02/11/2009

Merlin büyüsünü üstümüze saldı…

merlin_06

Ve izlediğim en güzel Merlin bölümlerinden birinden sonra artık bir iki şey karalamanın zamanı geldi diye düşünüyorum..Başlangıçta bu diziye pek prim vermedim; yani izlemeye başladım ama yürekten izlemek var, göz ucuyla izlemek var.Ben biraz gözü ucu başladım diziye, her bölüme “izlemeliyim” diye saldırmadım ama son zamanlarda kendimi şaşkınlığa düşürecek bir şekilde, her gün yeni bölüm var mı diye neti kontrol ederken yakalıyorum kendimi.Özellikle 2. sezon 6. bölüm gözümde ayrı bir yere sahiptir artık..( Yazının bundan sonraki kısmı ciddi spoiler barındırabilir..)O kadar güldüm ki, tekrar başa sarıp bir daha izledim. Hani bazı dizilerin olgunlaşma çağı olur ya; veya artık izleyicinin önüne ne atarlarsa atsınlar sonuç izleyen açısından her daim mükemmel görünmeye başlar ya, sonunda o oldu; Merlin beni de büyüledi..

merlin_04

Biraz geç oldu gibi durabilir ama yine de benim gibi ön yargıyla başlayan insanları bile kendine çevirmeyi başarabilen bu dizi, artık son bölüme kadar peşinden ayrılmayacak bir izleyen daha kazanmış oldu..Merlin; “Arthur’un deyimiyle; tekinsiz, şüphe uyandıran o görüntüsüyle – ki alakası bile yok, elinizi vicdanınıza koyup şu saflığa bir bakın- Arthur’a yararlı olacağım diye kendini paralayıp duruyor her bölüm.Arthur ise, çoğu yerde beni kızdırsa da, tek bir kelime ile bütün bölüm yaşadığımız kızgınlığı alıp götürebiliyor..Aralarında ki uyuma bayılıyorum; bu bölüm az kalsın sarılacaklardı, gerçi ben sarılmışlar gibi algılayacağım ama olsun..En merak ettiğim şeylerden biri de – çoğunlukla birlikte- Arthur’un Merlin hakkında bir şeyler bilip bilmediği..

1z212rt

Yani en azından şüpheleniyordur değil mi; ne bileyim Merlin’in gerçek kimliği ortaya çıktığında – o zamanları görür müyüz bilemiyorum- en azından şok geçiriyormuş gibi durmaz.Hem zaten özellikle bu bölümde Merlin’e “hayatını teslim edecek” kadar güvendiğini gördük..Ya bu bölümü anlatamıyorum gerçekten; özellikle son 5 dakikası şahaneydi.Diziyi izlemeyenler için konusu nedir, bu insanlar kimdir bahsetmeyeceğim, onun yerine kişisel depresyon anları bizim için tanıtıcı bir yazı yazmış, oraya yönlendirebilirim.Zaten artık dizinin ismini duymayan kalmamıştır.Fazla değil, bundan 3 ay önce bana “Merlin’i seviyorum” çığlıklarıyla bir yazı yazacağımı söyleseydiniz, güler geçerdim ama şu an parmaklarıma engel olamıyorum; onlar beni düşünmeden önden kedi kendilerine yazıp duruyorlar..O muhteşem Uther bile ne hallere düştü, yarabbim..

Etme bulma dünyası işte, ben artık bu bölümü hatırlayıp güler dururum herhalde.Bir de Merlin’in Arthur’un yatağının altından çıktığı sahne çok güzeldi; sanki hep orada saklanmış gibi..Ne diyeyim ki daha; nice güzel bölümlere, daha nice Merlin muhabbetlerine..Bu arada resimler alıntıdır, buradan ulaşabilirsiniz,  diziyi de buradan izleyebilirsiniz..

31/10/2009

Aşk ve Gurur ~ Pride and Prejudice

83798524_6b5eea0051_o

Bugünlerde dönem filmlerinden gidiyoruz, önceden içimde kalan ama bir şekilde bahsedemediğim filmleri teker teker ortaya çıkarmanın zamanı geldi artık..Aşk ve Gurur; veya “Gurur ve Ön Yargı” da denebilir, yine öncesinde kitabını okuduğum, sonra filmini izleyip ukalaca yorumlar yapabilme imkanı bulduğum güzel ama sadece lafta kalmayan bir güzelliğe sahip bu film, benim gibi bir çoklarının severek izlediği bir yapım olmuştur.Olumsuz eleştirilerde bulunanı görmedim desem yalan olur, yakın arkadaşlarımdan biri yanımda bu film hakkında ters konuşmaya cesaret etti, dirseğimle o anda tanışmış oldu..Filmi kaç kere satın aldık, o da yetmedi kaç defa indirip bilgisayarın derinliklerinde sakladık ama yine de kaybettik hatırlamam..Film şu an elimde yok; geçen gün aradım taradım, bakmadığım yer kalmadı ama filmi bulamadım..

pride and prejudice 2

El mahkum izlemek istiyorsak bir daha gidip satın almak gerekiyor.Kocaman bir posterini satın almıştım zamanında, yapıştırdım odanın duvarına; yaklaşık iki sene o bana baktı ben ona ..Geçenlerde bir kenarı artık firar etti duvardan, sonra arkasından diğer kenarı takip etti; derken başımın üstüne düştü.Annem posteri ben evde yokken imha etmiş, yoksa ben onu daha nice seneler asardım..Aşk ve Gurur deyince aklıma Bay Darcy’den başka bir şey gelmiyor, ne yalan söyleyeyim kızın ismini hatırlamak için biraz efor sarf etmem gerekti..Beş kız kardeşin ikincisi olan ana karakterimiz, çok sevdiği babası, nerde nasıl konuşacağını bilmeyen annesi; en yakın arkadaşı olarak gördüğü ablası ve çeşit çeşit kız kardeşleriyle birlikte mutlu mesut yaşamakta..

2pp_1024x768

Ama işte dönemim şartları; babaları ölünce miras bir erkek kuzenlerine kalacağından, özellikle annesi kızların babaları ölmeden bir an önce evlenmesi taraftarı.Bu amaç uğruna her ne kadar bizim iki büyük kardeş pek hevesli olmasalar da , anneleri tarafından şehre yeni taşınan genç ve zengin Bay Bingley’nin etrafına çekiliyorlar.Bu durum aslında pek de kötü olmuyor zira büyük kardeş ve bu adam arasında hala içimizi titretecek sıcaklıkta bir aşk başlıyor.Aslında karakter olarak çok yakışıyor bu çift; ikisi de ağır başlı ve de oldukça iyi niyetli..Bu sırada Bingley’nin arkadaşı Darcy’de şehre gelince, asıl hikaye kendini belli etmiş oluyor.Dracy, arkadaşının tam aksi bir portre çiziyor; küstah, kendini beğenmiş,herkese tepeden bakan, şehirde ki insanların pek haz etmediği ve uzak durduğu adam imajı sunuyor..

2005_pride_and_prejudice_022

Tabi bizim kızda diğerleriyle aynı fikirde; adam karun kadar zengin olabilir ama kişilik olarak ondan fersah fersah ötede kalsa yeridir.Ancak bu soğuk görünüşlü adam, film ilerledikçe hiç de öyle olmadığını gösterecek herkese.Zaten şu gizli kalmış duyguların, olayların açığa çıkması işine bayılıyorum.Zira kitabı okurken adamdan tek kelimeyle nefret ettim; o kadar uzak göründü ki bana,onu ana karakter olarak düşünemedim bile.Ama gerçekler ortaya çıktığında kendimden utanmakla birlikte onu öyle bir sahiplendik ki şu an bile kimseyle paylaşamam..Zaten filmde onu oynayan adam saolsun bir yağmur sahnesinde öyle bir bakış attı ki bize; o sahneyi tekrar tekrar geri sararak izlemiştik..Geçenlerde TNT’de bunun dizi versiyonunu verdiler, filmi çok beğenmiş olmanın getirdiği bir eksi olsa gerek, diziye pek beğeni hakkı sunmadım..

Şöyle uzaktan izlemiş gibi oldum, ama yine de ciddi bir kıyaslama içine girersem yine filmi derim; hikayenin ilerleyişi, dönemi anlatışları, konuşmaları derken en büyük etkenlerden birisi arada sırada sunduğu o manzaralar, beni benden boş yere almadı..Geçenlerde işten arkadaşlara sordum izleyen var mı diye, tek bir kişi bile “evet izledim” demedi..Hayal kırıklığı yaşamakla birlikte onlara izletmek artık öncelikli planlarım arasında..Buradan izleyebilirsiniz, biliyorum çok ama çok seveceksiniz..

30/10/2009

Jane Eyre …

98

Sonunda izledim..Lise dönemlerimde “şunun bir filmi olsa da izlesek” diyerek ölüp dirildiğim Jane Eyre’ye sonunda hakkıyla kavuşmuş bulunuyorum.Daha önceden bu kitap hakkında konuşmuştum; ne kadar sevdiğimi hala kelimelere dökemem gibi geliyor, hani herkesin sevdiği,bir yerde özenle sakladığı bir kitabı olur yaa, işte Jane Eyre benim için öyle bir yerde..Kitabı okuduktan sonra varlığından haberdar olmadan “keşke bir filmi olsa” diye çok söylenmiştik.Tabi o dönemlerde seksen yapımı bir filmi varmış, sonradan öğrendik.Filmi izledikten sonra yaşadığım hayal kırıklığını hala anlatamam..

Ama işte geçen gün gezinirken kitabın BBC tarafından üç yıl önce çekilmiş dört bölümlük bir dizisine denk geldim ve sonunda “olmuş” diyebilme mutluluğu içindeyim..İzlerken tamam kitapta olan biten her şeyi tam anlamıyla bulamıyoruz ama yine de gerek oyuncu seçimi, gerek oyunculuklar, mekan seçimi derken almış başını gitmiş, izleyen herkesi “bu en güzel Jane Eyre versiyonudur” dedirtecek yorumlar yaptırmış bir dizi olmuş..Acımasız nöbet saatlerim ve uykudan başımı kaldırabildiğim her an –normal şartlarda o an bitirmeden başından kalkamayacağım bu diziyi- iki günde bitirebildim.Zaten ne zaman başlıyor, ne zaman bitiyor anlamıyoruz bile..Jane’in acıklı başlayan hayat hikayesi kendisinin de tahmin edemeyeceği bir şekilde heyecanla bizi kendine esir ediyor..

Jane-Eyre-2006-miniseries-jane-eyre-1612491-1024-768

Zaten kitabı okuyanlar hikayeyi biliyorlar ama ben yine de azcık bahsetmek istiyorum..- Az dedik ama bakalım nasıl durduracağım kendimi- Jane,anne ve babası öldükten sonra dayısının evinde yetim olarak yaşamaya başlıyor.Ancak dayısı da ölünce acımasız yengesi ve annesinin huylarını bire bir alan üç kuzeni ile bir zamanlar dayısının gözü gibi baktığı çocuktan istenmeyen, sığıntı bir çocuk haline dönüyor.Yengesi ondan kurtulmak için,onu yetimlerin yaşadığı oldukça fakir bir yetimhaneye gönderiyor.Burada açlık ve soğuk içinde, tabi bir de acımasız müdürün varlığı eşliğinde nasıl hayatta kaldığını kendisi de anlamasa da, on sekiz yaşına kadar bu yetimhanede kalıyor.Dün orada bir yetimken sonra kendini geliştirip yetimhanede öğretmen olarak yaşamaya devam ediyor..

Ama hayatın sadece bu yetimhaneden ibaret olmadığının bilincinde; yapabileceği tek işte öğretmenlik olunca gazeteden gördüğü “mürebbiyelik” ilanlarına cevap veriyor ve birinden bir cevap alıyor..Sahip olduğu küçük bavuluyla kocaman bir evin –bana göre şato gibiydi- kapısına dayanıyor.İş verenini tanıma fırsatı bulamadan Fransız bir çocuğun yetiştirilmesi göreviyle işe başlıyor..Bay Rochester ise, bütün bu mülkün sahibi olmakla birlikte o eve aylar var ki hiç uğramamış..Jane bir akşam vakti evin çevresinde yürüyüş yaparken atlı bir adamın atından düştüğünü görüyor ve ona yardım ederek atına tekrar binmesine yardımcı oluyor.Eve geri döndüğündeyse adamın bizim o hiç görmediğimiz meşhur Bay Rochester olduğunu öğreniyor.Onunla vakit geçirdikçe ona farklı bir ilgiyle bakmaya, hatta belli bir süre sonra hayatında en değer verdiği kişi olarak bu adamı görmeye başlıyor..

Jane-Eyre-2006-miniseries-jane-eyre-1612489-1024-768

Bunlar sadece Jane’in bakış açısından gördüklerimiz, sonrasında yaşananlar daha heyecanlı daha akıcı bir şekilde ilerliyor..Bay Rochester, nasıl anlatsam yakışıklı bir şekilde tasvir edilmeyen hatta çoğu davranışlarıyla kaba olarak adlandırılacak bir kişiliğe sahip ama o “ayy” diyerek baktığımız, hala hiçbir karaktere değişemeyeceğim karakterdir.Adamı sevmek ve nefet etmek arasında kalıyor insan ama sonra öyle bir sahipleniyoruz ki Jane’i bile bir kenara atabiliyoruz.Ve bu seri başta da dediğim gibi benim gözümde çekilmiş en iyi Jane Eyre versiyonu..Öyle ki kitapta pek haz etmediğim kuzen John’u bile sevdim; en azından güzel gülen birini seçmişler..Kitabı okuyanlar ve beyaz perdede görmek isteyenler mutlaka ama mutlaka bu diziyi izlesinler derim.Zaten dizi dediğim bölümlük bir film gibi..

Bu konuda kardeşime hava basabiliyorum artık, ondan önce izledim, ondan önce gördüm.Hep o izlerdi bana küçümseyici ifadelerle link atardı şimdi ben önde gidiyorum..Zaten kitabı da ilk okuduğumuz zaman tek kitabı iki kişi okuduğumuzdan saat tutardık; on beş dakika ben on beş dakika o okurdu..Yokluk işte, tabi bu durum kitabı daha heyecanlı yapardı gözümüzde, ne de olsa her istediğimizde elimize alamadığımızdan kıymetli gelirdi bize..Şimdi bu kıymetlinin en iyi versiyonu duruyor önümüzde; Jane’in bakışına, Rochester’ın gülüşüne kurban olduğum dizi; ben senin hakkında daha çok konuşurum..Merak edenler buradan izleyebilir ama maalesef Türkçe alt yazılı bir yer bulamadım..Aramalarım devam edecektir..

27/10/2009

Sense and Sensibility

senseandsens

Jane Austen roman uyarlaması filmleri ayrı bir seviyorum; birkaç yıl önce “Aşk ve Gurur” adlı kitabını uyarlamışlardı, ben o zamanlar üniversite iki veya üçteydim..İki günde kitabı okumuş arkasından filmi izlemiştik heyecan içinde..Sonra filmi kaç defa satın aldık, posterlerini duvarlarda kaç yıl eskittik hesabını bilemiyorum hala.O zamandan beri bu şahsı sevilesi kadının bir çok kitabını okuduk, filmleri izledik ama her ne kadar bu filmi izlemek için ölüp gitsek de bir şekilde denk gelemedik filme.Satın almak istedik bulamadık, indirelim dedik olmadı ve sonrasında unuttuk gitti.Ta ki geçen hafta işe gitmeden önce karşıma çıkana kadar, anında satın alıp mutlu mesut işe gidiverdim..Tabi ben filmin kapağına falan bakmadan aldığım için “Sense and Sensibility” filmini aldığımı düşünüyordum ama onun yerine yıllar önce çekilmiş üç bölümlük dizisi çıktı..

Korsan sektör içinde ne cevherler saklıyor, bu filmleri satanlar bile bunu bilemez valla..Satın alan bizlere böyle hoş sürprizler yaratabiliyorlar; hani illa dizisini izlemek istesem, arasam sorsam kendimi parçalasam kesinlikle bulamam, ama böyle birden bire elimin içine düşüveriyor işte. Üç bölümlük dizi şeklinde, her bölüm nerdeyse bir saat sürerek izledik, ama var ya tadından yenmez bir hızda geçti bana göre..Konuyu bilenler çoktur muhakkak; dönemin yasalarına göre kızlar ölen babalarından miras alamıyorlar ve bütün para üvey ağabeylerine ve onun a gözlü karısına kalıyor..Babaları ölmeden önce her ne kadar ağabeylerine “kızlara iyi bak” diye söz verdirtse de durum böyle olmuyor ve daha dün kocaman bir evde –artık ona basitçe “ev” mi denir bilemem- yaşarlarken şimdi küçük bir bütçeyle ve daha az imkanlarla başka bir yerde yaşamak zorunda kalıyorlar..

Sense-and-Sensibility-jane-austen-4380640-1024-768

Evden taşınmadan önce yengelerinin erkek kardeşi ziyarete geliyor ve en büyük kızla bu adam arasında “bakışlarım yeter sana” kıvamında rüzgarlar esmeye başlıyor..Filmi izlerken hepsinin ismi aklımdaydı aslında ama böyle yazarken isim verebilmek gibi harika bir hafızaya sahip olamıyorum..Neyse bu yakınlaşmayı gören yenge kızların annelerine münasip bir dille “tencere kapak” ilişkisini hatırlatıp onları bir güzel evden gönderiyor.Böylece büyük abla hiçbir zaman itiraf etmese de sevdiceği ile ayrılmış oluyor.Yeni evlerinde deniz kenarında eskisine nazaran 10 kat küçük bir ev ama komşuları saolsun –annesinin zengin kuzenleri- onlara kol kanat geriyor diyebilirim..Birbirlerine gidip gelirken yaşı 30’lar da bir beyle tanışıyorlar ve bu adam bizim küçük kıza anında tutuluyor.Adamından niyeti şüpheye yer bırakmayacak şekilde küçük kızla evlenmek; ama kızımız yaşının daha küçük olduğunu belirterek içten içe “ben para ve imkanlar için evlenmem, seversem evlenirim” tavrı yapmakta.

senseandsensibilitylead2_396x222

O böyle düşünürken birden karşına kendi yaşlarında zengin yakışıklı ve de ağzı iyi laf yapan – aslında kendisini gördüğüm ilk sahneden itibaren nefret ettiğim- bir adam çıkıyor ve bütün dengeleri yerle bir ediyor..Bizim kızla gezip tozuyor bunlar, kız iyice aşık oluyor buna aman yazının gidiş yönünden de anlamışsınızdır sonu pek pembe kalpler eşliğinde bitemiyor..Tabi bu esnada diğer adam devamlı kızı koruyup kollamaya devam ediyor..Büyük ablanın işleri de pek yolunda gitmiyor, sevdiğinin 4 yıldır başka bir kızla nişanlı olduğunu bizzat nişanlısı olan kız söylüyor ona..İlk iki bölüm böyle sürüp giderken en heyecanlı son kısmı anlatmak istemiyorum.Zira şimdiye kadar anlattıklarım son sahnelerde öğreneceklerimizin yanında hiçbir şey kalıyor..Zaten dönem filmi olması, filmin muhteşem bir görsellikte devam etmesi derken insan etkilenmeden filmi bitiremiyor..

Aşkın Kitabı, Aşk ve Gurur, Emma derken bu halkaya geçte olsa sonunda Sense and Sensibility’i de eklemeyi başardım..Alan Rickman’lı versiyonunu da izlemek isterdim, zaten bu düşünceyle açtım youtube’u, buldum filmi onu dayarım yamalak seyrettim..Genellikle Rickman’lı sahneler favorimdir diyerek yakın zamanda düzgün bir şekilde o filmi de izleyeceğim..Tavsiye edilir demek yersiz kalıyor bu noktada, ama denk düşerseniz ve bu tür filmleri seviyorsanız bir bakın derim..Buradan izleyebilirsiniz..

25/10/2009

Söz uçar yazı kalır…

2cqo3cy

Bu resmi az önce gördüm; yazı çok güzel gerçekten; 12′den vurdu geçti beni..

21/10/2009

Partly Cloudy ~ Pixar gururla sunar..

608

Az önce Pixar’ın kısa bir animasyonunu daha izledim; gerçi bir izlesem kendimi kaybediyorum deli gibi sağda solda videolara saldırıyorum, bunu nasıl görmedim anlamadım; kendimi kınamakla birlikte çok beğendiğimi de araya sıkıştırayım..Siz insanoğlu; türler nesillerini nasıl devam ettirir biliyor musunuz, herkesin “üreyerek” dediğini duyar gibi oluyorum.Ama hayır biyoloji dersleri, türlerin fizyolojisi falan hepsi hikaye; nesillerin devamı leyleklerin ve küme küme bulutların elinde.Onlar çalışmazsa, bir greve gitseler yok olduk gittik..

Zaten bu konu çocukluğumuzun klişesi; yeni nesi çocuklarını nasıl kandırıyor bilmiyorum ama bizim zamanımızda bu leylek muhabbeti meşhurdu; çoğu şeye inandığım gibi buna da inanırdım hatırlıyorum.Hele bir de o zamanlarda bu animasyonu izleme imkanım olsaydı kime beni aksine inandıramazdı herhalde –çok saftım çook-..Hem animasyonda; birileri güzel işleri yaparken birilerinin de kötü işleri yapmak zorunda olduğu gayet güzel bir şekilde gösterilmiş..Duygu yoğunluğu fazla bir animasyon fakat çok ama çok hoş; mutlaka bir bakın derim zaten 5 dakika bir şey, başladığı gibi bitiyor..

Hem ayrıca yağmurun yağması kimyasal bir olayda değil; o konuda da kandırılmışız..Yağmur yağar çünkü , o anlarda bulutlar ağlar; yılın belli zamanlarında biraz fazla ağlıyorlar o kadar..Kısacası; hayat animasyonlarda daha zevkli..

21/10/2009

Dexter ve 4. sezonu…

Dexter-dexter-1388906-1280-800

Ve Dexter 4. sezonuyla başladı; gerçi daha yeni başlamış da ben heyecandan heyecana sürüklenmiş gibi konuşmayayım, az önce 4. bölümünü izlemiş bulundum..Özlemişim bu duyguyu; heyecan içinde her hafta yeni bir bölüm beklemek, acaba neler olacak diye kafa yormak; diğerlerinin tahminlerini okuyup kafama yatana sıkı sıkıya tutunmak çok güzel bir duyguymuş..Uzun zamandır yeni bölüm bekleyeceğim dizi izlemiyordum, daha çok bitmiş dizilere dadandığımız için biri biter diğerine tek tık mesafede günlerlimi geçiriyordum..Dönem başladı 4 tane taze haftalık dizime kavuşmuş oldum.Dexter daha 4’ün ilk bölümünde sezon finali yapar edasıyla bir bitiş yapmıştı, sonrasını beklemek nasıl eziyetti anlatamam..

Evli bir Dexter, nasıl desem “dağılmış” bir Dexter gibi..Hani insanlar evlenir de kendilerini toparlayıp çeki düzen verirler ya, bizimkisi tam aksi, resmen dağıtmış bir görünüm sundu bize.Hele ilk bölümün açılış sahnesi yok mu; gülmekten yerlere yattık.Adamlar işi biliyor azizim, nasıl bir bölümdü o öyle, büyük bir beğeniyle izlemiştim.Şimdi bölümle ilerledikçe Dexter bir taraftan kendini toparlamaya başlıyor, diğer taraftan “bu taraf daha çok Rita ve çocuklar cephesi oluyor- bir şekilde veriyor..Onun aile sorunlarını, köşeye sıkışmış hallerini daha çok göreceğiz herhalde; ama işte millete öyle bir güven vermiş ki ne olursa olsun bir şekilde kurtulmanın yolunu bulur diye düşündürüyor..

dexter-therapy

Ve bu sezonun diğer seri katili; etrafta elini kolunu sallayarak rahatça dolaşıyor.Ne yalan söyleyeyim Dexter’ı ne kadar sevdiysem bu adamdan da o kadar nefret ettim.Çok korkutucu geliyor ama Dexter’dan alamadığımız o “tekinsiz, korkutucu” havayı bu adam yaşlı haliyle dinç bir şekilde sunuyor bize.Bir an önce kurtulsak şundan diyorum ancak nafile tabi, adam bu sezonun bizi uğraştıracak karakteri.Tabi daha Dexter’ın hedefi haline gelmedi, bir yolları kesişse o zaman tadından yenmez bölümler bekleyecek dizi.Ne diyelim; hoş geldin Dexter 4. sezon..

21/10/2009

Baby Pop ~ Sevgili babam..

Baby_Pop_vol01_ch01_000Cover

Eskiden ne kadar çok manga okurmuşum onu hatırlıyorum şimdi; bugün yine bir tane daha okudum ve bu da “daha önceden okuduğum” bir manga çıkıverdi. Okudukça tanıdık geldi, hatırladım tabi ama yine de son bölümlerini çıkaramadığım için hiç aksatmadan bütün bölümleri okudum.Mangakası Kimi Wa Pet’i yazan kişiyle aynıydı, farkında olmadan ben bu mangakanın etrafında dönüp durmuşum da haberim olmamış.Konusu, aslında çok tanıdık gelebilir, en azından artık bana öyle geliyor..Genç bir adam, kendisinden yaşça büyük bir kadınla evlenir, ama balayında eşi bir trafik kazasında ölünce, eşinin liseye yeni başlayan kızıyla aynı evde yaşamak zorunda kalır, ki aralarında pek de ahım bir yaş farkı yoktur..

Baby_Pop_vol01_ch04_122

Konu bu olunca; bunun gibi sayısız manga okumak kaçınılmaz oluyor zaten.Hatta temeli aynı ama gidişatı farklı bir manga okuduğumu çok iyi hatırlıyorum; öyle ki bu mangayı okurken ikisini sıklıkla karıştırdım.Diğerinde sonunda ikisi aşık oluyorlardı, bir şekilde öyle ilerliyordu manga ama bunda durum daha masum bir baba –kız ilişkisi ekseninde devam ediyor.Aslında böyle gitmesi de daha iyi olmuş; hani diğer türlüsünü okumamış olsam, belki beklentim aşık olsunlar şeklinde olabilirdi ama, bir de olaya böyle bakmak daha eğlenceliydi..Bizim kız, biraz asabi, hatta biraz demek kendisine hakaret olabilir; sözleri bir kenara bakışları ile karşısında ki adamı olduğu yerde dondurur, bir üşüme hissi verebilir.

Baby_Pop_vol01_ch06_188

Zaten daha en başta annesinin bu genç adamla evlenmesine karşı duruyor ve bir de bu “üvey” babasını annesinin cenaze günü barda kızlarla eğlenirken basınca bu sapık, sabah akşam gözlük takan adama karşı soğuk olmasında ne olsun dedirtiyor..Adam, başta sunduğu imajı devam ettirmiyor ama; tamam biraz sapık, hatta meslek olarak mankenlerin çıplak fotoğraflarını çekmeyi para kapısı olarak seçmiş ama kızı gerçekten seviyor ve onun yanında kalıp, büyümesini, hatta onu kendi elleri ile evlendirmek istiyor.Kız ne zaman “bu evi terk edip gidip öz babamla yaşayacağım” diye tuttursa bizimkini öyle bir telaş sarıyor ki; valla ne diyeyim izlemek keyif vericiydi.Hatta sevgili kızı için, bir günlük tutuyor; kız o gün ne yapmış, ne kadar, kaç santim büyümüş hepsi kayıt altında.Bir de kızın erkek arkadaşını bulup öğüt vermiyor mu o sahnelerde gülmekten yerlere yattım..

11 bölümdü ama bir çırpıda geçip gitti; çizimlerin bunda büyük bir etkisi olduğunu da kabul ediyorum.Kızı öyle güzel çizmiş ki, durup durup insan sadece onun çizimine bakıp duruyor zaten.Mutlaka okuyun demiyorum ama, boş vakitte güzel vakit geçirmek için ideal bir manga; buradan okuyabilirsiniz..Özellikle aile tatiline çıktıkları bölümde çok eğlendim..

21/10/2009

Nobuta wo Produce ~ Proje tamamlandı..

aufrqq

Geçenlerde Kimi Wa Pet dizisini ararken karşıma birden bu dizi çıkıverdi..Gayet masum bir şekilde “ bir bakayım nasıl bir şeymiş “diyerek başladım izlemeye; ki kendimi iyi bildiğimi düşünürdüm; büyük ihtimalle kapatıp bir daha yüzüne bakmayacaktım ama nasıl oldu bende anlamış değilim, diziyi bitirmiş bulundum.Aslında Japon dizilerine pek alışkın değilim, tam olarak “sevmem” diyemiyorum ama ne zaman izlesem hala bir şekilde garip geliyor gözüme..Özellikle ilk bölümlerinde kapatmamak için biraz cebelleniyorum, ama son bölümlere geldiğimde iyi ki devam etmişim, “iyi ki izlemişim” demeye başlıyorum..Sanırım Japon yapımları bende hep böyle hissettirmeye devam edecek..

Bu anlatacağım dizi 10 bölümlük olup başına oturup izlemeye başladığında anında bitiveren bir özelliğe sahip. Hikaye lisede geçiyor –hala lise temalı yapımları izlemekten bıkmadınız mı derseniz, hala kendini izletebilenler var derim- .Üç ana karakterimiz var; kızımız “Nobuta”, şöyle dışarıdan bakıldığında – ki bakmak da kolay değil- yüzünü kapatan uzun siyah saçları, kambur profili, kelimeleri ağzından kerpetenle çıkarıyormuşsun gibi zar zor konuşması ve güleceğim diyerek suratını daha korkunç bir şekle sokması ile; yaşıtlarının aksine içine kapanık, yalnız bir karakter.Bu hallerinden dolayı okulda diğer kızlara kabadayılık taslamaları için tam bir açık hedef haline gelebiliyor..Dizimizde zaten ismini bu kızdan almakta, manasını daha sonra açıklayacağım..

NobutaPowerENTER

Diğer bir karakterimiz; Shuji..Çocuk tam bir karizma, okulun en popüler çocuğu olup herkes tarafından seviliyor, herkes ona imrenerek bakıyor.Ama özünde bütün bu popülerlik hikayesinin aldatmaca olduğunu biliyor; sevse de sevmese de “popülerlik” uğrana rol yaparak geçiriyor lise hayatını.Hatta birlikte vakit geçirmekten hoşlanmadığı , ama herkesin “mükemmel çift” olarak gördüğü okulun en güzel kızıyla çıkıyor; tabi bu durumdan pek de hoşnut değil ama yine de herkes tarafından sevilme isteği bütün davranışlarını şekillendirmiş vaziyette.Evdeki ve okulda ki hali arasında dünyalar kadar fark var.Zaten ona göre okuldaki herkes birer çocuk ve o da içlerinde yetişkin olup; çocuk gibi rol yapmak zorunda kalarak lise günlerinin geçip gitmesini bekliyor.

wiki-shujitoakira2

Ve son karakterimiz; Akira..Canım ciğerimdir o benim, o kadar seviyorum ki onu anlatamam.Aslında nefret ediyordum en başında; duygu tam olarak nefret değil ama o ortaya çıktığında bir “hoşnutsuzluk” duygusu içinde buluyordum kendimi.Sonrasında nasıl bu kadar sevdim, her sahnede nasıl gözlerim onu aramaya başladı inanın bilemiyorum.Başta o konuşma şekli, davranışları irrite ediyordu beni, sonlara doğru bir baktım bende onun yaptığı o garip hareketleri evin içinde kullanmaya başlamışım..-itiraf ediyorum kendimden utanıyorum şu an- Bu çocuğumuz, oldukça zengin olup dizinin en eğlenceli karakteridir ayrıca.Nobuta, bir gün yeni öğrenci olarak bizimkilerin sınıfına katılıyor ama daha ilk andan itibaren diğerlerinin küçümsemelerine, zorbalıklarına maruz kalıyor..

Fanwall_Nobuta_wo_produce_by_Chiribu

Bu duruma içten içe üzülen Akira ve Shuji bizim kıza yardım etmek istiyor ve Nobuta’yı popüler etme planını hayata geçirmeye karar veriyorlar.Okulun çatı katında her gün buluşan bu üçlü, kimselerin haberi olmadan –hatta hiç kimseye arkadaş olduklarını belli dahi etmeden- yeni planlar yapıp bunları uygulamaya çalışıyorlar.Tabi her seferinde birileri tarafından sabotaja uğruyorlar, ki bu da dizinin heyecan kısmını temsil ediyor.Bu süreçte, Shuji; belki de hayatında ilk defa rol yapmadan, ne düşündüğünü çekinmeden söyleyebileceği insanların arasında; gerçek “arkadaş” sahibi olmayı öğreniyor.Bu süreci izlemek o kadar güzel ki, özellikle son bölümlerde baya yoğun duygularla yaşadık bunu.İtiraf ediyorum ağlamasam da gözlerim doldu..

Akira, evet o da arkadaşlığı öğreniyor ama hayatında değer verebileceği bir şey elde etmiş oluyor; “sevmeyi” öğreniyor..Yaa, bu Akira’dan bahsetmek içimi aydınlatıyor valla, sevdim keretayı diyeceğim ama o zamanda çok yaşlıymışım gibi olacak..Neyse gelelim dizinin ismini aldığı ana karakterimize – bu arada hangi Japon dizisine baksam bu kıza baş rolde, ne kadar seviliyor o öyle- Nobura; zamanla kendini açmayı öğreniyor, arkadaş edinmeyi, diğerleri tarafından sevilmeyi ve onları sevebilmeyi..Dizinin en az konuşan karakteri ama işte baş rol kendine ait; ve çok da güzel oynamış..Bir süre sonra masum halleri ile milletin kalbine taht kuruyor zaten..

nobuta-wo-produce

Eğlenceli bir dizi, ama eğlencenin yanında bir o kadar da duygusal, yeri geldiğinde dramatik, yeri geldiğinde heyecanlı..Arkadaşlığın değerini öğrenmek adına izlenebilecek en iyi dizi bu derim herhalde; zira şu an aklıma kıyaslama yapabilecek bir dizi bile gelmiyor..Erken bitti, daha uzun olabilirdi diyen bir sitem içine dahi girebilirim, ama ne çare bitti geçti işte..Kız bir tarafa ama erkek karakterlerimiz, gözümde ayrı bir değer kazandı..Bu yorum farklı yollara sapmak üzere onun için artık bitse iyi olur diyorum ve linklerimi vererek kaçıyorum.Buradan izleyebilir, buradan indirebilirsiniz, önerilir..

18/10/2009

Geleceğe dönüş ~ Her daim…

bttf3-clock

Bu seriyi izlemeyen yoktur diye düşünüyorum, zira hala izlemeyen varsa gidip başını bir yerlere vursun bir zahmet..Geleceğe dönüş serisi o kadar kıymetli geliyor ki bana, kendi kardeşlerim de dahil izlemeyen birilerini görünce asıl ben şaşkınlığa düşüyorum..Bu seriyi kaç defa izledim; bıkıp usanmadan daha kaç defa izlerim hiç bilmiyorum ama kendi çağını aşan bir fikirden kök almış bir film olunca; ve benim gibi bir izledi mi ve de beğendi mi yapışan bir kişilik bu filmi bulunca kolay kolay vazgeçilmeyenler arasına giriyor böylece..C-nbce saolsun, yine bu işe de al atmış ve seriyi hafatad bir filmini yayınlamak suretiyle bizim gibi sevenlerin beğenisine bırakmış..

Aslında bundan haberim yoktu, ta ki bir gece vakti –sanırım 3 falandı- nöbette işleri bitirmiş iki lokma bir şeyler yemek için mutfağa geçtiğimizde televizyonda fark edene kadar kendisini..Bir heyecanla izlemeye başladık; arada kalkıp oturduk ama serinin ilk filmini bitirmiş olduk birlikte..İkinci film ise yine beni nöbette yakaladı; bu sefer tek başıma oturdum izlemeye çalıştım ama nafile vakit bulup hepsini seyredemedim..Yine de zaten her karesini ezbere bildiğin bir filmi, uzaktan da olsa görmek yetiveriyor insanoğluna..Marty ve Doktor Brown’un zaman makinesi ile başlayan maceraları; geçmiş, gelecek; değişmiş bir şimdiki zaman ve çok uzak bir geçmiş yaparak bizi maceradan maceraya sürüklemeye devam etti..Bu filmden sonra dünya kadar orijinal fikirli film geçti önümüzden ama çocukluğumun en harika filmi olarak benim aklımda hala bu seri bir numara olarak kalmaya devam etti..

martydoc

Yani o dönemde böyle bir fikir, ve sahne geçişleri, hikayenin birbirinden kopmadan soru işareti yaratmadan devam edebilmesi derken ve de tabi o dönem benim yaşım da göz önüne alınırsa bu kadar sevilmesi; o kadar milyon dolarlık hasılatlar yapması kaçınılmaz oluyor. Şimdi çocukluğumu hatırlıyorum da nasıl da heyecanla izlerdim; ne mübarek bir seriymişsin sen diyorum şimdi..Belki de yaşlanınca şimdiki filmler gözüme öyle görünecek; filmlere karşı beğenim ve yaş arasında doğru orantı olduğunu artık kabul ediyorum..Neyse bu yazı bir şekilde bu seriye saygı yazısı olsun istedim ama artık olduğu kadar; seviyoruz velhasıl..