıyor, bizde heyecan içinde “bakalım nereye varacak bu işin sonu” diyerek dudaklarımızı kemirerek izlemeye başlıyoruz..İki kız kardeş hasta anneleri ve fakir babaları ile birlikte yaşarken, babaları çaresizlik içinde onları geyşaların çalıştığı evlere satıyor.Kardeşler farklı evlere gönderiliyor ama bizim ana kahramanımız ablasını hiç unutamıyor.Gittiği evde hizmetçilik yapmaya başlıyor ama bizimkini diğer kızlardan ayıran çok önemli bir özelliği var; gözleri..

Memoirs of a Geisha

Bir Japon için, su rengi gözlere sahip olmak, koyu ve açık mavi arasında dolanan gözleri ile ona bakan herkesi etkilemek daha geyşa olmadan ona büyük bir artık sağlıyor.Filmin başında ablasını bulmak, ona ulaşıp onunla kaçmak için elinden gelen her şeyi yapıyor; hatta çalıştığı evin en ünlü geyşasının bütün kaprislerini çekip, hatalarının suçunu üstüne alabiliyor..Ancak, evden kaçmaya çalıştığı bir anda çatıdan düşüp yara bere içinde kalınca; hem ablasının onu bırakıp gittiğini, hem de ailesinin çoktan öldüğünü öğreniyor..Bu çaresizlik içinde ev sahibesinin ona önceden sunmuş olduğu geyşalık okuluna gitme şansını da kaçırıyor; artık çalıştığı evde borçlarını ödemek için gece gündüz çalışan bir hizmetçiden öteye geçemiyor..Ki o dönem için kendisinin başka bir amacı da yok zaten..

memoirs 3

Bir gün bir adamla karşılaşıyor; adam onu üzgün görünce onu gülümsetiyor, ona dondurma alıp onu mutlu ediyor.Kızımızın o andan itibaren , tek amacı bir gün bu adamın yanına yakışır bir kadın olabilmek..Yıllar yılları kovalıyor ve bir şekilde bizim kız şehrin en çok konuşulan, arkasından en çok baktıran geyşası oluyor..Bu arada belirtelim geyşalık dediğimiz meslek; fahişelik değil; wikipediaya göre ; “Bir geyşa eğitimli bir dansçı,müzisyen ve şarkıcıdır” deniliyor.Ki filmi izleyen bu tanıtımın ne kadar doğru olduğunu da görüyor zaten.Onlar güzellikleri, konuşmaları, tavırları ile müşterilerini eğlendiren hoş vakit geçirten dönemin kadın sanatçıları oluyor..Konuya dönersek, bizim kız çocukluğunda kendisini teselli eden o adamı buluyor ama şartlar asla bir araya gelmelerine izin veriyor; zira adamın yakın arkadaşının kıza olan ilgisi adamın da elini kolunu bağlıyor..

Değişen zaman, savaş, ülkeye giren Amerikan askerleri derken kızımız anlatmaya devam ediyor, film bir şekilde akıp gidiyor..Ben beğendim mi peki; beğendim sanırım, zira o kadar da eleştiremiyorum filmi, hani “muhteşemdi” diyemiyorum ama yine de kendi içinde bir güzelliği vardı.Hiç bir şey olmasa bile bir kere kız çok güzel, onun kimono giydiği sahneleri ayrı bir sevdim, hayranlıkla izledik..Önerilir, buradan izleyebilirsiniz..

Reklamlar

13 thoughts on “Bir Geyşanın Anıları

  1. 2005 de izlemiştim bende DVD den sinemadan önce 🙂 Konusu pek tatmin etmese de görsel olarak çok güzeldi. Çinli bir kadının Japonu oynaması da ayrıca enteresan. Filmi pek hatırlamıyorum demek ki çok beğenmemişim.

  2. @ La Fea

    Evet bende okudum o bilgiyi; bütün oyuncular Çin kökenliymiş ve film bu nedenle baya bir boykot edilmiş.Hatta yazarının Amerikalı olması da şaşkınlık yaratan bir diğer durummuş..Helal olsun diyorum bende, insanın üzerinde pek öyle köklü bir etki yaratmıyor ama yine de görselliği ile hatırlanabiliyor..Filmin ingilizce çekilmesindeki bir başka açıklamada ; Amerikalıların alt yazılı filme pek ravet etmemeleriymiş..Zaten şu lat yazılı film izlemeyi sevmeyenleri bende anlamıyorum; nasıl ki onlar bizi anlamıyorsa..

  3. Ortalama Amerika vatandaşının tembel ve aptal oldupunu vurguluyor bu olaylar. Dil öğrenmenlerine de gerek yok onların nasıl olsa biz onların dilini konuşuyoruz. Yaşlıdır gözleri görmüyordur anlarım. Ama gençler bile aynı deniyor. Hani Amerikan filmlerinde ki dizilerinde ki çok kültürlü akıllı bilgili entellektüel gençler? İdealist öğrenciler? Neredeler 🙂

  4. @ la fea

    Zaten dünya onların isteklerine göre hala nasıl dönüyor bilemiyorum; ne de olsa hepsi “kültür” yüklü, entellektüel bireyler..Aman neyse, biz bize benzeyen Kore’lilerle daha mutluyuz; o tarafı düşününce içim ısınıyor bir de diğer atarfı düşününce içim buz kesiyor anında..

  5. ben inanıyorum ki kore ve uzakdoğu daha çok sevilecek en azından türkiye’de, bu tatlı varlıklar sevilmez mi hem 😀 amerika’nın balonu söner yavaş yavaş, obama da kurtaramaz

    altyazıyla izlemeyenleri ben de anlamıyorum, orjinali varken niye bu dublaj ısrarı, yok empati de işe yaramıyor 😀

  6. @ ruzigar

    Bende anlamıyorum ama onlar bizi anlamıyor maalesef..Orjinal dilinde izlemenin keyfini, yapmacık ses tonlarının arkasında kaybediyorlar..Alt yazıyı yakalayamıyoruz en popüler bahane hala; bir kere izlemeye başlandı mı bir süre sonra insan zaten alt yazı okuduğunu bile unutup gidiyor, görüntü ve kelimeler bir bütün oluyor.Uzak doğu sevdası bizde kolay kolay ölmez, 20 yaşından sonra tanıştık ama iyi de oldu, tam aklımızın başımızda olduğu zamanlarda izlenecek doğru şeyleri seçmeye başladık, en azından ben..

  7. @ kişisel depresyon anları

    Popüler olandan kaçınma fobisi bende de yaygın baya, elim gitmiyor nedense, beni bağlayan güçler oluyor.Bu filmi de daha çok kardeşimin teşviki ile

    alıp izledim, dediğin gibi en azından “izledim” ve aradan çıkmış oldu..

  8. Filmi dün gibi hatırlıyorum ilk çıktığında gidip sinemada izlemiştim..Özellikle kimono ile dans ettiğ sahneyi hale hatırlıyorum 🙂

  9. @ mavi

    Bir oku bakalım, sonrada bize aradaki farkı anlatırsın.Ama ben filmi de o kadar beğenmemiştim, kitap nasıl olur acaba..

  10. @ bayram

    Evet o sahne çok güzeldi, hep birlikte ekrana gömülmüştük kardeşimle..Filmin nadir güzel sahnelerinden bir tanesi; bu arada baş roldeki kızın güzelliği hala aklımdadır.

  11. arkadaslar kitap herzaman daha güzel oluyor..kitapını okumadan gecmyin

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s