Breath~ Nefessiz kalan bir film..

breath_01

Kaç gündür hastayım, uzun zamandır bu şekilde grip olmamıştım, başımı yastıktan kaldıramadım.Ama geceleri ağrıdan ve boğucu rüyalardan dolayı, uyku bana yaklaşmazken, geleni de kendi elimde itekledim.Bu sebepten dün gecenin bir körü bir baktım cnbc-e “Breath” isimli bu güzel Kore filmini veriyor, bende yarı baygın yarı ayık bir şekilde yattığım yerden izledim.Gerçi bununla birlikte sanırım 3. izleyişim oldu.Vakti zamanında kardeşim netten indirip getirmişti; ranzanın alt katına sıkış pıkış oturup izlemiştik.

 

Ve ben ilk izlediğimde hiçbir şey anlamadım.Filmin gayet basit bir konusu var aslında, “ adam karısını aldatır ve bunu da resmen kadının gözüne sokarak yapar.Kadın, her şeyden ve herkesten bıkmıştır ve bu bunalım hallerinden birinde, intihar etmeye çalışan bir idam mahkumunun haberini görür ve bir taksiye atlayarak bu adamı ziyarete gider.Her ziyaretinde, yanında dört mevsimi yansıtacak şekilde duvar kağıtları da götürür ki; bu umudu kalmayan adama kısacık ziyaretlerde o mevsimlerin hepsini yaşatır.” Konu bundan ibaret olmasına rağmen, ismine yakışır bir anlam da saklıyor olabilir arka planda..

 

Nefes almanın zaruri bir yaşam koşulu olmasının yanı sıra; belki de sadece beden değil, ruhun da nefese ihtiyacı olduğunu söylüyordur.Bir yandan öleceği günü bekleyen ve buna dayanamayarak her fırsatta intihara yönelen çaresiz adam, dört duvar arasında elleriyle başını ve kendini dünyadan gizlerken; diğer tarafta güzel bir evde, mutsuz evliliğinin ve bugünün dününe hiçbir fark atamadığı  bir monotonlukta aynı çekinik duygularla kendini herkese kapatan kadının bir araya gelerek ruhlarına nefes aldırmaları belki de, anlatılmak istenen.Hepimiz boğuluyoruz aslında, gizli ölümler yaşıyoruz, su altında kalıp öldüğümüzü hissederken gözlerimiz açık bir şekilde sanki “ordaymışız” gibi bakıyoruz insanlara.

 

Bu ikisi birbirlerini daha önce hiç görmediler; neden o hale geldiklerini anlatmadılar ama garip bir şekilde birbirlerini anladılar.Hayattayken nefessiz kalmanın, ölümle kıyaslandığında daha ağır bir ceza olduğunu da söylemiş olabilirler.Bilmiyorum, coşmuş da olabilirim tabi.Zaten bu tür filmlerin izleyici açısından yarattığı sorunda burada yatıyor bence.Düz mantık vermiyorlar ki; izleyenin düşünmesine gerek kalmasın, sadece izlesin yeter.Misal, bir kız bir adamı sever ve biz oturup imkansız aşk izleriz, bunda kimsenin şikayeti olmaz sanırım.Ama Kim Ki-Duk denen amcamız, daha derin manalara gömülmeyi seviyor; onu izleyenin de peşinden  gelmesini salık ediyor ki; uzun süredir Amerikan A.Ş’li filmlerle zihnini bu düz mantığa alıştırmış izleyici için; derinlikle karşılaşmak şöyle bir “elinin tersiyle çarpma” etkisi yaratabiliyor.

 

Zira ne zaman bu adamın bir filmini izlesem ilk başta “bu neydi şimdi” diyorum, uzun süren bir sessizlik dönemi içine giriyorum; bir kere daha izledikten sonra hayatımda izlediğim en güzel filmlerden biri oluveriyor bir anda.Bu değişim sürecinin nasıl işlediğini henüz bende daha anlamış değilim..Neyse artık diyerek bu yazıyı bitirelim; filmi merak edenler buradan izleyebilirler..

 

Reklamlar

15 comments

  1. Filmi izleyecektim uuttum. Son zamalarda pek Tv izlemiyorum. Bende Ofori nerelerde iki gün oldu yeni film, dizi incelemesi eklemedi diyordum kendi kendime. 🙂 Bugün yine kontrol ettim ve Güney Kore yapımı bir film tanıtımını gördüm. Benzetmeler de şahane. Ben de bir an için aşka gelip bir blog açayım mı acaba dedim? Ama senin yazılarını görünce anladım ki beni aşar bu durum. Neyse filmi izlenecekler listeme ekledim aklımda. Bu arada çok fazla Kore dizisi izledim gibi geldi son zamanlarda ancak o kadar da çok değil sanırım. Bir arkadaşım tavsiye istedi ben de senin bloğunun linkini verdim.

  2. @ La Fea

    Hastalıktan başımı kaldırdım ama hala öksürmeye devam ediyorum, ama ne yalan söyleyeyim evdekilerin “hasta insana” olan ilgilerinden baya memnun kalmış olacağım ki; nerdeyse iyileştiğime üzülüyorum.Arkadaşına blogun linkini vermene çok sevindim, saol ama ben cidden senin de yazılarını, tanıtımlarını okumak isterdim; blog kardeşliği yapardık:)

    Son zamanlarda uzak doğudan uzaklaşıyorum galiba, ne dizi ne de film izlemek geliyor içimden; Hollywood çekiyor beni bir taraftan, bakalım ne olacak sonumuz..

  3. Aslında mail atacaktım geçmiş olsun dileklerimi bildiren ama olsun yine yollarım. Buradan es geçmiş gibi oldum kabalık etmek istemem. Çok geçmiş olsun canım. Havalar fena kendine dikkat et. Ben bu sene -geçen sene aslında- bir kere böyle fena hasta oldum. Sesim falan çıkmıyordu. Neyseki atlattım uzun zamandır öyle hasta olmamıştım. Bakıyorum bu aralar herkes hasta ve herkestede aynı durum. Küresel ısınmamıdır nedir bizi bu hala getiren. Hollywood göz alıcı,parlak ve daime populer. Etkisine girmek çok zor değil, garip de değil. Gerçekten çok iyi Hollywood yapımları da var. Ama biraz Elma şekeri gibi. Yiyorsun sonra elinde sapı kalıyor. Sana fazlaca bir şey katmıyor. Hepsi değil tabii. Hollywood her zaman 1 numara olacaktır yapacak bir şey yok. Bir sorum var blog açsam ara yüzünü falan özelleştirebilir miyim? Yoksa böyle mi olmak zorunda?

  4. @ La Fea

    Ne demek arkadaşım; geçmiş olsun dileklerini burdan duymak bile yeterli bana.Zaten bizim evdeki hastalık artık kronik oldu; biri iyileşiyor biri hasta oluyor, devamlı bir döngü içindeyiz.Aman sende kendine dikkat et; grip falan demiyor çok çektiriyor..Bu arada elma şekeri benzetmene bayıldım, çok güzel anlatmışsın, zaten dışını güzel gösteriyorlar sonunda senin dediğin gibi elinde sapla kalıyorsun öyle aval aval..

    Blog içinse; açacak olmana çok sevindim.Arka plan için 5 sayfayı dolduran şablon seçenekleri koymuşlar, ben bunu seçtim, sıkılana kadar devam ediyorum işte.Ama kişilerin kendi arka planlarını oluşturmaları için imkan vermemişler.Wordpress için en azından durum böyle ama blogspot’u bilemiyorum, onun daha geniş imkanları var ama, istatistik tabloları, arama motorlarından ne yazılarak siteye ulaşılmış seçenekleri yok onda da.Word press bu açıdan hazır hizmet sunuyor.Ama blogspot’da bu hizmet için başka bir şey kullanıyorlar sanırım..

    Yine de insanın elinde blog seçenekleri baya var;kendine göre en uygun olanı seçip blogroll’umun en üstüne seni eklemek istiyorum; sabırslızlıkla bu konudaki haberlerini bekliyorum..

    🙂

  5. Bir blog açarsam sırf senin açacağım bilesin 🙂 Bir de bu fikir bir dizifilm de kitap yorumu yaparken aklıma yattı daha çok. Birden bu zamana kadar okuduğum kitapları anlatmak istedim. Yorum yaptığım konu ‘Şeker Portakalı’ isimli kitapdı. Bilmiyorum okudun mu? Okumadıysan şiddetle öneririm. Ha bir de tabii Twilight Movie komedisi var onu da bir anlatmak istedim ama bilemiyorum. Ben yazmayı,konuşmayı, anlatmayı çok severim. Bu konularda da fena olmadığım söylenir ama hem cesaret edemiyorum hem de zaman zaman hevesim kaçıyor. Jaime Camil’e fan club açayım dedim daha açmadan hacklendi site bende kapadım ziyaretçilere zaten bitirmemiştim. Sonra başka bir Meksikalı oyuncu için fan club açacaktım onda da bazı teknik sorunlar yaşadım. Joomla kullanıyorum ve başka da hiç bir bilgim yok tasarımla ilgili. Internetten görsel ve yazılı derslerle epey çözdüm Joomlayı ama daha çok şey yapmak istiyorum. Böyle yani bir göz at istersen 🙂

    http://www.valentinofans.co.cc
    http://jaimecamil.biz/ (sen baktıktan sonra yine kapatacağım)

  6. @ La Fea

    Ben cidden senin yazdıklarını takip etmeyi çok isterim.Bende bu blog işine girmeden önce sağa sola sıklıkla yazardım, hatta bazen yazmak istediğim konular olurdu ama nereye yazacağımı veya nasıl paylaşacağımı bilemezdim.Blog olayı daha rahat oluyor gerçekten; bir kere kendi mekanın olduğu için; içinden ne geliyorsa yazıyorsun..Hatta bazı blog yazarları sadece günlük yaşantılarını, kendi duygularını anlatmak için bile blog açıyorlar ki; baya da okunanı oluyor..

    Sonuçta, içeriğinin veya nasıl yazıldığının pek önemi olmuyor blogda; kendi mekanında istediğin herhangi bir konu hakkında özgürce yazabiliyorsun.Onun için lütfen bir aç, çok güzel olacağını biliyorum.Daha önceden başına gelenler, bana beni hatırlattı.Gerçi ben senin gibi bahtsızlığa uğramadım ama bu bloga gelene kadar 3-4 tane başka yerlerde blog hesapları açmışımdır; bir şekilde tatmin olmamışımdır..

    Joomla’yı ilk defa senden duydum şimdi; benimde html bilgim yoktur hiç, hazır siteler olmasa hiç bir şey yapamam, yapanlarada kıskançlıkla bakarım vallahi.Çabanı takdir etmemek elde değil ,keşke o zamanlarda hayata geçirebilseydin, önüne engeller çıkmasaydı..Son olarak Valentino Lanus’u ilk defa gördüm, cidden “havalı” bir adam..

  7. Sitelere devam edeceğim ama ne zaman bilmiyorum. Valentino Lanusu ben Jaime Camil’in internetten takip ettiğim başka bir dizisi sayesinde keşfettim. Menajeri çok etkiledi yaptıklarımdan 🙂 Joomla bir içerik yönetim sistemi. Site tasarmı bilmeden pek çok şey yapabilirsin ama biraz karışık. Blog işini de en yakın zamanda hayata geçireceğim söz 🙂 Kimse okumazsa bile sen okursun değil mi? 🙂 İnternet başında saatler geçirince insanın keşfetmediği yakışıklı 🙂 öğrenmediği gereksiz bilgi kalmıyor. Bakalım günler ne gösterecek. Daha gerçek bir şeylere tutunmak istiyorum ama bu da çok keyifli 🙂

  8. @ La Fea

    Takip edeceğimden emin olabilirsin, sonuna kadar takipçinim ve de sabırsıızlıkla beklemedeyim.Net cidden bir girdi pir girdi hayatımıza, öğrenemeyeceğimiz şey yok artık; şahsen netsiz bir hayat düşünemiyorum artık..Bende gerçeklik istiyorum ama iş bulana kadar bu şekilde devam; günler böyle güzelleşiyor artık.

  9. Artık benim de bir blogum var 🙂 Henüz Kore dizileri hakkında yazmadım ama belki gün içinde yazarım. http://lafea.wordpress.com/ bu arada yorumları nasıl onaya tabii tutacağım çözemedim. Yardım lütfen.

  10. @ La Fea

    Çok sevindim, hemen ekliyorum ve senin bloga bir koşu tutturuyorum.. 🙂

  11. @ofori çok güzel ifade etmişsin yine.
    Ben ilk defa cnbcede izledim nefesi.Düzmantığa alışmış bir seyirci olarak
    bahsettiğin “elinin tersiyele çarpma etkisi” bendede oluştu.:) İster istemez düşünmeye yöneltiyor KimKiDuk filmleri ve izlendikten sonra etkisi kalıcı oluyor…

  12. @ Zxc

    Aslında bu adam çok sarsıyor beni, filmi izledikten sonra ne düşüneceğimi bilemez oluyorum; herhalde o da başarı skalası olarak izleyicinin kafasını ne kadar karıştırmış olacağını düşünüyordur.Bin Jip’ten sonra etkisi altına girip hala diğer filmlerine saldırmaya devam ettiğim yegane yönetmen kendisi.Zaten sanırım ondan başka bir Kore yönetmeninin ismini de bilmiyorum..

  13. Bu iyimi kötümü bilmem ama bende yönetmenlerden bir tek KimKiDuk u biliyorum. İnternette yapılan yorumların teşvikiyle izledim filmlerini.Methedildiği kadar varmış gerçekten. Felsefeden nefret ederken derste daha aktif olmaya başladım 🙂 Hatta hocaya bile önerdim filmlerini 🙂

  14. @ zxc

    Düz mantık filmlere alışkın olduğum için, başta benim de kafamı çok karıştırıyordu filmleri; gerçi şimdi de ilk izlemede öyle yapıyor yaa.filmleri izlerken insan bir garip oluyor; her şeyde bir mana mı aramaya başlıyoruz acaba diyorum ama yok öyle de değil; adam cidden her bir filmi o kapıya getiriyor.

    Bu arada çok iyi yapmışsın; bu filmleri felsefeciler izlese acaba onlar neler neler bulurlar içinde.. 🙂

  15. Bende afallamıştım ilk başlarda.Film izlendikten sonra insanı düşünmeye yöneltiyor istem dışı olarak.
    Dün akşam tv8de KimKiDukun Zaman adlı filmi varmış çok üzüldüm izleyemediğime:(:( İnşallah birdaha verirler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s