Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi …

untitled-1

Uzun zamandır bu kadar doyum veren bir film izlememiş olacağım ki; bu filmle birlikte sanki o boşluğu hissettim.Hatta izledikten sonra aklıma nedense  Forrest Gump geliverdi; aynı masalsı hava, arada aynı burukluk derken gece yarısı yatak başı anlatılan masallardan birini dinlemiş gibi olduk.Zaten filmde; bir hanım kızımız annesinin isteği üzerine çantadan çıkardığı günlükleri okuyarak başlamıştı her şeye..O okudu, biz dinledik, o öğrendi , bizde onunla birlikte öğrendik.Masalsı bir hikaye gerçekten de ; sanki birisi “şu hayatı bir de tersinden yaşasaydık nasıl olurdu acaba” demiş ve bu sorunun cevabını aramış gibi..

 

Bazı filmler izleriz; hikayesi nedir, ne anlatmaya çalışıyor hiç belli olmaz.Ama bu film  daha adından izleyici için ne gibi planları olduğunu; ne anlatmak istediğini tam on ikiden vurarak anlatıyor; Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesini..Bu adam kimdir, Brad Pitt onu oynayacak kadar nasıl bir cazibeye sahiptir ki, onu ikna edebilmiştir.Aslında bu film hakkında pek bir şey bilmiyordum; ne oyuncuları ne de hikayesi hakkında bir bilgim vardı; tabi aday gösterildiği kategorileri bilmemek şu safhada normal karşılanabilirdi.Kardeşim sayesinde oturup izledik aslında; ondan sonra açtım okudum izleyenler neler düşünüyor bu film için diye, ve herkeste aynı bende olduğu gibi bir memnuniyet durumu mevcut..

 

Tabi eleştirilerde var; ama ne kadar eleştirilirse eleştirilsin çoğunluk beğeni ifadelerini cömertçe kullanmaktan kaçınmamış.Benjamin Buton; 80 yaşında bir yaşlının ifadesiyle doğan bir çocuk.Bebek bedeninde sanki bir yaşlı gizli; dış görünüşünün buruşuk teni yanı sıra; gözleri bozuk, duyma yetisi azalmış, kemiklerde kireçlenme, organlarda hastalıklarla dünyaya merhaba diyor.Bir yaşlı olarak doğan bu çocuk; dünyaya pek de şanslı bir şekilde gelmiş sayılmaz.Zaten annesi doğumda öldükten sonra; babası o acı ve bebeğin o görüntüsünden sonra onu bir huzur evinin kapısına bırakıp terk ediyor.Aslında düşünüyorum da, yaşlı bir “bebeğin” büyümesi için daha ideal bir yer olamazdı.7 yaşına geldiğinde; tekerlikli sandalyeden dünyaya meraklı bakışlar atan bir çocuk olsa da o; dışardan bakınca o huzur evinde yaşayan ve ölümü bekleyen sıradan bir yaşlı olarak görünüyordu herkese.Onun sırrını çoğu kişi bilemese de; sırf o görünüşünden dolayı o yetişkin dediğimiz insanlar ve onların dertlerini paylaşması için herkese çok güzel arkadaş oldu.Ne de olsa o artık “yaşını başını almış birisiydi”..

untitled-2

 

16 yaşında; bir gemide çalışmaya başladığında, 70’lerinde bir dede gibi görünen Benjamin, geminin kaptanı sayesinde ilk defa kadınlarla tanıştı, ilk defa içki içti..Kimse onun aslında ergen çağlarında bir çocuk olduğunu bilmedi.Ve kabul ediyorum; “algı her şeydir”..Bütün gerçeği izleyen olarak bilmemize rağmen; o karşımda bir dede gibi görünürken onun aslında genç bir ergen olduğunu bilmeme rağmen algılama da çok zorluk çektim.Benjamin; herkes yaşlanırken gençleşen bir insandı; çocukluğunda yaşlılığın bütün sıkıntılarını çekmiş, asla normal çocuklarla oynayamamış olmanın bir geri ödemesini alıyordu sanki.Yanındakiler yaşlanırken Benjamin;  onlara ve zamana inat gençleşiyordu. Yaşlı doğsak ve olabileceğimiz en genç halimizle ölsek; bunu düşünmek bile bakış açımı zorlarken; şimdi filmini izlemek çok heyecan vericiydi..

 

Makyajı, yaşlandırma veya gençleştirme olaylını çok güzel yapmışlar.Sanki Brad Pitt bir an olabilecek en yaşlı haliyle karşımızdayken bir süre sonra en genç haliyle kaşlarını kaldırıyordu bize..Acıklı bir hikaye değil; yaşamı ve ölümü anlatıyor elbette, “ zaman ister ileri gitsin ister geri gitsin insan vücudunda; değişmeyen şey kaçınılmaz sondur” derken, bir yandan da asıl önemli olanın yaşarken yapılanlar olduğu fikrini vurguluyor.Bütün bu ana fikir konuşmalarını bir kenara attığımızda bile; geride filmin güzelliği hala hissedilebiliyor.Bir masal anlatılıyor ve bu anlatımda hayal gücü sonuna kadar kullanılıyor.Savaşlar, ilk aşklar, danslar, çocuklar, kaçışlar ve yakalanışlar..

 

Ve bu arada Cate Blanchett’den hiç bahsetmemişim ayıp bana.Bu kadının güzelliğine hayranım desem çok mu sığ kalır bilmiyorum ama bu film sadece içinde o var diye bile izlenir.Filmi yapanların görsellik konusunda hiçbir sıkıntıları olmadığı da ortada zaten.Zoraki dokunuşlar yapılır bazı filmlere; izlerken hissedilir, kasar belli bir yerden sonra.Ama bu film benim gözümde çok naif bir yerde; Forret Gump’ta havada uçan tüy gibi, burada da sanki zaman geriye doğru akarken o saatte; çok sıcak yumuşak dokunuşlar vardı.Velhasıl; benim gözümde çok güzel bir masal; mutla izlenmesini tavsiye ederim..Buradan da izlenebilir, isteyenlere link bırakıyorum..

 

Reklamlar

3 thoughts on “Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi …

  1. @ Ezgi Hız

    Kesinlikle katılıyorum, uzun bir süre etkisini devam ettirecek ve ne zaman ismi anılsa yüzlerde tebessüm oluşturacak bir film …

  2. Bazıları filmi Forrest Gump ile karşılaştırıp sığlığından şikayet ediyor. Film aslında kaynağı olan kısa hikayeden epey daha karmaşık ve Hollywood’vari olmuş, ama bence Forrest Gump’tan daha derin, daha ezzetli bir fikirden yola çıkıyor. Son zamanlarda film seyretmekten eskisi kadar zevk almıyorum ama Benjamin Button çok da üzmüyor. İyi vakit geçirilir diyorum…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s