Je m’appelle Elisabeth ~ Benim Adım Elisabeth

483744080_63c42ee063_b

Bugün çocuk filmi gibi  görünen bir yetişkin film izledim; veya izleyen herkesin içinde kendine dair bir şeyler bulabileceği, “masum” bir film desem daha doğru olur. Baş rolde Betty adında on yaşında bir kız çocuğu var ki aslında yaşından çok daha olgun bir yapıya sahip. Oldukça anlayışlı, oldukça zeki ve oldukça kırılgan ama bir o kadar da masum… En yakın arkadaşı ablası fakat ablası pek öyle düşünmüyor gibi ki yatılı okula gidiyor ve bundan epeyce memnun durumda. Babası evlerinin yanındaki akıl hastanesinin müdürü ve yaşadıkları yer de çok ıssız.

 

Öyle ki izlerken insan kendi çocukluk yıllarını düşünüyor ve ben olsam öyle bir yerde yaşar mıydım; veya yaşasam “korkar mıydım” diyen düşünceler içine giriyor.Zaten filmin en önemli özelliği, kendini bir şekilde sevdirmesinin yanı sıra; herkesi çocukluğuna götürmesi.Betty; kocaman bir evde anne ve babasıyla yaşayan, en yakın arkadaşı olarak ablasını gören ve dışardan bakıldığında mutlu gibi görünen bir çocuk.Ama filmin içine girdiğimizde; evden kurtulmak için can atan bir abla; başkasıyla ilişkisi olan bir anne ve işiyle meşgul, umutsuzluk içinde bir baba buluyoruz..

 

Betty; şu büyümüş de küçülmüş denen çocuklardan ama bunu bir bilgiçlik havasında sergilemiyor.Aslında çoğu yetişkin insanın aksine, hayata daha yalın bakabiliyor.Bazen öyle cümleler kuruyor ki, babası bir taraftan şaşkınlıkla bakarken, diğer taraftan da biz bakıyoruz.Herkesi sevmek isteyen, ezilenin yanında yer alan; diğerleri gibi hastaları “deli” olarak adlandırmaktan ziyade; onları gerçekten seven küçük ve yalnız bir çocuk..Bir gün evlerin yanında ki hastaneden bir hasta kaçıyor ve bizimkisi babasına çaktırmadan onu saklamaya başlıyor..Herkes onu bırakıp giderken – o böyle hissederken- o kendini bu hastanın arkadaşlığına sığdırıyor.

 

Aslında biri büyük diğeri küçük iki kırılgan ve yalnız ruh bir araya gelip, yaşamaya çalışıyor gibi.Betty; çocukluğun bütün masumiyetini seriyor gözler önüne; bence bu sebepten seviliyor bu film o kadar.Filmde; insanları heyecanlandıracak veya şaşkınlığa düşürecek afilli bir senaryo yok; fazla bir oyuncu kadrosu veya geniş bir mekan seçeneği de yok.Ama içinde sıcacık duygular var; Betty’nin korkuları, çocuksu hayal gücü, düşünce tarzı, yaklaşımı derken bir çocuk duruyor karşımızda; tek başına kalmak istemeyen; dünyanın yok olmasını istemediği için babasından yardım etmesini isteyen..Bilmiyorum uzun zamandır bu kadar masum bir film izlememiştim.Denk gelen herkesin mutlaka izlemesini tavsiye ederim; insanı unuttuğu çocukluğuna götürüyor ve uzun bir süre orada bırakıyor; bir daha hiç büyümesek keşke diye.Buradan izleyebilirsiniz..

 

Reklamlar

14 comments

  1. BAŞIM DÖNDÜ 🙂 Nefes al ne olurrrrr! Hangi birini izleyeceğimi şaşırdım. Şimdi başa dönelim Seducing Mr. Perfect linki nerede? Diğer yapımlara sonra devam ederiz. Şimdilik Asyada kalalım. Sakinim,sakinsin, SAKİNİZ :).. Ben de bir kitap önerisi yapacaktım blogumda ama seni okuyunca özgüvenim,cesaretim kırılıyor.

  2. @ La Fea

    Ya aslında bende nefes almak istiyorum ama yanımdaki şahsiyet nefes almama izin vermiyor bir türlü.Her boş anımızda sanki oturup bir şeyler izlemek zorundayız, bir de seçim bugünlerde çoğunlukla kardeşime ait, bakalım nereye kadar gideceğiz, çok yoruluyorum valla..-tembelin hali de başka oluyor, film izlemekten yorulan kişilik oldum valla, Allah sonumu hayır etsin, hiç iyi görmüyorum kendimi-

    Seducing Mr. Perfect’e link koyup koymadığımı bile hatılamıyorum; zaten koyduysam da herhalde videoları kaldırmışlardır.Evet şimdi baktım kaldırmışlar; onun için mysoju linkini versem, nasıl olur..

    http://www.mysoju.com/seducing-mr-perfect/

    Bu arada ben kitap önerisi bekliyorum senden; onu bunu bilmem yorumunu bekliyorum..

  3. Ben sana bir sürü kitap önerisi/incelemesi yaparım da. Üşendim valla 🙂 Hem Last Scandal hakkında yazacağım daha. Tekrar izlemem lazımç Gong Yoo hakkında bende bir yazı döşenmezsem allah günah yazar 😛 Belki senden daha da bol vaktim var 😛 ama o kadar çok yapmak istediğim şey var ki nette. Daha siteler duruyor öyle. Bir cesaret gelse de bitirsem. Çok sıkıldım sanırım daha doğrusu youruldum anlamadığım bir dilde (Ispanyolca) dizileri, oyuncuları takip etmekten. 3 sene olacak neredeyse. Sayende Kore dizilerine merak saldım 🙂 ( ama beni senin bloguna getiren de ‘Çirkin Betty’ yorumun )Sen söyle bana önce hangisini yapayım? Ne görmek istersin blogumda? Sonuçta senin cesaret vermenle ve en çok senin içi açtım 😉

  4. @ La Fea

    Ooo bak şimdiden bir hevese getirdin beni; her şeyi isterim ben.Zaten bana bunu sormayacaktın, öncelikle Gong Yoo yazısı isterim senden; o en başta gelmeli senin de dediğin gibi.Sonra dizi veya film önerilerin; kitap incelemelerin..Bana seçme hakkı vermeyecektin; insan ne isteyeceğini bilemiyor ve şimdi sana hak veriyorum; nerden başlasan nasıl yapsan cidden karar vermek çok zor.Ama ben senin ilgi duyduğun şeye sahip çıkma huyunu seviyorum.Tam 3 sene Ispanya semalarında dolanmışsın, Kore sevdamız kaç sene devam edecek bende bilemiyorum..

    Uzun vadede sıkılacağımı düşünmüyorum; snaki keşfedilecek çok şey varmış ve biz çok geç kalmışız gibi hissediyorum.Eskisi kadar yoğun olmasa da bu duygum devam ediyor.Önüme sunulanı değil, kendi seçtiğim şeyleri izlemek/okumak gibisi yok.Ve tabi, senin gibi arkadaşlarımın sayesinde bu paylaşımlardan zevk alır oluyorum..Ve yine söylüyorum; Gong Yoo isterim ben; Gong Yooooo..

  5. Ofori evet ben çok sadık bir hayranım. Bunun sebebi biraz zor beğenirim olmam belki de. Aslında birazcık da sadık olunması gerektiğini düşünüyorum. LFMB için neler yaptım bir bilsen gülersin. 3 senedir Meksika semalarında dolaşıyorum 🙂 ama bütün bunların ötesinde dil gerçekten ilgimi çekiyor. İlk fırsatta öğreneceğim. Asya yapımları için bende senin gibi düşünüyorum. Belki de o yüzden bu 3 günde 20 küsur bölümlük dizi bitirmelerimiz. Çünkü izlenecek çok şey var. Mesela Gong Yoo yu bu kadar geç keşfetmiş olmak seni de üzmüyor mu? 🙂 Madem istedin yarın sana bir Gong Yoo yazısı döşeneceğim. Bir de ufak tefek yazılarım vardı benim attım hepsini. Sadece birini sakladım onu da geçirebilirim belki. Kitap içinse düşüneceğim 🙂 Şeker Portakalını okumaya başladın mı?

  6. @ La Fea

    Kore’ye biraz daha ilgi duyarsan ben senin Korece öğrenebileceğini bile düşünüyorum; sende o azim var gerçekten.Ama boş yere ilgi duymuyoruz, dizileri o kadar erken bitirmemiz, bir yerde bitirmek için ekrana yapışmamız bunun büyük kanıtı, sana kesinlikle katılıyorum bu konuda.Yazılarını heyecanla bekliyorum, zaten her gün girip bakıyorum bir kaç kere yeni yazı var mı diye.Kitaba henüz başlayamadım, kardeş,kuzen ve ben üçgeninde yaşıyorum bugünlerde, bir kaç gün sonra belki nefes aldığımda başlamayı düşünüyorum..

  7. Valla ne yalan söyleyeyim Uzak doğu dillerini bilenler iyi para kazanıyor diye duydum 😛 Ben şu blog olayını çözeyim sen beni o zaman gör 🙂 Biraz nefes alın izlenecek bütün filmleri bir anda bitirmenize gerek yok. Yarın senin için çalışacağım söz. Bir yazı-kart ( ne denir ona?) ekledim şimdi. Daha önce okumadıysan-görmediysen bir bak 🙂

  8. @ la fea

    Bende öyle diyorum ama herkes tatilde; çalıştıkları anların acısını mı çıkarıyorlar nedir; sabah kalk yemek ye, evi topla, otur dizi/film izle, akşam yemek ye, aynen devam et, yat uyu..Şunu yazdıkça korkuyorum valla 🙂

  9. bu kız çok şeker dünyaya her zaman bir iyilik penceresinden bakıyor sanki ve her zaman başarılı oluyor, kendisi bilmesede ;korkularına yenik düşürüyor,birde koskocaman bir kalbi var.herkese her şeye yeter,birde onun o masum yüzü var. her zaman gülücüklerle olması gereken.en önemliside onda geleceğin büyük yükünü taşıyan bir omuz var.bizhiçgörmesekte…

  10. @ külkedisi

    Filmi beğenmiş olmana çok sevindim; biz kardeşimle resmen “ayyy” diyerek izledik.Bazı cümleleri çok güzeldi -çok içten- kaç gündür onları tekrarlayıp duruyoruz konuşmalarda.. 🙂

  11. açıkça söylemek gerekirse o yorumu yaparken izliyordum…büyük bir heyecan duymuştum çünkü sonunnu merak etmiştim açıkça söylemek gerekirse devamı olacak bir film ve senaryoyu yazan kişi sanki bizleri geçmişe sürüklüyor,”ÖNCEDEN SENDE BİR ÇOCUKTUN AYNI ŞEYLERİ HİSSEDEREK BÜYÜDÜN!”dercesine yapılmış bir film ve eski zamanları canlandırmak için olacak ki kıyafetler bulunulan ortam kullanılan araçlar eskiyi işaret ediyor.GERÇEKTEN DE GÜZEL BİR FİLMDİ.birde film bittiğinde dona kaldım insanın kursağında bırakıyorlar anı;acaba dedirtiyor.
    acaba o deli çocuk delilikten kurtulacak mı?
    peki neden dama çıktı yoksa ev eskiden onun yaşadığı ev miydi?
    ya en önemlisi ve sonuncusu,kız büyüyünce ne oldu?
    bu soruların hepsini gömüp öylece bırakıyor,ne kötü…

  12. @ külkedisi

    Devamı olsa güzel olurdu, gerçektende sonu çok açık uçlu olmuş; bir çok surunun cevabı verilmemiş ama bence sadece çocuk olmanın masumiyeti, hayata bakış açısı ve korkuları yansıtmak, izleyenleri az veya çok çocukluk yıllarına götürmek için yapılmış bir filmde olabilir.Ben bu filmi masum bir film olarak hatırlamak istiyorum; kızımız büyüdüğünde aynı duyguyu veremez bize.Bu haliyelde de çok sevdim ben bu filmi.. 🙂

  13. :)açıkça söylemek gerekirse bende şöyle düşündüm:
    hani diyorsun ya büyüdüğünde bizlere o duyguyu veremez diye…
    işte burda karşımıza küçüklüğüözlemle anan ve çocuk ruhunu hiç kaybetmemiş bir kadın veya bizim küçük kızımız büyüyünce evliliğinden doğan çocuğun yaşamını yansıtabilir…ancak bunun pekte yapılacağını sanmıyorum…olursada seve seve izlerim!…

  14. Uzun süre elimde tuttumm,tuttum ve bugün izledim. Çok da sevdim. Kısacık,sıcacık bir öykü. Zaten sevgiyi anlatacaksan net olacaksın. Sanata,gereksiz ayrıntılara ne hacet. Yvon sadece susarak anlattı bize her şeyi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s